Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Nehri Geçerken…
10 Kasım 2010 / 06:50
1990'lı yılların başında modernizm ve İslam tartışmalarında adını sıkça duymaya başladık onun. İslam'ın modernizme itirazlarını dile getiren ve bunları kuvvetli delillere dayandıran görüşleriyle İslami düşünce çevrelerinde heyecan uyandırmaya başlamıştı.

Vedat AYDIN-PALANDÖKEN GAZETESİ

 

Bilgi ve Hikmet dergisine yazdığı hacimli yazılarla dikkatleri üzerinde toplayan sosyolog Abdurrahman Arslan, modernizme yaptığı itirazlarını salt İslami fikirlere dayandırmıyor, batının kendi tarihinden örneklerle de gözler önüne seriyordu.

Müslüman fertlerin kendi kadim geleneklerine sırtlarını döndükten itibaren bellerini doğrultamadıkları gerçeğini devamlı olarak dile getirmektedir. Müslümanların kendilerini modernizmin büyülü dünyasına kaptırmasıyla ortaya çıkan sonucun ölümcül olduğunu hatırlatmaktadır, yazarımız. Öylesine ciddi uyarılar yapmaktadır ki, Müslüman ferdin bu uyarılar karşısında başlarını iki elleri arasına alıp uzun uzun düşünmeleri gerekmektedir: "Müslümanlar bütün tarihleri boyunca hiç düşünmedikleri bir şeyi yapmaya kalkarak, mağlubiyetlerinin sebebini hep kendilerinde bulurken, bu kez başka yerde arayacaklardır. Ve ilk defa mağlubiyetin sebebini kendi dışlarında yani dinlerinde görecek; dinlerini tartışma konusu yaparak onu suçlayacaklardır. Bunun modernitenin ilk ve büyük sersemletici sonuçlarından biri olduğunu vurgulamak gerekmektedir". (Modern Dünyada Müslümanlar, sh. 20).

‘Modern Dünyada Müslümanlar’ Abdurrahman Arslan'ın yayınlanan ilk kitabıydı. Daha sonra Yeni Bir Anlam Arayışı, Sabra Davet Eden Hakikat adlı kitapları yayımlandı. Geçtiğimiz günlerde Beyan Yayınları'ndan çıkan Nehri Geçerken adlı kitabı ise, değişik zamanlarda kendisiyle yapılan söyleşi ve soruşturmalardan oluşmaktadır. Birinci bölümde söyleşiler, ikinci bölümde ise soruşturmalar başlığıyla ağırlıklı olarak modernizm tanımı, Müslüman birey ve toplulukların bundan nasıl etkilendikleri üzerinde durmaktadır. Dünyevileşme olarak tanımlayabileceğimiz bu sürecin çok tahripkâr olduğunu, Müslüman fertlerin bu sürece karşı direnç kabiliyetlerini yitirmemek için İslam'ın özüne dönmeleri gerektiğini devamlı surette vurgulamaktadır. 'Seküler süreç kendi içinde helak taşıyan bir süreçtir' diyerek, bu süreci az hasarla gidermenin gerekliliğine dikkat çekmektedir. Bu yüzden 'Kur'an insanlara dünyayı algılama hususunda bütüncül bir bilinç kazandırmak ister' derken, İslam'ın Müslüman bireye ümmet şuuru kazandırdığına vurgu yapmaktadır. Modernizmin ve modern insanın trajedisine dair 'nefsin azgın taleplerine yönelik şuursuzca teslimiyet'i sorgulayan önemli tespitlerini hep birlikte okuyalım:

