Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
"Başörtülülerden nefret etmek ırkçılıktır! Nokta"
01 Kasım 2010 / 19:00
Başörtüsüne Kemalist bakış açısını tasvir etmek üzere kaleme alınan yazıda, ‘beyaz’ların tavrı ırkçılık olarak değerlendiriliyor.

SÜHEYB ÖĞÜT-STAR

Sosyolog Yazar

Her ne kadar şimdilik hayalini bile kuramıyor olsak da başörtüsü yasağı CHP’nin bütün zikzaklarına, jüritokrasinin bütün usulsüzlüklerine, medyanın bütün çarpıtmalarına rağmen bir gün tamamen kalkacak. Ama bu kez de bizler kendimizi başörtüsünü sorun edenlerin yol açtıkları yaraları iyileştirmeye, yarattıkları tahribatları tamir etmeye çalışıyor halde bulacağız. Zira yarın başörtüsü yasağı tamamen kalksa bile değişmeyecek olan bir şey var: O da başörtüsü takan insanların bir kısım Kemalistler tarafından görülme şeklidir. Bu kesim, yasaktan bağımsız bir şekilde başörtüsü takan insanlardan gayet ırkçı bir şekilde nefret ediyorlar. Bu nefretlerinin kendisi ciddi bir sorun olarak telaffuz edilmediği müddetçe yarın da nefret etmeye devam edecekler.

Bu yüzden artık başörtüsü yasağının yeniden gündeme geldiği bu günlerde başörtüsü takmanın hukuki ya da siyasi veçhesini bildik argümanlarımızla yeniden tartışmak yerine içtimai veçhesini derinlemesine irdelemeye başlamak zorundayız.

Ülkemizde ırkçılık dendiğinde ilk akla gelen stereotip, bilhassa 1960 öncesi Amerika’daki “beyazların” “zencilere” karşı bakışı ve muamele şeklidir. O halde biz de öncelikle bu şeklin muhtevasının ne olduğunu tahlil edelim ve sonra da bu şekli Kemalistlerin başörtüsü takan insanlara bakış ve muamele şekliyle mukayese ederek Kemalistlerin ne denli ırkçı bir tutuma sahip olduklarını gözler önüne serelim. 

‘Beyaz adam’ın tahammül sınırı

Irkçı beyaz adam kendisini her şeyden önce “beyaz” olarak tanımlar, “beyaz” olmayandan, kendisine benzemeyenden nefret eder. Kendi muhitinde beyaz-olmayanların temsilcisi olarak “siyahlardan” konuştuğu zamanlarda tiksinç bir böcek, yabani bir ot, iğrenç bir b.k hakkında konuşur gibi konuşur. Hiçbir şekilde “siyaha” karşı tahammülü yoktur. Onunla varolmak istemediği gibi onun da varolmasını istemez. “Siyahın” üniversiteye girmesine karşıdır, “beyaz”ların bindiği otobüslere binmesine karşıdır, kamu kuruluşlarında çalışmasına karşıdır. Zira kendisi siyahın hakikatini çözmüş, onun ne kadar adi bir yaratık olduğunu idrak etmiş ve sonunda onun varlığının bile zarar olduğuna kanaat getirmiştir.

Beyaz adam bilir ki “siyah” kötüdür. Bu kötülük hem onun yaradılışından hem de onun içinde bulunduğu şartlardan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla siyahın içinde bulunduğu ampirik şartlar ıslah edilse bile siyah iyi biri haline gelmeyecektir. O kendinde ne yapılırsa yapılsın asla ıslah edilemeyecek mutlak bir kötülük taşımaktadır. Bu nedenle onun için uğraşmak gereksizdir. O ya kendine, kendi mutlak kötülüğüne terk edilmek ya da tamamen imha edilmek zorundadır. Beyaz adam “siyah”ın kötü olduğunu bildiği için siyahın kendi kötülüğünü henüz ifşa edip etmediğine bakmaz; önemli olan, siyahın asla değişmeyecek olan özüdür... Beyaz adam bilir ki “siyah” kıskançtır. Beyaz adamın refahını ve saadetini (ve hatta karısını) kıskanmaktadır.

