Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Uzlaşma Tuzağı (2. Bölüm)
07 Kasım 2010 / 15:25
İslam’ın siyasi bir güç olarak ifade edilmesinin yeryüzündeki en zor ve en büyük sorumluluk olduğunu biliyoruz.

Ali ŞALCI/Mersin

İslam’ın kendisi yeryüzünde her yönüyle her alana hakim olmak istemektedir. Yani yeryüzünde tek olmayı ve tek kalmayı istemektedir. Bu yönüyle de yeryüzündeki bu hedefini bildiğimiz insanlık tarihinin en eski dönemlerinden günümüze kadar istikrarlı ve ısrarlı bir şekilde taviz vermeden koruyan tek din olma özelliğini taşımıştır. Öyle ki hiç kimseyle, hiçbir zümreyle, hiçbir ideoloji ve hiçbir dinle de bu hedefini paylaşmayı kabul etmemiştir. Kendisi olarak yaşadığı dönemin dünyasına bu anlayışla hakim olmuş ve yeryüzündeki fazlalıkları (beşeri ve bozulmuş ilahi kökenli anlayışları) temizleyerek Allah’ın hakimiyetinin yeryüzünde nasıl kurulması gerektiğini de bir metod olarak ortaya koymuştur. Kuran’ın gördüğüm en önemli vurgu noktası çeşitli dönemlerde gönderilen peygamberlerin Tevhit mücadelesini anlatırken karşısına çıkan tüm batıl dinleri dinlememiş olmasıdır. Yani halk deyimiyle adam yerine koymamayı esas belirlemesidir. Diğer bir ifadeyle uzlaşmama taviz vermeme mantığının temelinde de aynı anlayışla hareket edilmesini esas koymuş olmasıdır. Uzlaşma Tevhit dininin temsilcilerinin kavram olarak üzerinde kafa yormaları gereken bir kavramdır. Müslümanlar kendilerini ifade ederken mevcut düzenden taviz koparıp da bir şeyler yapabilir miyim (ki yapmak istedikleri aslında bozulmuş İslami gelenekleri daha rahat yaşamak için olmuştur) anlayışıyla İslam’ın yeryüzündeki hakimiyetine karşı saflarını şirkin saflarında belirlediklerinin farkına bile varamamışlardır. Küfür düzeni de Tevhit düşüncesine karşı yeryüzünde farklı dinler, ideolojiler, izimler, doktrinler, öğretiler, hevalar ve hevesler adı altında çeşitlenerek tek (tevhidi) isim altında var olarak yeryüzünde Tevhit dinini hakim kılmaya çalışan Müslümanların düşüncelerine bir virüs gibi sızmış ve tavizler kopararak Müslümanları Tevhidi düşünceden metod ve hedef olarak kopartmıştır. Müslümanlar şeytanın etraflarında 360 derece sürekli tur attığını ve Müslümanlardan taviz koparma gayesiyle önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından yaklaştığı gerçeğini göz ardı etmişlerdir.

Küfür Düzeni dünyada İslamizasyon politikasını bu amaçla uyguluyor. Bakıyoruz ki Müslümanlar kendilerini ifade etmek için (aslında şirk düzenini sağlamlaştırıyorlar) Şirk düzeninden izin alarak siyasi partiler kuruyor, Allah’ın yeryüzündeki hakimiyetine ortak arayışı için köprü vazifesi görüyorlar. Düzen yıllardır Müslümanların siyasi hedeflerini MNP, MSP, RP, FP, SP, AKP ve HAS PARTİ gibi sistem içi oluşumlarla Tevhit düşüncesini şirkle uzlaştırarak Allah’ın yeryüzünde tek olma anlayışını engelleyerek Allah’la uzlaştırmaya çalışma noktasında bu oluşumları destekleyerek Müslümanlara Şirkin elçilik görevini yaptırıyor. İşin garip tarafı (burada gülüyorum) MNP HAS partiye kadar saçaklandırılarak evrillirken bu evrilmeyi Müslümanlar kendi yeni arayışları olarak algılıyorlar. Oysa İslamizasyon politikasının bir gereği olarak bu isimlerin sürekli evirilmesi (evrildikçe de evrim geçiriyorlar) Şirk düzeninin kendi arayışından başka bir şey değildir. Bu garip anlayışı taşıyan Müslümanlar İktidar olamadıklarında ise muhalefette kalarak şirk düzenine hizmet etmeye devam ediyorlar..

