Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Bulaç’ın Başörtüsü için İslami çözümleri
20 Ekim 2010 / 21:33
Ali Bulaç’ın bugünkü yazısında yine başörtüsü konusu ve Şahin Alpay’a cevabının devamı vardı. Konunun devlet merkezli ele alınmaması gerektiğini söyleyen Bulaç, yazısının sonunda bize göre İslami çözüm diyerek önerilerini sıralıyor.

Başörtüsü, modeller

 

Ali BULAÇ-ZAMAN

 

Kamusal alanda başörtüsü konusunda uygulamada üç model var: İran, Türkiye ve Fransa. İran'da kadınların başlarını örtmesi zorunlu, Türkiye'de başlarını açmaları zorunlu, Fransa'da kamu görevlileri ve devlet okullarında başörtüsü yasak.

 

Dördüncü bir model daha var, o da bizim "İslami" diyebileceğimiz model. Modellere bakalım:

1) Ben 30 senedir İran'daki uygulamanın 'modern ulus devlet refleksleri'nden kaynaklanan bir uygulama olduğunu, asıl İslami olanın başörtüsünü sivil dinî bir vecibe sayıp kadınları tercihlerinde özgür bırakmak gerektiğini söylüyorum. Dayanağım, başörtüsü kesin dinî bir vecibe olmakla beraber, yerine getirilmemesi durumunda bunun Kur'an ve Sünnet'te maddi ve dünyevi bir müeyyidesi belirlenmiş değildir. Başını açmayı göze alan kadının hesabı Allah'a aittir ve hesap uhrevidir. Dense ki, "kamu otoritesi (imam) tasarrufta bulunup başörtüsünü mecburi kılabilir", ben de derim ki, "bu mümkündür, ancak mukabil bir tasarruf ve içtihat da mümkündür. Benim tercihim ikincisinden yanadır". Bu, başını örtmeyenlerin özgürlüklerini ve kamusal haklarını koruyan İslami bir uygulamadır.

 

2) Türkiye, İran'ın aksine başörtüsünü kamusal alanda yasaklamakta, dinî vecibelerini yerine getiren kadınları kamusal haklarından mahrum etmektedir. İran ve Türkiye zıt tatbikatlara sahiptir.

 

3) Fransa, kamusal alanlarda ve devlet okullarında başörtüsü yasağı koymakta, özel okullarda ve sivil alanlarda başörtüsüne karışmamaktadır.

 

Dikkatten kaçmaması gereken nokta şu ki, İran, Türkiye ve Fransa'nın ortak bir anlayışta buluşmuş olmalarıdır ki, o da "devlet/kamu otoritesi"nin başörtüsüyle ilişkilendirilmesidir. Her üç uygulamanın referansı "devlet otoritesi, kamusal alanlardaki hakimiyeti fikri"dir. İran devlet olarak kadınlar başlarını örttüklerinde, Türkiye başlarını açtıklarında, Fransa ise devlet görevlileri -yani kamusal hizmet verilen alanlarda- başörtüsü yasağı söz konusu olduğunda kendi hakimiyetlerinden emin olmaktadırlar.

 

Şahin Alpay, şu argümanlarla "Fransa modeli"ni önermektedir: "Kamu görevlileri ve devlet okullarında okuyan temel ve ortaöğretim öğrencileri dinsel simgeler (bu arada başörtüsü) taşıyamaz. Dinsel simgelere bunun dışında kısıtlama getirilmez. Bu modelde hem tek tek yurttaşların seçme özgürlüğünün (bireysel hakların) hem de azınlıkların korunmasının (grup haklarının) güven altına alındığı söylenebilir. Başlarını örtmeyi dinî bir vecibe olarak görenler kamu görevlisi olamazlar ise de, çok daha geniş iş imkânları veren özel sektörde çalışabilirler. (Örneğin başörtülüler yargıç olamaz, ama avukat olabilir.) Kızlarının başını örtmesini uygun gören ana-babalar çocuklarını özel okullara gönderebilirler. Devletin, her kademede bütün okullarda verilen eğitimi nitelik açısından denetleme yetkisi olduğu gibi, ayrım yapmaksızın bütün okullara öğrenci başına mali destek sağlaması da düşünülebilir."

 

1) Kamu görevlilerine ve devlet okullarına yasağın getirilmesi "devleti merkeze alan bir yaklaşımdır" bu dine müdahale, sosyo-kültürel çoğulculuğa aykırıdır.

 

2) "Devlet görevlileri ile devlet okullarında başörtüsü takılması"nın "bireysel haklar"la ilgisi yoktur. 18 yaşına kadar çocuğun velayeti ebeveyne aittir. Eğer bu konuda devlet temel alınacaksa, bu yine bizi devlet merkezli zihniyete götürür.

 

3) Azınlık hakları (üstelik grup hakları) sağlanırken çoğunluk haklarının ortadan kaldırılması, demokratik sistemi "azınlık rejimi"ne dönüştürür.

 

4) Başörtülü kızlara özel okulları adres göstermek, devlet okulları üzerinden yine "devletin din-dışı karakterini tabulaştırmak" anlamına gelir. "Devletin din-dışılığı" ile "dini"liği tersinden aynı karaktere işaret eder.

 

Bizim İslami çözümümüz basittir:

 

1) Müslüman, Hıristiyan, Yahudi, Budist veya laik herkes inandığı gibi giyinir, örtünür. Devlet ve resmî kurumlar bu işe karışamaz.

 

2) Dinî ifade ve görünürlük kamu hizmetlerinin -alan ve veren- kriteri değildir. Kriter liyakat, ehliyet, yani meslekî formasyondur.

 

3) Bir grup (çoğunluk veya azınlık) bir başkasına baskı kuracak olursa, yargı buna müdahale eder, ancak bu kolektif ceza veya yasaklara mesnet teşkil edemez.

 

Bu yazıya toplam (2) yorum eklenmiştir.
mbozac
21 Ekim 2010 Perşembe 10:30
sınır
'istediği gibi giyinir örtünür'ün sınırları yok anlaşılan...istediği gibi açılır saçılr da o zaman... bu düzensizlik anlamına gelmez mi? otoritenin tercihinden 'siz'e göre ikincisi olabiliyorsa 'birisi'ne göre ikincisi de olabiliyordur...
Ş. Hüseyinoğlu
20 Ekim 2010 Çarşamba 23:07
Ali Bulaç yine ölçüyü kaçırmış
Ali Bulaç'ın şu cümlesi hiç masum bir cümle değildir: "Devletin din-dışılığı" ile "dini"liği tersinden aynı karaktere işaret eder."

Son dönemde ağızlara pelesenk olan "Devletin dini olmaz", "Paranın dini-imanı olmaz" ölçüsüzlüğünün farklı bir ifadesinden başka bir şey değildir. Herhangi bir devletin insanlara din dayatması savunulamaz fakat "devletin diniliği" bu dmek değildir. Yanlış modeller olabilir ancak bu durum, Allah'ın dininin temel karesteriğinin yeryüzündeki iktidar çatışmasına müdahil olmak ve iktidar talebiyle ırtaya çıkmak olduğu gerçeğini değiştirmez.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-1 / 8 °C
İstanbul
8 / 16 °C
İzmir
10 / 17 °C