Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hamza Er ‘Öncüler’i anlattı
02 Kasım 2010 / 20:00
İktibas Kayseri Şubesi faaliyetlerine gazeteci-yazar Hamza Er’in sunduğu Kur’an kavramlarından biri olan ‘Sabikûn/Öncüler’ ile başladı. Oldukça iyi bir katılımla gerçekleştirilen sohbet soru-cevap bölümüyle birlikte iki saate yakın sürdü.

Haber: İlyas Aydın/Kayseri-İKTİBAS

Hamza Er konuşmasına, selamlama ile başladıktan sonra İktibas Dergisi’ne, yüreklerindeki sıkıntıyı paylaşma fırsatı verdiği için teşekkür etti. Hazma Er, yazılarda aktarılmayan duygu ve heyecanların yazı sahibi tarafından bizzat dinlenmesi halinde etkisinin daha farklı olduğunu kaydetti.

Kur’an’î bir kavram olan Sabikûn/öncüler, önde gidenler, öne geçenler konusunu Kur’an çerçevesinde kalarak işleyen Er, bu konuyu seçme sebebini açıklarken, insanların İslamî duyarlılıklarının ve sorumluluklarının olmaması, toplumda tevhidi bir dönüşüm olmamasının öncü şahsiyetlerin eksikliğinden kaynaklanabileceğini düşündüğünü belirtti. Er, herkesin, üzerine ölü toprağı serpilmişçesine, elinden tutup çekecek birilerini beklediğini söyledi.

Kur’an ayetleriyle, konuyu anlaşılır, etkili ve harekete geçmeye zorlayan bir dil ve heyecanla anlatan Hamza Er konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Herkes biz çok iyi vagonlarız, bizi çekmeye lokomotif gelsin diyor. Hiç kimse lokomotif olmaya talip değil. İçe dönük ibadetlerle yetinme hali bizleri kuşatmış. Vakıa suresinde üç tip insandan bahsedilmekte. Cennetliklerden olan ancak çok daha üstün, çok daha özel bir gruptan, öncü şahsiyetlerden haber vermektedir Rabbimiz Allah’u Teala. Elbette Ashabul meymene -sağ ehli- de iyi, onlar da cennetlik Müslümanlar. Ancak sabikûna özel bir sayfa, özel bir parantez açılmış. Hepimiz iyiyizdir, ancak aktif iyi olmalıyız. Yani bu iyiliğin somut izahatlarla karşılığını bulması gerekir. Diri-canlı şahitlerin eksikliği bizim bir araya geldiğimizde konuştuğumuz reçete olarak yazacağımız öncü şahsiyetlerin, dava adamlarının eksikliğidir.

Bizi bu hale getiren sebepler arasında dört bir yandan kuşatılmışlık, dünyevileşme, konformizm, modernleşme sonucu olarak bir bireyselleşme sorunu yaşıyoruz. Dört duvar arasında yaşanan -esasında onda da problem var ama keşke o da sağlam olsa- sadece hayatın merkezine oturtulan şekilsel ibadetler yapılıyor. Bu kesinlikle haşa ibadetleri küçümseme anlamına gelmemelidir. Halbuki bu şekilsel ibadetleri hayatın merkezine oturtup topluma dönük, hayata dönük -hayatın kendisi ibadettir- ibadetlerden kendini beri tutmak, ayrıştırmak sorunu yaşanıyor. Yani bireyselleşme sorunu yaşanıyor.

Ayrıca modern küresel kavramların insanlara vaat etmiş olduğu liberalizm, demokrasi gibi kavramların özgürlük ve yaşam alanları ile yetinme hali ve bu yetinme halinin sebep olduğu fikirsel, eylemsel ve düşünsel sapmalar. Yani Müslümanlar diyorlar ki biz yanlış okumuşuz bugüne kadar bakın ne güzel herkes özgürce her istediğini yerine getirebiliyor, tüm özgürlük alanlarının önü açık, daha ne istiyoruz, din bu zaten. İslam’ın bir devlet talebi yok ki, bunun ekstrasını talep etmenin bir anlamı yok ki deyip yetinen ve büyük bir savrulma yaşayan bir kesim, iki tip örnek olarak karşımızda duruyor. Bu kuşatılmışlık hali biz Müslümanlara Allah’a karşı sorumluluklarımız nedir, kulluk görevlerimiz nedir bunları unutturdu. Birtakım dini vecibelerini yerine getiren bir toplumla yetinmeye başladık.

