Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sorunlar Uzlaşma Tuzağı mı?
02 Kasım 2010 / 17:00
Bugün net olarak görüyoruz ki hayatın hemen her alanını kuşatan sorunlar Müslümanlar eliyle çözülmeye çalışılmaktadır. Şirkin tarih boyunca kullandığı bu metot çağın Firavunları tarafından geliştirilen en sistemli ve uzun soluklu metot olmuştur.

Ali ŞALCI/Mersin

Tevhid-şirk kavgası/savaşı tarihin her döneminde çok yoğunluklu yaşanan ve taraflarını iki milletin savaşı olarak (inanan-inanmayan)tanımlayan yeryüzünün var olan  tek savaşıdır. Taraflar insan toplumunun bütününü kendi taraflarında yalnızca tek bir tanımda (Tevhid ya da Şirk) bir araya getirmeyi hedeflediği için savaşın tüm dünyadaki kutuplaşması mantığı da aynıdır. Bu kutuplaşma sonrası çıkan savaşlar  yeryüzünde çok farklı gerekçelerle çok farklı tanımlarla ve farklı zamanlarla ortaya çıkıp kendini farklı göstermeye çalışsa da aslında Tevhid (inanan), Şirk (inanmayan) kutuplaşmasından kaynaklanan savaştan başka bir şey değildir. Tarih, sosyoloji, din, coğrafya tanımları bu iki kutbun savaşının sonucu ortaya çıkmış bilimlerdir ve esas olarak ta bu iki mücadelenin gerekçelerini bilimsel olarak izah ederler. Kur’an bir bütün olarak ele alındığında bu duruma işaret eder. Kur’an’daki tarih, sosyoloji, din, coğrafya anlatımları da aynı gerçeğe işaret eder.

Toplumsal sorun denilen ve Müslüman yazar ve entelektüellerin modern sosyoloji ile bakmaya zorlandıkları modern sorunlarda Tevhid-Şirk mücadele sürecinde ortaya çıkan sorunlar olarak ele alınmalıdır. Kur’an’daki tüm Peygamberlerin karşılaştıkları sorunlar Allah tarafından ortak bir tanımla tanımlanarak çözülmüştür. İsrailoğulları buzağıya taparken, Lut kavmi lutilik yaparken, Mekkeli müşrikler putlara taparken aslında sorun tektir. İslam sorunlara kendi belirlediği Tevhid düşüncesinden bakılmasını, sorunların teke indirilmesini, sorunların tümünü tek bir tanımda görmeyi özellikle işaret etmektedir. Şirk düzeni sorunları saçaklandırıp kendini de çeşitlendirerek (Firavun, Karun, Bel’am özelinde) gizlenmekte, Müslümanların sorunları bağlamındaki çözümlerinde ise açıkça kendi şeytani düzenini  ilan etmektedir. Müslümanlar şeytani düzenin tanımladığı sorunun çözümüne yine şeytani düzenin belirlediği metotlarla  yaklaştığı için çözüm şirk taraftarlarının istediği şekle dönüşmekte ve böylelikle Müslümanların çabaları ziyana uğramaktadır. Aslında bu gün Fravun, Karun, Bel’am'ın karşılığı olan şeyler bellidir. Fakat İslami camia öyle bir duruma gelmiştir ki Fravun’a Fravun, Karun’a Karun, Bel’am’a Bel’am diyememektedir. Ve kimlikleri deşifre olmamış bu üçlü yaşamın her alanında kendilerine özgü sorunlar çıkarmaktadırlar. Ve böylelikle toplumda şirk düzeninin kuralları geçerli olmaktadır. Tevhid dininin temel gayesi nasıl ki ilahlara hayır  deyip yalnızca ilah olarak Allah’ı kabul etmek yani teke indirmekse, Müslümanların da aynı düşünceyle hareket ederek sorunların kaynağını teke indirmeleri ve tüm sorunlarını Tevhid ekseninde çözmeleri gerekir.Kürt sorunu, başörtüsü sorunu, kadın sorunu, çevre sorunu, eğitim sorunu, hukuk sorunu v.b. tüm sorunlar buna dahildir.

