Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tarihin sonunu tahmin eden adam!
19 Kasım 2010 / 13:15
Hollanda’da yayınlanan Filosofie Magazin dergisinin Francis Fukuyama ile yaptığı söyleşide demokrasi ön planda yer alıyor.

Fukuyama Liberal demokrasiyi savunurken hatalarının düzeltilmesi gerektiğini ve bunun için de kurumlardan başlanması gerektiğini savunuyor.

 

İktibas - Hollanda

 

Derginin Ekim sayısında yayınlanan söyleşide Bush politikalarının yanlışlığının altı çizilirken, şu an Amerika’da İslam’a karşı tepkinin ve korkunun 2001’den daha fazla olduğu belirtiliyor.

 

Söyleşinin sonunda “Allah inancı ‘demokrasi ve özgürlüğe’ galip gelecek gibi gözüküyor” sorusuna ‘müslümanların yönelebilecekleri çok kısıtlı hareketler’ olduğunu yani gidecek yerleri olmadığını söyleyerek cevap veriyor Fukuyama. Demokrasinin üstün geleceğini öne süren Fukuyama’nın Mali, Senegal, Endonezya’da demokrasinin başarılı olduğunu iddia ediyor ama bunun için herhangi bir dayanak da göstermiyor.

 

Fukuyama ile yapılan söyleşiyi dikkatinize sunuyoruz:

 

‘Tarihin Sonu ve Son İnsan’ isimli kitabın yazarı Francis Fukuyama Hollanda’nın Leusden şehrinde verdiği seminerin ardından ‘Filosofie Magazine’ dergisiyle yaptığı söyleşide ilgimizi çeken bazı açıklamalarda bulundu. Bilindiği üzere tüm dünyada fikirleriyle ün yapmış Fukuyama 1992 yılında ‘tarihin sonunu’ tahmin etmişti; bütün ideolojik çatışmalar eriyip yok olacaktı ve tüm dünyada demokratik düzen hakim olacaktı. Çünkü ona göre liberal demokrasi bir toplumu düzenlemek için en mükemmel model idi.

 

Röportajdan anlaşılıyorki, Fukuyama yirmi yıl ve bir kaç savaş ardından fikirlerini gözden geçirmiş, ama halen liberal demokrasiye inanmakta. 2006 yılında çıkan ‘Neo-Concuların sonu’ adlı kitabında daha önceleri savunduğu Amerikan dış politikasını eleştirmekte. Özellikle Irak savaşını büyük bir afet olarak niteliyor. Ona göre Bush hükümeti radikal İslam’ı büyük bir tehlike olması konusunda çok fazla abartmıştı, Amerika’ya karşı kinin artması gözardı edilmişti ve Irak’ta demokratik model inşa etme konusunda gerçeğinden daha çok iyimserdi.

 

Özellikle bazı Avrupa ülkelerinde (Hollanda’da olduğu gibi) son bir kaç yıl içinde popülizm yayılmakta. Sizce bu yayılmayı sadece popülist söylemlerle halkı kışkırtan politikacılara mı borçluyuz?

 

Hayır, elbette bazı göç ve entegrasyonla ilgili sorunlar uzun bir müddet görmezlikten gelindi. Yeni gelen vatandaşların düşük gelirli kesimlere getirdiği sıkıntılar üst sınıf kesimlere nazaran daha etkili. Elit kesim bu sorunlardan fazla etkilenmediği gibi, zaman zaman faydalandılar ve bu yüzden göçün  getirdiği sorunları gözardı ettiler. Benim ülkemde de sorunun boyutu aynı, ama Amerika ve Avrupa arasında çok önemli bir fark var.

 

Bizde vatandaşlık konusunda herkes Anayasaya bağlı. Nereden göç ettiyse etsin, ister Rusya veya İran olsun, bir göçmen vatandaşlığa kabul töreninin ardından kendini tam bir Amerikan vatandaşı hissetmekte. Kendisini ‘Amerikalı’ diye nitelemekten ve Amerikan pasaportuna sahip olmaktan gurur duymakta ve diğer Amerikalılar da bu insanları kolaylıkla kabul etmekteler. Avrupa’da ise bu şekilde yapılması bana göre daha zor gözüküyor.

 

Hollanda’da uzun süre örneğin yeni gelenler için Hollandaca bilmek bir şart değildi.