hamza-er-iktibas2.jpg

Öncü kesimin çıkmasındaki ilk gerekçe insanların içinde bulunduğu cemaatlerin yaptığı zikzaklardan yaka silkip, kuşatılmışlığın da verdiği içe kapanmadan dolayı kabuğuna çekilmesi, eşinin başörtülü olması, kızının başörtülü olarak okumasıyla yetinen, bireysel ibadetlerini yapan ve kalplerinin bir köşesinde bir kurtarıcı bekleyen, ömrünü tüketen bir kesim oluştu. Bir uyanmışız ki her taraf İslamileşmiş. Bakın bu ilk kesim bunlar samimi, iyi niyetli Müslümanlar. Yani kendileri bir sabikun bekliyorlar.

İkincisi ise bu çağda artık olması gerekenin mevcut durum olduğuna kanaat getirenler. Zaten rantı, ihaleleri alıyoruz. Böyle bir ortam sabikun yetiştirecek bir ortam değil. Bu iki problemli ruh hali ortak bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Rahat ve konforundan taviz vermeyen, sorumluluk almayan, fedakarlık göstermeyen ve bedel ödemeye razı olmayan bir düşüncenin sonucudur. Bu kesim öncü kadronun, sabikunun çıkmasına engel olmaktadır. Silik şahsiyetlerden neden sabikun çıkmıyor, bunları düşünmemiz hasbihal etmemiz gerekiyor. Hiç değilse dinleyenler arasından o dava adamı -öncü adam- neden ben olmayım diyecek olanlara bir kıvılcım yakmamız gerekiyor. Bu tür sohbetler belki kardeşlerimizin uyanmasına harekete geçmesine neden olur diye ümit ediyoruz.

iktibas-dinleyiciler-hamza-er.jpg

Davanın yatağı kaydı. Gayemiz kaydı. Hedeflerimizi, gayelerimizi hatırlayacak olursak Hz. Adem’den, Hz. Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin davası Tevhid davasıdır, yürütmüş oldukları mücadele tevhid mücadelesidir. Peygamberlerin mirasçısı biz Müslümanların da mücadelesi, gayesi aynıdır. Rabbimiz Nahl suresi 36. Ayetinde “Andolsun biz, her ümmete, “Allah’a kulluk edin, tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah onlardan kimini doğru yola iletti, onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün” buyurmaktadır. Peygamberlerin varisçileri olan bizlerin tağutun reddedilmesi kulluğun sadece Allah’a yapılması noktasında bir mücadele yürütmesi aşikârdır gereklidir, zorunludur. Peygamberlerin gönderiliş gayesi insanlar üzerinde tahakküm kurmuş,  Rablik taslayan, zorbalık taslayan egemenleri reddetmek, yıkmak,  sarsmak, onları rahatsız etmek için gönderilmişlerdir. O egemenlere isteyerek veya istemeyerek boyun bükmüşleri silkelemek için gönderilmişlerdir. İşte bu temelin altını çizmemiz gerekiyor.

Enbiya suresi 25’te “Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet edin’ diye vahyetmişizdir” denmektedir. Zariyat suresi 56’da ise Rabbimiz, “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” buyururken yaratılışın gayesinin yalnızca kulluk olduğunu belirtmektedir. İşte bu ayetler önümüzde dururken, o pak peygamberleri mücadeleleri, şahitlikleri kıssalar halinde önümüzde dururken nasıl, “İslam’ın egemen sistemlere müdahale etme, toplumları idare etme talebi yoktur” diyebiliriz. Dini hayata hakim kılmak için Kur’an’i bir ifadeyle cehdetmeleri bir vazifedir. Bu bir farziyettir. Hayatta yalnız Allah’ın belirlemiş olduğu sınırlar etkili, etken, tek belirleyici oluncaya kadar, insanlar hayatlarını ve yaşantılarını Allah ve Rasulü’nün belirlediği sınırlar oluncaya kadar cihat etmeli. Bakara suresi 193’te, “Hiçbir zulüm ve baskı kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın” diye açık bir hedef ve yönlendirme duruyorken peygamberlerin ömürlerini verdikleri nebevi bir mücadele karşımızda duruyorken bu mücadeleyi görmezden gelip dini bireyselleştirme, etkisizleştirme çabası işte toplumda öncü şahsiyetlerin, dava adamlarının, sabikunun görülmemesinin, oluşmamasının, ortaya çıkmamasının gerekçelerden bir tanesidir. İşte davamız Allah’ın dinini önce insanların yüreklerinde, sonra yeryüzünde hakim kılabilme mücadelesidir. Bireyden, aileden, cemaatten, toplumdan, devlete bu basamakları birer birer nebevi sınırları gözeterek çıkmamız gerekiyor.