Dikkat ederseniz Tağuti düzende her sorun La İlahe İllallah düşüncesine karşı farklı isimlerle tanımlanmıştır. Bu isimler Müslümanların gündemine sokularak farklı sorun tanımlamalarıyla çeşitlendirilmiştir. Böylece Müslümanlar yapay sorunlarla  tevhit ekseninden uzak tutulup şirkin toplumda daha da güçlenmesine yardımcı olmaları için kullanılmış olmaktadırlar.

Bugün net olarak görüyoruz ki hayatın hemen her alanını kuşatan sorunlar Müslümanlar eliyle çözülmeye çalışılmaktadır. Şirkin tarih boyunca kullandığı bu metot çağın Firavunları tarafından geliştirilen  en sistemli ve uzun soluklu metot olmuştur. Bu şekli ile Müslümanlar sorunlarının çözümünde terbiye edildikleri modern dünyanın sosyolojik ve dinsel yaklaşımlarıyla sorunlarını çözmeye çalışarak tevhid eksenli düşünme  metodundan uzaklaştırılmışlar, Tevhidi mücadeleden koparılmış ve şirk düzeninin gönüllü hizmetkârları durumuna düşürülmüşlerdir.

Müslümanlar özellikle son dönemde ısrarla bu sorunların içinde kalmaya devam etmişlerdir. Bunun sonucu olarak da kendi asli var olma değerlerini de yitirdiler. Kürt sorununa yaklaşımlar, türban sorununa yaklaşımlar, darbe sorununa yaklaşımlar, Müslümanları şeytanla uzlaşmaya yaklaştırarak, Tevhid düşüncesinden uzaklaştırmıştır. Bir zamanlar Tevhid düşüncesini savunan ve İslami kimlikleriyle tanınan yazar-çizerler hemen her gün medyada liberallerle boy göstererek uzlaşmakta, Şeytani düzenin tıkanıklığının yolunu açma gayret ve telaşına düşerek Tevhidi çizgiden uzaklaşıp az bir paha karşılığında Allah’ın dinini satmaktadırlar! Bu eleştiri kimi İslami çevrelere ağır gelebilir ama bu eleştiri  Rabbani metodun netleşmesi, safların belirginleştirilmesi ve Müslümanların doğru yol üzerinde ilerlemeleri gerçeğinin netlik kazanması açısından da son derece önemlidir.

Bütün dünyada Allah’ın dinini ve değerlerini Şirk’le uzlaştıran İslamcı hareketler ön plana çıkarılıp kutsanmakta yeni Müslüman modelleri yaratılmakta ve teşvik edilmektedir. Halkı Müslüman görünen devletler model ortaklık olarak vitrine konulmakta ve dünyanın her coğrafyasında sorunları çözme adına köprü olarak kullanılmaktadır. Şeytanın taraftarları küresel sorunlar yaratma ve saçaklandırma metoduyla  yeryüzünün İslam coğrafyasına hakim olmaya çalışmaktadır. Dünyanın her coğrafyası sorunlar yumağına dönüştürülmüştür. Tağuti küresel düzen bu sorunları çözme adına siyasi gücünü ilan ederken model ortağı olarak desteklediği İslami hareketlerle de kendi şeytani iktidarını meşrulaştırmaktadır. İşte terör sorunu, Kürt sorunu, türban sorunu hep bu kapsamda düşünülmelidir.

Sorunların çözüm kaynağı ve metodu Kur’an’da vardır. Ve Müslümanlar Tevhidi birikimlerini kullanarak toplumu Rabbani metotla Tevhit çizgisine taşımalıdırlar. Bu metot zor olan bir metottur ama  Allah Bakara suresinde Şöyle der “(Ama), sizden önce gelip geçen(mümin)ler gibi sıkıntı çekmeden cennete girebileceğinizi mi zannediyorsunuz? Onların başına öyle ezici sıkıntılar ve katlanılmaz darlıklar geldi ki ve öylesine sarsıldılar ki, müminlerle birlikte Elçi de: "Allah'ın yardımı ne zaman gelecek?" diye feryat ediyordu. Gözünüzü açın, Allah'ın yardımı (daima) yakındır!”. Vesselam..