Tekinsizler güruhu

Eline geçen ilk fırsatta beyazın sahip olduklarını gasp edecek, beyazın keyfini kaçıracaktır... Beyaz adam bilir ki siyah tekinsizdir; içindeki kötülüğü öyle ulu orta ifşa etmemekte, kıskançlığını belli etmemektedir; onun nerede ne yapacağı tam olarak kestirilemez...

Beyaz adam bilir ki siyah cehalet denizinde yüzmektedir. Hayatını bilimin ve aklın ışığında değil cehaletin ve bu cehaleti besleyen hurafe ve mitlerin karanlığında sürdürmektedir. Beynini örümcekler bağlamıştır... Beyaz adam bilir ki siyah medeni değil bedevidir; gelişmiş değil ilkeldir; insani değil hayvanidir. En kötüsü de bunun farkında bile değildir siyah...

[Irkçı] Kemalist’e gelince... O da kendisini öncelikle başörtüsü takan insanları ve onların temsil ettikleri ideolojiyi nefyeden olarak tanımlar. Kendisi başörtüsü takanların aksine çağdaştır, aydındır, laiktir, ilericidir vs.

Başörtüsü takan insanlardan konuştuğu zamanlarda bir insan değil de tiksinç bir böcek, yabani bir ot, iğrenç bir bok hakkında konuşur gibi konuşur. Hiçbir şekilde “başörtülülere” karşı tahammülü yoktur.

Kurtarılmış kamusal mekanlar

Onlarla varolmak istemediği gibi onların varolmalarını da istemez. “Başörtülü”nün üniversitelere girmesine karşıdır, Akmerkez’de, Bağdat Caddesi’nde, plajlarda ve diğer kurtarılmış kamusal mekanlarda gezmesine karşıdır, kamu kuruluşlarında çalışmasına karşıdır. Zira kendisi başörtülünün hakikatini çözmüş, onun ne kadar aşağılık bir zümrenin bir mensubu olduğunu idrak etmiş ve sonunda onun varlığının bile zarar olduğuna kanaat getirmiştir.     

‘Başörtüsü kötülüktür!’

Kemalist bilir ki “başörtülü” kötüdür. Bu kötülük hem onun yaradılışından hem de onun içinde bulunduğu şartlardan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla başörtülünün içinde bulunduğu ampirik şartlar ıslah edilse yani kendisine kendisini aydınlatacak bir eğitim verilse bile başörtülü sonunda iyi biri haline gelmeyecektir. O kendine ne yapılırsa yapılsın asla ıslah edilemeyecek mutlak bir kötülük taşımaktadır. Bu nedenle onun için uğraşmak gereksizdir. Onunla münakaşa edilmez, müzakere edilmez, mutabakat hiç yapılmaz.

O ya kendine, kendi mutlak kötülüğüne terk edilmek ya da tamamen imha edilmek zorundadır. Ya da Demirel’in dediği gibi Arabistan’a gönderilmek zorundadır...

Kemalist “başörtülünün” kötü olduğunu bildiği için başörtülünün kendi kötülüğünü henüz ifşa edip etmediğine, Kemalistlere karşı saldırgan bir tavır takınıp takınmadığına bakmaz; önemli olan, başörtülünün asla değişmeyecek olan o şeytani özüdür... Kemalist bilir ki “başörtülü” kıskançtır. Kemalist’in (beyaz Türklerin) refahını ve saadetini kıskanmaktadır. Eline geçen ilk fırsatta Kemalist’in sahip olduklarını gasp edecek, üniversitelere girecek, kamu kuruluşlarında çalışacak, hasılı Kemalist’in keyfini kaçıracaktır...