Davası İslam olmayanı/olmayanları sabikun olarak görmüyoruz.

Bu davayı üstlenmiş olanlar, başı çekenlerdir sabikun. Sabikun; Sebeka kökünden gelen yarışmak, öne geçmek, koşuşturmak anlamlarına geliyor. Sebeka rekabet arzusu içinde birbirini geçme arzusu, yani hayırda yarışmak, Allah’ın dininde kim önde olacak yarışı. Bu yarışta haset, kıskançlık, çelme takmak yok; gıpta etmek var, imrenmek var, hayırda yarışmak var. Ashabul yemîn; iyilik ve hak için çaba sarf edenler, İslami mücadele öncülüğünü tercih edenler, Vakıa suresinde Allah’a yaklaştırılanlar olarak bahsediliyor. Allah’a yakın olmaktan daha büyük bir ödül var mı? Kim bu sabikun; elini taşın altına sokanlar, birilerini beklemeyenler, öne atılanlar, zulme karşı ilk düğmeye basanlar, zalime ilk taşı atanlar, gönülleri ve coğrafyaları fethe çıkan ilk akıncılardır. Tabi ki dünyada Allah’a yakın olacaklar, ahirette de Allah’a yakın olacaklardır.

Kur’an’ı Kerim’de geçen ve beni araştırmaya ve düşündürmeye sevk eden ayet Vakıa suresinde geçen ayetlerdir. “Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman, onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı, dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman, O, (kimini) yükseltir, (kimini) alçaltır. Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir! Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir! (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir.”

Allah’u Teala üç grup insandan bahsediyor. Ashabul meymene kitabı sağ taraftan verilen, bereket ashabı mutlu olanlar, kurtuluşa erenler; bir diğer sınıf Ashabul meş’eme uğursuzlar, bedbahtlar, şom ağızlılar, bereketsizler, bunlar yapmış oldukları inkardan, fısktan, fücurdan dolayı mahşer günü o konumda olacaklar. Sabikun; Allah’ın davasına hiç tereddüt etmeden, beklemeden koşanlardır. İyilikte, şükürde, yardımda, teslimiyette, davette önde olanlardır. Herkes yürürken, onlar koşanlar. Herkes otururken, onlar ayaktadırlar. Herkes susarken onlar konuşur, herkes uyurken onlar uyanıktırlar. İşte sabikunun, ashabul meymeneden, mutlu ashabtan farkı budur.”

Konuşmanın son bölümünde Hazma Er, Ashab-ı Kehf’den Seyyid Kutub’a uzanan bazı ‘sabikûn’ örneklerine de yer verdi. Sohbet, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

Bu yazıya toplam (10) yorum eklenmiştir.
Hamza Er
20 Ekim 2011 Perşembe 03:05
Onculuk talebi zorunluluktur
s.a.
ersin kardeşim,
Cümleler açık ve sade değil mi? karmaşık, felsefi, betı menşeili kavramları içermiyor. Ama bu uslub bilinen, tekrar, herkesin vakıf olduğu şeyler olarak tarafınızdan değerlendiriliyor. Acaba peygamber muhataplarına ne anlatıyordu. Hangi söylemlerle ilk nesli eğitti.

Bir de sunumumuzda herkesin kurtarıcı beklediği eleştirilmiştir. Sabikunu anlatırken arayalım demiyoruz. Ortaya çıkalım mesajını vermeye çalışıyoruz.