Müslümanlar İmam Humeyni’nin (r.a) siyasi basiretiyle dünyadaki siyasi gelişmelerle yakından ilgilenmeye başladılar. Türkiye’de İslami çevreler dünya siyasetini iyi okudular. Bunu anlayan şirk düzeni Müslümanların geliştirdikleri bu yeteneklerini hem kendi dış siyasi manevralarında kullanmak hem de Müslümanlardan taviz kopararak içeride Müslümanların tevhid anlayışını törpülemek için bir fırsat olarak kullanmaktan kendini alamadı. Bu kapsamda Küfür Sistemi siyaseti şeytan olarak algılayan Fethullah Hoca gibi uzlaşmaya dünden razı olan sözde İslamcı hareketleri de siyasete çekerek dünyanın içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi krizi aşma noktasında ciddi mesafeler kat etti. Şu son dönemde ABD deki yeni ÇAY Partisi’ne dikkat çekmek gerekiyor. Cumhuriyetçileri bile sert bir şekilde eleştirerek Kafir olmanın gereğini yeterince yerine getiremiyorsanız kenara çekilin bu işi yeryüzünde en iyi biz yaparız mesajını vererek iktidara doğru geliyorlar. Mahir Kaynağı bile endişelendiren bu hareketlenmeyle birlikte yeryüzündeki tüm siyasi hareketlenmeler aynı paralelde dikkatimizi çekiyor. CHP hızla eviriliyor (tabi evrim geçirerek). Yeryüzünde İslami hiçbir siyasi yapıyı (uzlaşan ya da uzlaşmayan) görmeye bile tahammülü olmayan yeni dünyanın aday siyasi projesistleri tüm Yahudi şirket ve lobileriyle harekete geçtiler. Düzen buna karşı yakın zamandan beri hızla kendi siyasi iç ayarını yapmaya başladı bile. Kurulduğundan beri bir türlü İslamileştirilemeyen CHP hızla AKP’lileştirilerek yeni siyasi geleceğe doğru yol alıyor. CHP bu anlamda AKP’nin uluslararası arenadaki yeni makyajı olacakmış gibi ince hesaplarla yeni siyasi dönüşüme doğru daha şimdiden hazırlanıyor. Nasıl olsa AKP gibi Numan Kurtulmuş’un HAS Partisi’nin de MNP halkasına dahil olmasıyla yeni stepneleri çok olacaktır sistemin işletilmesi için..

Müslümanların yeryüzündeki siyasi algılarını Kur’an’ın kaynaklık ettiği Tevhidi mücadeleye uygun metodlarla oluşturmaları, Kur’an’daki Peygamberlerin Tevhidi mücadeledeki örnekliklerinin esas alındığı tarihsel bilinç ve siyasi birikimle sistem içindeki pozisyonlarını yeniden ayarlamaları gerekmektedir. Müslümanlar içinde yer aldıkları uzlaşmacı mantıkla hareket ettirildikleri tüm siyasi mevzileri terk etmelidirler. Allah kendisine ortaklık tanımamakta ve yeryüzünün hiçbir siyasi yapısıyla uzlaşmak istememektedir. İslam din olarak uzlaşmayı kendi inanç değerlerini ve ilkelerini az bir pahaya satmak olarak tanımlayan tek dindir. İslam hayatın her alanında konuşularak gündeme gelmeye devam ediyor. Şimdiye kadar Şirk düzeni İslamizasyon politikalarını geliştirip Müslümanlarla uzlaşarak İslam’ın yükselen hızını yavaşlatmaya çalıştı ve ancak bu noktaya gelebildi. Müslümanlar artık uzlaşma mantığının Müslümanlara ve Tevhid dinine nasıl zararlar verdiğini İslami hareketin neden toplum temelinde kendisine yer bulamadığını anlamaya başladılar. Buna paralel olarak Şirk düzen olarak çok sistemli bir acımasızlıkla kendini yenileyecektir. Müslümanların okuyarak yazıp yorumladıkları bütün ayetlerin yazılıp okundukları yerden taşıp harekete geçerek hayatın içinde tecelli edeceği günler kapımızdadır. Şimdiye kadar İslami hareket çok kayıp verdi. Çok dökülenler oldu bu yolda. Ama Mehmet Durmuş ağabeyimizin vurguladığı gibi geride sağlam olanları kaldı ve İslami hareket ancak onlarla hedefine ulaşacaktır.