Bu yazıya toplam (6) yorum eklenmiştir.
Abdi keçeli
04 Kasım 2010 Perşembe 00:25
Lutilik Denince
…İsrailoğulları buzağıya taparken, Lut kavmi lutilik yaparken, Mekkeli müşrikler putlara taparken aslında sorun tektir.
Güzel bir yazı olmuş iyi bir analiz yapmışınız.bunu hemen teslim etmeliyim. Allah razı olsun. Ancak şunu belirtmek istiyorum ki kavramları yada terimleri gerçek manasında kullanmaya özen göstermeliyiz.Nasıl ki “peygamberi” (nebevi) dendiğinde paygamber as mın yolu, yöntemi, yapıp ettiklerini anlıyorsak,yada “ilahi, dediğimizde Allaha ait onun razı olduğu şeyler ondan gelen, ona dayanan diye anlıyorsak “Luti/lik denincede o iğrenç şeyi değil Lut’as’ a ait olan davranışlar bütününü ki tevhidi bir anlayışı anlamak gerekir ve öyle anlaşılmasıda en doğrusu iken, bizler farkında olmadan belkide yanlışa düşüyoruz.Lut as kavmi arasında meşhur olan o iğrenç ve ahlaksız davranışın adının Lutilik yerine gerçek ismi olan neyse onu kullanmamız daha doğru olacaktır. Tüm Müslümanların bu hassasiyetlere dikkat etmesi temennisiyle Tekrar Allah razı olsun Ali Şalcı selam ile
Ş. Hüseyinoğlu
03 Kasım 2010 Çarşamba 20:06
Selam ile
Ali kardeşim, doğrudur, muhatap olduğumuz sorunların kaynağı yeryüzünde insan hevasının hakim kılınmış olmasıdır, yani şirktir. Sorunların gerçek çözümü de Rabbimizin hükümlerinin hakim kılınmasıdır. Ne var ki bu nihai gerçek, bizlerin toplumsal sorunlara mevcut şartlar ve imkanlar dahilinde çözüm aramamıza engel değildir. Nitekim Hz. Peygamber ve arkadaşlarının, müşrik Mekke toplumundaki haksızlık ve sömürü mekanizmalarını ortadan kaldırmak için çalıştığı, hakları ödenmeyen tüccarların hakkını almak için Mekke oligarklarının kapılarına dayandıkları, kız çocuklarının diri diri gömülmesini engellemeye çalıştıkları bilinmektedir. Bu durum, Hz. Peygamber'in mevcut işleyişi meşru görmesine yol açmadığı gibi, İslam'ın iktidarı yolundaki yürüyüşünü de zayıflatmamıştır.
ali şalcı
02 Kasım 2010 Salı 22:31
sorunu doğru okumak(şükrü kardeşim)
Söylermisiniz Ş. Hüseyinoğlu kardeşim İnsanlığın maruz kaldığı meselelerin kaynağı nedir?Meseleleri doğru okumakla meselelerle ilgilenmek farklı şeyler.Meselelerin asıl kaynağıyla ilgilenmeden(meseleleri doğru okumadan) meselelere nasıl el atarsınız?Muhammed Toplumun içindeki sorunları Tevhid anlayışından uzak bir yaşama bağlı olarak ortaya çıkan sorunlar olarak gördüğü için Allah’ın vahyi ile müdahele ederek soruna yaklaşmıştır.Günümüzde müslümanların çözmesi için önlerine getirilen sorunların Mekkeli müşriklerin Peygamberimize getirdikleri tekliflerde olduğu gibi taviz almak için önlerine getirilen sorunlar olduğunu düşünüyorum.Kürt sorunu,kadın sorunu,baş örtüsü sorunu ayrı ayrı sorunlar değil ki biz Müslümanlar her birine çözüm üretelim.Sorun Tevhid düşüncesini hakim kılamama sorunudur.Tevhid anlayışı yerleşince kadınlar örtünüyor,zina son buluyor,içki içlmiyor,faiz kalkıyor,PKK dağdan iniyor,Kürtler bile muradına eriyor.sanki domino taşları gibi birbiri arkasına sorun olarak görülen her şey tevhid düşüncesiyle bir anda son buluyor.Hiçbirşeyi kurgu olarak görmüyorum..kurgu dediğiniz şeyleri Ben yeryüzünde gerçektende şirkin hakim olma metodu olarak görüyorum. Terör,özgürlük,insan hakları,başörtüsü,kürt sorunu,cart ya da curt sorunu hepsi şirkin kurgusu değilde ne? Sadece bir örnekle yetineceğim.Başörtüsü Müslüman için nasıl sorun olabilir?bakın ince bir oyun oynanıyor.İslamın temel hedefi kadının dişiliğini örtmektir,Müslüman kadının başını örtmek değil.öyle değil mi?müslüman kadının başörtüsünü sorun olarak algılamaya başlarsanız asıl gayenin toplumdaki kadının dişiliğini kapatmak olduğunu unutursunuz. en son noktada kadının baş örtüsünü özgürlükler çerçevesinde tanımlamaya başlarsınız.başörtüsü sorunu sizin için sizden taviz alınan bir tuzak haline gelir
hikmet erturk
02 Kasım 2010 Salı 22:11
Allah razı olsun
kalemine sağlık kardeşim.İnşallah allah tüm halkımıza feraset hikmet ve bilgiyi nasip etsin
ilyas metin
02 Kasım 2010 Salı 20:15
x
şükrü hüseynoglu nun /islami mücadelenin ekseni/ yazısı paralelinde bir yazı olmuş.güzelde olmuş elinize saglık
selamlar
Ş. Hüseyinoğlu
02 Kasım 2010 Salı 19:50
Şöyle bakabilir miyiz?
Her daim müteyakkız olmak, konjonktürün rüzgârlarına kapılıp gitmemek anlamında hadiselere sorgulayıcı bakmak faydalıdır. Ali Şalcı kardeşimizin bu yazısı sorgulama ve anlamaya çalışma anlamında önemlidir. Ancak, sorgulama ameliyesi, bizi hadiselere hep kurgu gibi bakmaya sevk etmemelidir ve insanlığın muhatap olduğu sorunlara İslami kimliğimiz ve konumumuzla müdahil olmaktan bizi alıkoymamalıdır.