Bir de soru sormuşsunuz, evet ben öncu olmaya talib olarak ortalarda dolaşıyorum. Haddini bilen, ne kadar, ne şekilde neler yapabileceğini, limitlerinin farkında olan birisi olarak kendi klasmanımın öncülerinden olmaya çalışıyorum. Oturmuyorum, rutin amellerle kendimi kandırmıyorum, uyuşmuş beyinleri silkeleyecek bir kişi ben kalmışam eğer ortada olmam lazım diyor ve kapasitemi zorluyorum. RAbbime sunacağım bir şeylerim olsun istiyorum. Ben cahiliye toplumundan beriydim demek istiyorum. Gelin siz de çevrenizin öncüsü benim deyin ve besmele çekerek işe başlayın.
Allaha emanet olun
ersin
07 Ocak 2011 Cuma 19:11
güzel yazı
her zamanki gibi yazılar güzel cümleler birbiri ardınca sıralanmış ayetler ile desteklenmiş orada sunumu dinleyenlerde burada yazıyı okuyanlarda zaten duruma vakıf herkez bir kurtarıcı bekliyor ama kimse talip olmuyor buna her gün sütun sütun yazı yazan yazarlarımız ve din alimlerimizde dahil hamza kardeşime soruyorum sen bildiğimiz ve sürekli birbirimize anlattığımız bu konuları anlatmakla öncümü oldun yada öncü olmaya talipmisin
Abdullah Faruk
06 Kasım 2010 Cumartesi 05:53
Tebrik
Selamun Aleykum
İktibas dergisi Kayseri şubesinin yeni dönem çalışmaları mübarek olsun.
Güzel ve önemli bir konuyla giriş yapmışlar. Yalnız haberin, hatibin konuşma üslubuyla değil, sunumu haber diline çevirerek siteye konması daha iyi olacaktır.
Allah'dan başarılar dilerim
Y.Keçeli
03 Kasım 2010 Çarşamba 18:45
öncülerden olabilmek
Konferansı dinleyenlerden birisi olarak gerçektende günümüz Müslümanlarına yönelik çok isabetli ve gerekli bir kavramı bizlerle paylaştı.Allah razı olsun kardeşimizden orada bulunan bütün kardeşlerimizin kesinlikle bir şeyler aldıklarına ben inanıyorum. Kuran'dan verilen örnekler çok isabetliydi. Şahsım adına çok faydalandım.
Adatepeli
03 Kasım 2010 Çarşamba 11:58
Hayirli devamlar...
Allah Hamza Er kardesimizden programi düzenleyen Iktibas Kayseri temsilcilikden ve konusmanin özetini bizlerle paylasan Ilyas Aydin kardesimizden razi olsum...

Bu tür calismalarin diger illerdede baslamasi ümidiyle...

selam ve dua...
mehmet gündüz
03 Kasım 2010 Çarşamba 10:21
aranan öncüler
Hamza er kardeşimizden Allah razı olsun. son anda konferansa gitmeye karar verdiğime hiç bu kadar sevinmemiştim. İnşallah bu mesajlar yerine ulaşır, sadece ben olarak kalamıyacağımızın farkına varırız.
Ş. Hüseyinoğlu
03 Kasım 2010 Çarşamba 10:01
Yaramıza parmak basılmış
Evet, Müslümanların en büyük sıkıntılarından biri öncü şahsiyet azlığıdır. Müslümanlar, hemen her kesimi etkileyen şeyh-mürit kültürünün etkisinden kurtulmadıkça bu sıkıntımızdan kurtulmamız da mümkün görünmüyor. Hamza kardeşimiz önemli bir konuyu gündemleştirmiş, Rabbimiz gayretlerini bereketlendirsin.
ersin
03 Kasım 2010 Çarşamba 06:17
sabikun
Rabbim sabikun Ruhu taşıyanlara güç,kuvvet ve yolda devamlılık versin.Son dönem bu müstesna anlayışa çok ihtiyacımız var.İnananlar her zaman üstündür.Ben Hamza kardeşi Ashab-ı kehf'e benzetiyorum.Bu seminerlere çok ihtiyacımız var.Allah razı olsun.
yener
02 Kasım 2010 Salı 23:25
onden gidenler
genc kardesimiz cok guzel bir konu secmis Allah c.c. kendisinden razi olsun.
hikmet erturk
02 Kasım 2010 Salı 22:02
Çok güzel sunumdu
Bizde oradaydık.Allah razı olsun kardeşimizden.Öncüleri anlatırken anlattığı şeyler üzerine uyuyordu.kardeşimizin mücadelesinide göz önüne alınca uyumlu bir sunum oldu.Katılanlar sanırım güzel duygularla ayrıldılar.Tekrar Allah kendisinden razı olsun.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
3 / 11 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
7 / 8 °C
İzmir
6 / 15 °C