Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Bulaç’tan bir Doğu-Batı analizi
28 Ekim 2010 / 21:12
Ali Bulaç bugünkü yazısında Kent ve Şehir üzerine kavramsal boyutta bir değerlendirmede bulunuyor. Bulaç, medeniyet kavramı ile ilişkili olarak doğu batı ayrımına giderken kent ve şehir kavramlarının da aslında bu ayrıma tabi olduğunu vurguluyor.

Doğuya ait olan medeniyet anlayışının Batı’daki karşılığının uygarlık olduğunu söyleyen Bulaç buradan yola çıkarak ilim ve bilim arasındaki farka da işaret ediyor. “Bilim açısından bilgi güçtür, ilim açısından bilgi hikmettir” diyor Bulaç.

 

İfade edilenlerin doğruluğunun yanında Batı’da aklın temel alınması ve ona iman edilmesi üzerine bilimin inşa edildiği, ilimin doğuya ait olmakla birlikte Allah’a imanı ve bilginin kaynağı olarak da Allah’ı temel almakta olduğunun kaydedilmesi önemlidir. Bu temeller, bilimin ve ilimin insan hayatına getirdiği fayda ya da zararın açıklayıcısıdır. Aynı zamanda Kent’in hümanist, seküler ve profan yapısının da bu temel üzerine yükseliyor olduğu belli iken “Kent Müslümanlığı”nın çerçevesi de böylece ortaya çıkmaktadır!

 

Kent ve şehir arasında Müslümanlık

Ali BULAÇ-ZAMAN

"Medeniyet" kelimesi 1757 yılındaki ilk kullanımıyla, örf ve âdetlerin yumuşaması, kentleşme, nezaket, umumi ahlak, bu ahlakın yayılması için kullanılan bilgi ve bu bilginin toplamı.

Bu ise, hümanizm fikriyle mümkün olabilmektedir; çünkü insanın, örf ve âdetlerinin yumuşaması, kent-kültürü kazanması, nezaketli olabilmesi, ahlak ve adabın yayılması için gereken bilgiye sahip olabilmesi için, hümanist olması icap eder. Bu tanımın ima ettiği kavramsallaştırma, din ile medeniyeti birbirinden ayırmasıdır.

Batılı insan, medeniyeti ilk kullanıldığı formasyonuyla dindışına çıkarıyor. Kendine göre anlaşılır sebeplerle yapıyor: Avrupa kıtasında yüz yıl süren mezhep savaşlarında yüz binlerce insan ölmüş. Bu onu hümanizm temelinde bir medeniyete mecbur etmiştir. Dinden ümidini kestiği için yerine medeniyeti ikame etmek istemiştir.

Batı'da, mezhep ve sınıf savaşlarıyla kapitalist kentlerin, sanayi merkezlerinin ortaya çıkışı eşzamanlıdır. Köylü isyanları ve sınıf savaşları insanları birbirlerine karşı acımasızlaştırmıştır.

Bu noktada modern kenti tanımlamakta fayda var. Belirtmek gerekir ki "kent", geleneksel yerleşim birimi olan "şehir" değildir. Esasında Avrupa'da hiçbir zaman şehir olmamıştır; şehir İslam'a aittir. Avrupa'da kapitalizm ve Sanayi Devrimi'nden önce de şehir yoktu, var olan feodalizm idi, bu da serf-senyör ilişkisine dayanıyordu, ilişki kırsal kesimde sürüyordu. Bugünkü kentin tohumunu atacak olan küçük yerleşim birimleri vardı fakat bunlar şehir değil, kontluktu. Buralarda burg adı verilen şatolarda, kalelerde burjuvalar yaşamaktaydı. Sonra "burjuva" denilen bu kesim zenginleşmiş ve kentlerde yaşamaya başlamıştır.

Medeniyet, ortaya çıktığı ve bize geldiği şekliyle ilerlemeci ve normatiftir. İlerlemecidir, çünkü insanlığın, basitten karmaşığa doğru evrimleşerek ilerlediğini varsaymaktadır. İptidai ve ilkel yaşayan insan zaman içinde evrimleşti, fiziği ve biyolojisi gibi, zihni de gelişti ve sonuç olarak kentler ortaya çıktı.

Tam bu noktada "şehir" ile "kent"in arasını ayırmak icap eder. Bu ayırım bizim neden şehri İslam'a, kenti Batı'ya, özellikle Sanayi Devrimi'nin dünyasına tahsis ettiğimizin anlamını verecektir. "Kent", yerleşim biriminin Sanayi Devrimi'nden sonra ortaya çıkmış formunu, Aydınlanma'nın ve ulus devletin yapılandırdığı yerleşim birimidir. "Şehir" ise, geleneksel yerleşim birimidir. Bugün baktığımız zaman, geleneksel şehirlerden modern kentlere doğru bir dönüşüm içinde olduğumuz görülecektir. Avrupa'da ve Amerika'da geleneksel şehir yoktur. Kentler ise sonradan kapitalizmle birlikte ortaya çıkmıştır. Kentler, devletin emretmesi, kurallar koyması ve yönetmesiyle ortaya çıkar, böylelikle de bir "uygarlık" meydana gelir.

Yine bu noktada "medeniyet" ile "uygarlık"ı da birbirinden ayırt etmek gerekir. Medeniyet Doğu'ya ve İslam'a, uygarlık ise Batı'ya aittir. Bu da bizi "ilim" ile "bilim" ayrımına götürür. İlim Doğu'ya ve İslam'a ait olurken, bilim Batı'ya aittir. Bilim, bilimsel ve akademik yöntemle elde edilen bilginin toplamına denir. Bilim açısından bilgi güçtür, ilim bakımından bilgi hikmettir. İlim ile bilimi, kent ile şehri, medeniyet ile uygarlığı dikkatli bir şekilde birbirinden ayırmadıkça, kendi varoluşu peşinde olan zihninizi sömürgeleştirmekten kuramazsınız.

Bu anlattıklarım dolayısıyla sosyologlar, "medeniyet" yerine "kültür"ü kullanmayı tercih ederler; çünkü medeniyet çok problemli bir konudur. Eğer Batılı manada uygarlığı tercih ederseniz, sizin iktisadi ve sosyal politikalarınız, en önemlisi yerleşim politikalarınız tasfiyeci, tek tipleştirici ve hegemonik olarak teşekkül eder. Esasında böyle de olmak zorundadır; çünkü tasfiyeci, tek tipleştirici ve hegemonik olmazsa yönetemezsiniz.

"Ed Din fi'l medin". Yani "Din şehre aittir". Kent ise hümanist, profan, seküler ve çatışmacıdır. "Kent Müslümanlığı" derken, bütün bu kavramların dikkatli bir analizini, muhasebesini yaptık mı? a.bulac@zaman.com.tr

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
Z.Celik
29 Ekim 2010 Cuma 03:39
Güzel bir analiz
Sayin Ali Bulac cok yerinde ve güzel bir konuyu kaleme almis .
Tarihden günümüze nelere sahip iken simdi ne durumlara dücar oldugumuzun aci halini gösteriyor.

Ey müslüman kardesim bize ait olan Medenisehir kültürlü yasamimizi, calanlardan geri almaliyiz ve degerlerimize sahip cikmak zorundayiz ...
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C