Her şeyi belli merkezlerce yönlendirilen kurgulanmış hadiseler olarak görmek doğru değildir. Tabii bunun tersi de doğru değildir. Yani küresel ve yerel zulüm odaklarının hiçbir hesabı ve kurgusu olmadığını, her şeyin doğal süreçte geliştiğini düşünmek de yanıltıcıdır, ki bugün bizlere yakın bazı çevreler bu yanılgı içerisine düşmüş buklunmaktadır. Türkiye'deki değişimi küresel hesaplardan tamamen ayrı ele almak ve iç dinamiklerle açıklamaya çalışmak da, bunun tam tersi her şeyi kurgu ürünü görmek de sağlıklı bir düşünce olamaz.

Allah Rasulü (s) ve ilk Kur'an neslinin, cahiliyenin ürettiği sorunlarla birebir ilgilendiği ve Mekke'de sömürü ve baskı çarklarına karşı seslerini yükselttiği bilinmektedir. Fakat bunu yaparken İslami konumlarını asla terk etmedikleri, cahili sistem ve toplumla müdahaneye yanaşmadıkları biliniyor.

Kısacası ne sorunları erteleyen ve onlarla ilgilenmeyen hayatın dışında bir yaklaşım, ne de sorunlarla ilgilenmek adına cahiliyenin yasama ve yürütme işlemine dahil olarak İslami konum ve duruşun terk edilmesi doğrudur. Bence doğru olan İslami konumumuzla yaşanan hayata müdahil olmaktır. Tabii, sorunların gerçek çözümlerinin ancak yüce Allah'ın hükümlerinin hakim kılınmasıyla gerçekleşeceği perspektifini kaybetmeden...
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 11 °C
Hakkari
-4 / 8 °C
İstanbul
7 / 11 °C
İzmir
7 / 15 °C