Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Türkiye tam bir Batılıya dönüşüyor!
19 Ekim 2010 / 12:35
“Türkiye'nin "Batılı" olma yolunda ilerlemesine son sekiz yıllık iktidarında önemli katkılarda bulunan bir iktidar partisinin "İslamcı" olduğu hâlâ söylenebiliyor ise, o zaman İslamcılıkla Batılılık arasında bir çelişki kalmamış demektir.”

Batılılık denilen şeyin tam olarak ne olduğunu anlatıyor Şahin Alpay bugün Zaman'daki yazısında. Ve Batılılığın, Batı’nın ilke ve değerlerini benimsemek, Liberal demokratik rejimi benimsemek ve bu değerlere bağlılıktır, diyor Alpay.

 

Türkiye’nin son sekiz yılda bu değerlere daha fazla yaklaşması ve sahip çıkması, ve bunu İslamcı bir hükümetin idaresinde başarması da ilginç görünüyor. Tabi bu duruma bakarak, Alpay’ın iddia ettiği gibi İslamcılık ile Batılılık arasında çelişki kalmamıştır demek doğru olur mu?

 

Yoksa doğru olan, İslamcı görünmesine karşın hükümetin temsil ettiği, üzerinde yürüdüğü, tabiri caizse ‘teslim olunmaya’ çağırdığı değerlerin aslında Batılı değerler olduğu ve Müslümanlara empoze edildiği gerçeğini söylemek midir?

 

Şahin Alpay’ın tesbit ettiği doğru nokta ise, bu değerlerin benimsenmesi ile Batı’ya yaklaşılmış olduğudur ki, süreç tamamlanırsa, Türkiye’ye bakan sadece Batılı bir ülke görecektir, amaçlanan budur.

 

 

Türkiye gittikçe Batı'ya yaklaşıyor

 

Şahin ALPAY-ZAMAN

Belki Irak'ın ABD tarafından işgal edilmesinden, muhakkak ki İsrail'in Gazze'yi yakıp yıkmasından bu yana, daha ziyade ABD'de ama Avrupa'da da Türkiye'nin Batı'dan uzaklaştığına, eksen kaydırarak Müslüman Doğu'ya yakınlaştığına dair iddialar ileri sürülmekte.


Yakın zamanda bunlara Türkiye ile ABD arasındaki ideolojik ayrılığın derinleştiğine, Türkiye'nin İran ve Suriye ile bir "yeni eksen" oluşturmakta olduğuna dair iddialar da eklendi. Bu iddialara kanıt olarak da yurttaşlarının üçte biri dolayında bir bölümünün Türkiye'nin dünyada tek başına davranmasından yana olduklarına, İran'ın nükleer silah edinmesinden Amerikalılara ve Avrupalılara nazaran çok daha az kaygı duyduklarına, çoğunun değerlerinin Batı'nın değerlerinden çok farklı olduklarını düşündüğüne ve Türkiye'nin AB'ye katılmasının iyi bir şey olacağını düşünenlerin giderek azaldığına işaret eden araştırma sonuçlarına gönderme yapılıyor.

İddiaların ve delillerin her biri tek başına ele alınmaya değer, ama öncelikle Türkiye'nin "İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı altında Batı'dan uzaklaşmakta olduğu"na dair temel iddianın gerçeklerle ne ölçüde bağdaştığını sorgulamak gerekir. Bu bağlamda öncelikle şunu kabul etmek gerekir ki, eğer "Batılı" olmak ile kastedilen "Hıristiyan ya da Yahudi-Hıristiyan uygarlığı"nın değerlerini paylaşmak ise, (otoriter laik rejimine rağmen) dindar Müslüman çoğunluğuyla Türkiye elbette ki hiçbir zaman Batılı olmadı. Eğer "Batılı" olmak Batı ittifakının, NATO ya da AB'nin taleplerine kayıtsız şartsız uymak; İsrail hükümetlerinin izledikleri politikalara kayıtsız şartsız destek vermek anlamına geliyorsa, Türkiye gerçekte hiçbir zaman tam anlamıyla "Batılı" olmadığı gibi, son on yılda daha bağımsız ve çok boyutlu bir politika izleyen Türkiye'nin "Batı"dan giderek uzaklaştığı doğrudur.

Ama eğer "Batılı" olmak örneğin AB'nin "Kopenhag Kriterleri"ne uyum, yani: Özel mülkiyet ve özel girişime dayalı, işlerliği olan bir piyasa ekonomisine sahip olmak... Yönetim hakkının çoğunluğun oyunu alan parti veya partilere ait olması, ama azınlıkta kalanların hiçbir çoğunluk tarafından çiğnenemez haklara sahip olduğu liberal demokratik rejimi benimsemek... Bireylerin temel hak ve özgürlüklerine, insan haklarına, yurttaşların hukuk önünde eşitliğine, hukukun üstünlüğüne, farklı kimliklere, inançlara ve düşüncelere saygı göstermek... İçte ve dışta sorunların kavga ve savaş yoluyla değil, konuşarak, diplomasi ve diyalogla çözülmesine ilişkin liberal değerlere bağlılık anlamına geliyorsa, evet Türkiye henüz tam anlamıyla "Batılı" bir ülke haline gelemedi. Bunun için gideceği daha çok yol var. Ne var ki "Batılı" olmak ABD ve AB'nin izledikleri politikalara körü körüne bağlılık değil de, temsil ettikleri siyasi değerlere uyum anlamına geliyorsa, Türkiye'nin son on yılda bu yönde hayli yol aldığı muhakkak.

Bunun delili nerededir diye soracak olursanız: AB Komisyonu'nun 1998'den beri yayımladığı Türkiye'nin üyeliği yolundaki ilerlemesine ilişkin raporlara; son on yılda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önüne gelen Türkiye aleyhindeki davalardaki nitelik değişikliğine bakabilirsiniz. Ve nihayet Türkiye'nin "Batılı" olma yolunda ilerlemesine son sekiz yıllık iktidarında önemli katkılarda bulunan bir iktidar partisinin "İslamcı" olduğu hâlâ söylenebiliyor ise, o zaman İslamcılıkla Batılılık arasında bir çelişki kalmamış demektir.

Şunları da eklemek gerekir: Eğer ABD, komşu Irak'ı yakıp yıkarak, yüzbinlerce masum Müslüman'ın ölümüne neden olduysa; eğer ABD yönetimleri Filistinlileri işgal ve boyunduruk altında tutan İsrail hükümetlerine bir türlü "dur" diyemiyorsa; bir kısım AB üyeleri, Türkiye'nin hiçbir zaman AB'ye üye olamayacağı iddiasında iseler, elbette ki (liberal değerleri tam olarak benimseyenler dahil) Türkiye yurttaşlarının büyük çoğunluğu, ABD ve AB'nin temsil ettikleri siyasi ilke ve değerlere yakınlık duysalar da, izledikleri politikalara sempatiyle bakmayacaktır.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 13 °C
Hakkari
-7 / 10 °C
İstanbul
13 / 18 °C
İzmir
13 / 18 °C