 

Bu akıllıca değildi. Sorunlardan birisi müslümanlara ayrı bir konum verilmesiydi. Katolikler, protestanlar ve sosyalistler zaten hepsi ayrı ayrı gruplaşmıştı, ve doğal olarak da müslümanların da ayrı bir grup olması öngörülmüştü. Fakat diğer gruplar farklı olmalarına rağmen aynı tarihi taşıyorlardı ve bir milli birliktelik sağlamışlardı. Müslümanların ise o ülkeyle hiç bir bağları yoktu. Ayrı bir konuma getirilmeleri böylelikle entegre olmalarına büyük bir engel oluşturmaktaydı.

 

Durum Amerika’da aslında farklı değil, sorunlar farklı olsa da. Ground Zero yakınında yapılması planlanan İslami  merkezin bu kadar yoğun protesto edilmesi gerçekten düşündürücü ve bunu anlamak çok zor. 9/11 sorununu çözdük diyebiliriz. Bir daha bu boyutta bir eylemin gerçekleşmesi düşünülemez. Fakat yine de Amerikalılar dokuz yıl sonra İslam’dan daha fazla korkmaktalar.

Müslümanlara karşı verilen tepkiler saygı sınırlarını aşmakta. Bu konuda Goerge W. Bush örnek alınması gereken davranışlar sergiliyordu. 9/11 eylül saldırılarından sonra müslümanlara elini açtı ve sürekli sorunun İslam ile değil, terörizmle/radikalizmle ilgili olduğunu vurguladı.


Sizin temel prensipleriniz nedir?

 

Ben halen liberal demokrasiye inanmaktayım, fakat klasik bir demokratın ‘demokrasi sadece kuralları doğru uygulamak’ demesinden daha öte düşünüyorum. Kurallardan daha öte, insanların azami sorunlarla bir arada yaşamalarını sağlayabilmemiz gerekiyor. Liberal demokrasi, herşeyi kapsayan toplumsal bir mutabakat olmadan, düşünülemez.

 

Güven demokrasi için hayati önem arzetmekte. Toplum arasında, siyasette, bankacılıkta, devlette güven olmazsa toplum dengesini kaybeder. Maalesef demokrasinin bugün yaşadığı sorunlara tam bir cevap verebilmek mümkün değil. Fakat çözüm için önce mevcut kurumlardan başlamak gerekiyor. Öncelikle bu kurumlar, siyaset, bankalar ve örneğin skandallarla gündeme gelen katolik kilise kendini temize çıkartması gerekiyor. Artık yaptıkları karşısında hesap vermeleri gerektiğini bilmeleri ve topluma karşı güven vermeleri gerekiyor.

 

Sizce liberal demokrasinin günümüzde halen yeterince çekici gücü var mı?

 

Tanıdığımız liberal demokrasi daha henüz bir kaç yüzyıldır var. Ve her zaman gelişmelerin sonucunda kendini gösterir. Bir ülkede eğitim seviyesi yükselir ve daha geniş bir orta sınıf oluşursa, ister istemez liberal demokrasiye arzu büyümekte. Örneğin Çin’e baktığımızda bunu görebilmekteyiz. Yaşam standartları arttıkça Çinliler kendi yönetimleriyle ilgili daha fazla söz sahibi olmak istiyorlar. Diğer Asya ülkeler kendilerini bu yönde geliştirdiler, Çin’de neden olmasın? İnsanlar doğal olarak özgürlük içinde, güvenilir bir yönetim altında yaşamak istiıyorlar.

 

Çoğu müslüman ülkelerinde ‘Allah’, demokrasi ve özgürlük arzusuna galip gelecek gibi gözüküyor. Sizce dinin gücünü hafife almıyor musunuz?

 

Olabilir. Ama unutmayalım ki Arap dünyasında bu konuda her türlü muhalefeti eritebilecek birçok otoriter lider mevcut. Halkın Müslüman kardeşler’den ve buna benzer hareketlerden başka yönelebilecekleri alternatifi de yok aslında. Gerçekte iki ayrı model arasında bir rekabet sözkonusu olsaydı bile, demokrasinin halen galip gelemeyeceğinden fazla şüphe duymam.

 

Müslüman dünyasında başarılı demokrasiler de var; Mali, Senegal, 160 milyon müslümanın yaşadığı Hindistan ve en büyük müslüman ülkesi sayılan Endonezya bunlardan bir kaç tanesi.

 

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C