Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
"Ağladık, Ağlıyoruz, Gene Ağlayacağız!"
05 Mayıs 2010 / 18:53
Cumhuriyet - 10 Mart 1983

Hasan UYSAL

EREĞLİ — Başbakan Bülend Ulusu, facianın ya­şandığı Armutçuk Bölgesine geldiğinde ve yaralıları ziyaretinde herkese şunları soruyordu: «Kaza nasıl oldu? Kim sebep oldu? Grizu niye patladı?» Gelen ya­nıtlar tatmin edici değildi. Facianın üçüncü günü or­taya çıkan eğilim «Felek böyle istemişti. Patlamalar, göçükler ve işçilerin ölümü alın-yazısı» idi.

Gerçekten bir alın yazısı mıydı olanlar? için için ağlayan, kimi zaman hıçkırıkları koca alanı kaplayan genç kadına, başı örtülü, basma şalvarlı yaşlı kadın, okumamışlığına hiç de uymayan şu tümceleri sıralı­yordu:

«Ağlama demiyorum, ama fazla ağlama. Boğum boğum ağla. Geçmişte ağladık. Şimdi ağlıyoruz. Gene ağlayacağız..»

Kocaları, sözlüleri, oğulları, babaları ve yakınları için kadınlar yarın da ağlayacak mıydı?.. Görülen o ki, bu yörenin kadınları ağlayacaktı, göçük altında kalan, parçalanan, yanan insanların ardından. Çünkü olanlara ne feleğin katkısı ne de alınyazılarının etki­si vardı. Teknolojik yenilik sürdükçe insan yaşamı için alınması gereken maddi önlemlerden cimrilik edildikçe ve en önemlisi «Üretim artsın» diyerek ye­rin altındaki 600-650 metrelik ocaklar zorlandıkça..

Maden işçisinin yiğitliğine Başbakanla birlikte ocağın yarısına inen gazeteciler bir kez daha tanık oldular. 498metrelik çukuru üç dakikada asansörle inenler iliklerine kadar işleyen soğuğu, rutubeti iç ürperten karanlığı yaşadılar. Basınç düşmesinin ne­den olduğu zonklamaya karşı kulaklarını tuttular. Toprağın yarım kilometre altındaki çamurlara bu­landılar. Oysa inilen yer daha başlangıç, maden işçileri için çocuk oyuncağıydı. İşçiler buradan sonra en az bir kilometre daha yürüyüp tekrar bir asansör­le 200 metre yerin dibine inerek ellerinde kazma kü­rek, duvarları kazıp kömür çıkartıyorlar.

Patlayan grizunun etkisiyle kimi ocak duvarları­na yapışıp parçalanmış, kimi yanmış, kimi zehirlen­miş kimisi de göçük altında kalıp ezilmiş işçi ceset­leri yerin altından çıkarılıp, hastanelerin geçici ola­rak morg yapılmış zemin kattaki betonlarında tabutlandı ya, bu tabutlar bayraklara sarılıp törenle köy­lerine gönderildi ya., işte facianın ikinci perdesi o zaman açılıyor. Acılar daha bir belirginleşiyor. Yerin 600 metre altında ekmek parası arayan ve tırnaklarındaki kömür kırıntılarıyla tekrar yerin birkaç met­re altına gömülen işçilerin aileleri bir dramı canlan­dırıyor.

Bilirkişiler oluşturuluyor. Facianın nedeni aranı­yor. Sanki bilinmez, facia önceden geliyorum deme­miş gibi. Hele işçilerin «İhmali, kusuru» bulunursa, ölmüş işçi ailelerine ödenecek tazminat azalıyor, hat­tâ borçlu bile çıkarılıyorlar. Ölmüş gitmiş işçi ken­dini savunacak değil ya. Geçmişteki kazalardan son­ra çok yaşanmış bu acılı tablolar. Yerin altına, yer­deki ekmek kavgasını bilmeyen kimi uzmanlar acı­masız raporlar düzmüşler. Tazminattan bile yoksun kalan işçilerin ardında kalanlara dul ve yetim maaşı bağlayıvermişler. Genç yaşta dul kalanlar tek başla­rına, nasıl yaşasın?..

Facianın ikinci perdesi yeni açılıyor. Ve yaşlı köylü kadının sesi insanın beynini adeta oyuyor:

«Ağladık, ağlıyoruz, gene ağlayacağız»

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
11 / 17 °C
İzmir
13 / 19 °C