'Konformizm, bu günkü haliyle alışılmış kalıplara uyum ve bu uyumun neticesinde meydana gelen esarettir. Ferdi ya da toplumsal düzeyde bir değişimden bahsettiğimizde, aynı zamanda iradi bir tercihten de bahsetmemiz gerekir. Ama konformizm, çok zaman insanın iradesini dumura uğratan bir ortamı ifade eder. İnsan kendisine dışarıdan yapılan daha iyi bir hayat teklifini, çok zaman alıştığı rahatlığı kaçırır korkusuyla reddeder. Böyle bir teklifin iyi ya da kötü olduğunu nasıl anlayacağız? Bunun imkânı 'vahiy'dedir; vahiyle olursa sorun olmaktan çıkabilir. İnsan ister fakir olsun ister zengin olsun içinde yaşamakta olduğu hayat tarzının belirlediği ufuklar içinde dünyayı ve kendini ağlılar, anlamlandırır. Bu haliyle insan ancak yaşadığı hayat deneyiminin dışından gelen bir bilgiyle yaptıklarının doğru veya yanlış olduğunu anlamlandırma imkânını elde eder. Aksi durum ise bizi tarihselci kabullere taşır.

Tarihselcilik, insanın kendisini ancak tarihin aracılığıyla tanıyabileceğini ve anlamlandıracağını söylemekte; bu da bütünüyle insanın tecrübesini içerir, insan, tarihte bir yaşam biçimi seçiyor ve bir süre sonra da onun tutsağı haline gelerek hayatını sürdürüyor. Peygamberlerin uyarıcılığı bu hayat biçiminin sağladığı rahatlığı bozacağı için reddediliyor, bunu iki şekilde yapıyor insan; bazen 'biz atalarımızdan böyle gördük' diyerek, bazen de 'bunlar eskilerin sözleridir' diyerek reddediyor. Sorun, içinde yaşanan hayatın tutsaklığının farkına varmak ve onu kırmaktır.' (sh. 83).

Umran, Selam, İktibas, Altınoluk, Vuslat, Özgün İrade, Bilge Adamlar, Renkli, Taraf, Kur'an Nesli, Haksöz, EskiYeni, Milli Gazete, Rıhle gibi dergi ve gazetelerde yayınlanmış söyleşi ve soruşturmalardan oluşan Nehri Geçerken adlı kitap, Abdurrahman Arslan'ın 'İslam', Modernizm', 'Demokrasi' 'Aile', 'Cemaat ve Toplum', 'Batı', 'Cihad', 'Kitle ve İletişim Araçları', ''İslam ve Siyaset', 'Ahir Zaman', 'Ortadoğu', 'Şirk Kültürü' gibi kavram ve konuları irdeliyor. Yazarımızın çok sık vurgu yaptığı din ile dünyevileşme arasındaki ayrımın daha iyi anlaşılabilmesi için şu tespitleri okuyalım: ' İslam'da nasıl ki fizik-metafizik, kutsal-kutsal dışı ayrımları bulunmuyorsa din ve dünya ayrımı da yoktur. Ahret, 'dünyanın' devamıdır. İslam'a göre dinin varoluş sebebi dünyadır; dünya ise ahret için vardır. Yani İslam bizim bu dünyamızı ahiret için düzenlemeye gelmiştir; her şeye bu kadar yoğun şekilde müdahil olmasının, ona inanan mümini boşluk bırakmaksızın engin bir sabırla bilgilendirmesinin sebebi budur; bu, kendisine inanan mümine sonu gelmez sevgisinin bir tezahürüdür. Dolayısıyla Hıristiyanlığın teolojik paradigmasının yaptığı ayırımlar ve bu ayırımların modernist paradigmadaki sekülerleşmiş kavramlarla ifadeleri, bizim için açıklayıcı olmaktan çok, kafa karıştırıcıdırlar.' (sh. 330)
Nehri Geçerken
Abdurrahman Arslan, Beyan Yayınları
İstanbul, Ekim 2010

Bu yazıya toplam (2) yorum eklenmiştir.
Mehmed Durmuş
10 Kasım 2010 Çarşamba 20:49
....
Abdurrahman bey, örnek bir mü'min mütefekkir olarak temayüz etmektedir.
Asım Öz'ün ise hızına yetişmek mümkün değil maşallah. Allah emeklerini mübarek, sa'yini meşkur eylesin asım. Allah ecrini versin.
Ahmet Örs
10 Kasım 2010 Çarşamba 00:11
çok güzel.
okuyorum, çok güzel.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 12 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
13 / 18 °C