Kemalist bilir ki “başörtülü” tekinsizdir; içindeki kötülüğü öyle ulu orta ifşa etmemekte, kıskançlığını belli etmemektedir; onun nerede ne yapacağını tam olarak kestiremezsiniz... Kemalist bilir ki “başörtülü” cehalet denizinde yüzmektedir. Hayatını bilimin ve aklın ışığında değil cehaletin ve bu cehaleti besleyen hurafe ve mitlerin (İslam’ın) karanlığında sürdürmektedir. Başörtüsü takması da zaten bu yüzdendir. Beynini örümcekler bağlamıştır başörtülünün... Kemalist bilir ki başörtülü medeni değil bedevidir; gelişmiş değil ilkeldir; insani değil hayvanidir. En kötüsü de bunun farkında bile değildir başörtülü...

Saf iyiliğin tecessümü

“Beyaz”ın “siyah”a, Kemalist’in “başörtülü”ye işte bu şekilde baktığı zaman, “beyaz” “siyah”tan, Kemalist “başörtülü”den yabancılaşmaktadır. Bu da genel olarak kötülüğün zencilerde ve başörtüsü takan insanlarda şeyleştirilmesiyle ve bu suretle onların zelilleştirilmeleriyle gerçekleşmektedir. “Beyaz” “siyah”ı, Kemalist “başörtülü”yü zelilleştirdikçe kendisini takdis etmektedir. Kendisini menfi ötekisi üzerinden takdis eden “beyaz” ya da Kemalist iyiliği de kendinde şeyleştirmekte, kendisini iyiliğin saf tecessümü olarak tasavvur etmekte ve böylece katıksız bir ırkçı haline gelmektedir.

İşin garip tarafı Kemalistlerin başörtüsü takan insanlara ırkçı bir şekilde bakmalarının sebebi, Kemalistlerin bu insanların kendilerine tam da ırkçı bir şekilde baktıklarını düşünmeleridir. Kemalistlere göre başörtüsü takan insanlar, kendileri gibi olmayanlara Kemalistlerin kendilerine baktıkları gibi bakmaktadırlar. Yani Kemalistler, başörtüsü takan insanların en az kendileri kadar ırkçı olduklarından, ellerine güç geçtiği takdirde kendilerine hiçbir yaşama hakkı tanımayacaklarından emin oldukları için ırkçı olmaktadırlar. Kemalist ırkçılığın en ironik tarafı da budur herhalde.        

Bitmeyen denge hesapları                                                                                        

Daha elli sene öncesine kadar zencilere karşı en büyük ırkçılığın yapıldığı bir ülkede -ABD’de- bugün zenci bir başkan var. Ve bugün başörtüsü takan insanlara karşı ırkçı bir siyasetin hüküm sürdüğü Türkiye’de de yarın başörtülü bir cumhurbaşkanı olacaktır. Yeter ki başörtüsü takan insanlar ve onların özgürlüklerini müdafaa edenler böyle bir ufka sahip olsunlar, böylesi hayaller kurabilsinler. Fakat şimdilik ne böyle bir ufuktan ne de böylesi hayallerden söz edebiliyoruz.

Henüz Martin Luther King’lerimiz, Malcom X’lerimiz yok maalesef. Onun yerine bugüne kitlenip kalmış, bitmek bilmeyen denge hesapları yapan ve yarınını da bu hesapları yapmaya adayan mebzul miktarda reel politika teknisyenimiz var.

Totalitarizm tasviri ve tenkidi yapan film ve romanlarda bile hayaller en ağır totalitarizm biçimlerinden bile bir kaçış imkanı olarak dile getirililer. Ancak bizler öyle bir totaliter yapıda yaşıyoruz ki sonunda hayal bile kuramaz hale geliyoruz. Hayallerimiz bile totalize edilmiş vaziyette. Bizim hayallerimiz yok ama kabuslarımız var. Irkçıların yaşattığı kabuslar. Ve bizler hayal kurmamaya devam ettikçe de ırkçılar bizlere kendi nefretleri ve korkularıyla dolu kabuslar yaşatmaya devam edecekler.

suheybogut@yahoo.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 10 °C
Hakkari
-3 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
9 / 18 °C