Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Beyaz müslümanların ‘bizden’ olana sınırlı tepkisi!
19 Kasım 2010 / 17:40
Selçuk Üniversitesi’nden Dr. Nezir Akyeşilmen “Laikçilerin jakobenist tavrını beyaz Müslüman elitte de görmek pekâlâ mümkün” olduğunu savunuyor. Taraf gazetesinde yayınlanan yorumunda Akyeşilmen kompleks halinin burada duble çalıştığını da söylüyor.

Tamamen demokrasi ve insan hakları çerçevesinde değerlendirmelerde bulunan Akyeşilmen müslümanların ciddi bir özeleştiri içine girmesi gerektiğini, Hayrünnisa Gül’ün sözlerine gereken tepkinin verilmemesine bakarak söylüyor ki, bu sözlerin ‘özgürlüklerimize karşı bir kötülük olduğunu’ öne sürüyor.

 

İnsan hakları ve özgürlük çerçevesinde söylenenleri İslam adına kabul etmek mümkün görünmese de, müslüman camianın AKP tarafından gelen eleştirilere karşı sert tepki göstermediği de malum. Müslümanların kendilerinden olduğuna inandıkları iktidar sahiplerine, iktidarda zarar görmemeleri uğruna ses çıkarmadıkları biliniyor. İktibas’ın bugüne kadar üzerinde durduğu konu da müslümanların iktidar sahibi yapılmasındaki amacın müslüman halktan sisteme gelecek tepkileri en aza indirebilmek ve sistemin halk tarafından benimsetilmesini sağlamak olduğudur.

 

Nezir Akşeyilmen’in Taraf gazetesinde yayınlanan yorumu:

 

Osmanlı’nın sön dönemlerinde başlayan ve Cumhuriyet’le hızlanan modernleşme süreci ile birlikte bu toplumun elit kesimlerinde iki zıt eğilim birlikte hep var oldu; birisi halkı küçümseyen jakobenizm, diğeri ise batılılara karşı duyulan aşağılık kompleksi.

 

Cumhuriyetin ilk yıllarında yabancıların sıkça uğradığı Ankara Kızılay meydanına negatif imaj oluşturuyor endişesiyle köylü kıyafetleriyle dolaşan insanlarımızın alınmaması güçlü bir aşağılık kompleksinin tezahürüdür. Yine bu tarihlerde resmî ideolojinin bekçiliğini yapan bir gazetenin “halk plajları doldurdu, vatandaş denize giremedi” şeklindeki başlığı ise tam bir jakoben tavır. Bu jakoben tavrı daha net gösteren olay ise, Tek Parti Jakoben dikta rejiminin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan, 1944 yılında tutuklanan Osman Yüksel Serdengeçti’ye “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var. Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek” şeklinde olmuştur. Jakoben elitin bu ikilemini gösteren sayısız örnek birçoğumuzun bilgi dağarcığında mevcuttur. Bugün bile temel hak ve özgürlükleri dahi bu aşağılık kompleksi ve jakoben tavırla tartışma konusu yapan, sınırlamaya çalışan ve bir ölçüde başarılı(!) olan kesimler var.

 

Bu jakobenist tavır ve aşağılık kompleksini sadece laikçi, ulusalcı, militarist elite mal etmek haksızlık olur. Onlar bu işin öncüsü, piri ve militanı olabilirler fakat, aynı meziyetleri onların tilmizleri olan bazı beyaz Müslüman elitte de görmek mümkün. Daha vahimi, bazı beyaz Müslümanlarda var olan aşağılık kompleksi sadece Batılılara karşı değil, aynı zamanda beyaz Türklere karşı da aynı kompleks hali var. Yani kompleks hali burada duble çalışıyor. Bu durum bazen, daha da vahim sonuçlara neden olabiliyor. Son zamanlarda İslami kesimden bazı kişilerin eylem ve söylemlerini “provokasyon” olarak niteleyip, kendi modelini dayatan başka İslami kesimler, İslam’ın ve insan haklarının ebeveyne tanıdığı velayet ve çocuğunu inancı ve kültürüne göre şekillendirme hakkını, din ve vicdan özgürlüğünü, özgürlük ve eğim hakkını “cehalet” olarak tanımlayanların bakışı, laikçi jakobenizmden ne kadar farklı acaba?

 

Modern demokrasilerde kimsenin kimseye bir gömlek biçme hakkı olamaz. İnsanın temel hak ve özgürlükleri ise hiçbir şart altında tartışma konusu bile yapılamaz ve ihlal edilemez. Bunu yapan devlet hem İslam anlayışı, hem modern siyaset bilimi, hem de insan haklarına göre meşruiyetini kaybeder ve vatandaşın buna karşı direnme hakkı doğar. Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin giriş kısmı, “insanın zorbalık ve baskıya karşı son çare olarak başkaldırmak zorunda kalmaması için” insan haklarının korunması gerektiğine vurgu yapar.

 

Günümüz insan haklarının en temel belgesi olan Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nin din ve vicdan özgülüğü ile ilgili olan 18. maddesine bakıldığında ise, jakobenlerin tüm dayatmalarının temelsiz, asılsız ve insan hakları ihlali olduğu görülecektir: “Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din veya inancını değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancını tek başına veya topluca ve kamuya açık veya özel olarak öğretme, ibadet ve uygulama yoluyla açığa vurma serbestliğini de kapsar.” Bu kadar sarih ve açık olan bu maddenin 80 yıldır nasıl uygulanamayacağı tartışmasını tam bitirecekken, resmî ideolojinin yeşil boyalı yorumlarıyla bir 80 yıl daha mı tartışılmak isteniyor?

 

Jakobenizm bir kesimin ideolojisini dayatması, halkı küçük görmesi ve bir aydınlanma misyonerliği ise, birilerinin kalkıp “bu ülkeye İslam gerekiyorsa onu da biz getiririz” tavrı, Nevzat Tandoğan’ın tavrından çok farklı değildir.

 

Bence bu ülkede, Müslümanlar ciddi bir özeleştiri içine girmelidir. 28 Şubat retoriğini taşıyan gazete manşetlerini “28 Şubatçı medya” atsaydı, ya da A. Necdet Sezer’in eşi “ilkokulda başörtüsü cehaleti” diye bir söz sarf etseydi, İslami kesimin tepkisi ne olurdu? Aynı tepkiyi bugün “bizden” diye göstermiyorsak bu en hafif deyimle özgürlüklerimize karşı bir kötülüktür. Bir sözü kimin söylediğine değil, ne söylendiğine bakmak lazım. Aksi takdirde 28 Şubat ve Kemalist cunta değil, özgürlüklerimizi bitirecek olan şey, benim “jakobenim iyidir” anlayışı olacaktır.

Dr, Selçuk Üniversitesi

nezmen@yahoo.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 13 °C
Hakkari
-7 / 10 °C
İstanbul
13 / 18 °C
İzmir
13 / 18 °C