Bizden önceki Tevhit mücadelesinin şahitleri gibi sıkıntı çekmeden, küfür sisteminin sağladığı imkanlarıyla cennete giremeyeceğimizi biliyoruz. Başımıza çok sıkıntılar ve katlanılmaz darlıklar da gelecektir. Hatta Tevhidi mücadelenin liderlerinin bile "Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?" feryatlarına da şahit olacağımıza inanıyoruz. Ama bütün bunların Allah’ın Tevhid mücadelesini ortaya koyan inananları için Sünnetullah’tan olduğuna da inanıyoruz. Ve biliyoruz ki Müslümanlar tüm uzlaşma tuzaklarına karşı artık gözlerini açacaklardır. İşte o zaman Allah’ın yardımı yakındır… (Bakara suresi 214)

 

Yazının birinci bölümünü okumak için: Sorunlar Uzlaşma Tuzağı mı?

Bu yazıya toplam (4) yorum eklenmiştir.
ilyas metin
09 Kasım 2010 Salı 12:30
z.çelike
yorumda belittiginiz,
/Tevhid ve Adalet temel anlayisina dayanan " ehli sünnet vel cemaat " görüsünün bütün dünya müslümanlarinin kurtulusu olmalidir/
ehli sünnet vel cemaat cümlesi dogru olan degil.dogrusu NEBEVİ SÜNNETTİR
selamlar
ali.salci
08 Kasım 2010 Pazartesi 21:24
Humeyni(r.a)ve yaklaşımımız.
z.çelik kardeşim..şii mezhebiyle ilgili herhangi bir cümle yok yazımda.Mezheplerle ilgili sitemiz yayınlarsa yakında yazı yazmayı da düşünüyorum.Humeyni İslamın siyasi tavrını tüm müstekbirlere karşı şerefli bir şekilde ortaya koymuştur.Bu anlamda hakkını teslim etmek gerekir.Amerikanın İran içindeki ve bölgedeki tüm şeytani çıkarlarını söküp atan bir devrimede öncülük etmiştir.Ancak tabiî ki İranın mezhebi taassubu Kuran İslamının devrim sonrası İran toplumunda hayat bulmasının önüne geçmiştir.Ehli sünnet anlayışının içinde ne kadar çok bidat ve hurafe varsa,şii anlayışın içinde de fazlasıyla var.İktibas dergisi yıllarca mezheplerin İslam dışı anlayışlarını Kuranın inanç ve amel (bir bütündür)anlayışıyla karşılaştırarak sürekli gündeme getiren bir çizgiye sahiptir. Yıllardır mezhepler konusunda İslami hassasiyeti olan bir anlayışla çekinmeden eleştiriler getirerek yazılar yayınlamıştır..Bizim için esas Kuran’dır ve Resulullah’ın Kuranla sağlaması yapılmış sahih sünneti ve hadisleridir. Humeyni’nin takdir ettiğimiz vasıfları Kurana uygunluğundandır..Allaha emanet olunuz…
halil yavuzer
07 Kasım 2010 Pazar 23:30
z.çelik kardeşe
z.çelik kardeşim ehli sünnet vel cemaat nasıl bir siyasi mezhepse şiada aynı şekilde bir siyasi mezheptir. aslolan kuran ve sünnete olan bağlılıktır bu ikisi dışında başka bir mezhepte olabilir yeterki kuran ve sünnet dairesi içerisinde olsun şianın kuran ve sünnete aykırı yönü varsa onu eleştiririz ehli sünnetinde yanlışı varsa onuda eleştiririz. Allaha emanet olun
Z.Celik
07 Kasım 2010 Pazar 21:19
Analiz;
Sayin Ali Salci kardesim yazin icerik olarak cok önemli vurgular ve tesbitler iceriyor agzina ve yüregine saglik.
Yalniz katilamadigim bir konu var imam Humeyni ve iran ,in siilik ideolojisi konularindada ayni islam,i hassasiyeti göstermeliyiz diye düsünüyorum.
Tevhid ve Adalet temel anlayisina dayanan " ehli sünnet vel cemaat " görüsünün bütün dünya müslümanlarinin kurtulusu olmalidir.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 13 °C
Hakkari
-7 / 10 °C
İstanbul
13 / 18 °C
İzmir
13 / 18 °C