Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Şahin Alpay’a ‘uzlaşma’ tepkisi
18 Ekim 2010 / 16:51
Tartışmalar arasında bazı söylemler oldukça dikkat çekiyor. Geçtiğimiz günlerde Şahin Alpay’ın yazısı da böyleydi. Alpay, ‘Başörtüsü sorununa Fransa Modeli’ başlıklı yazısında konuyu değerlendirirken kimsenin başörtüsü yasağı uygulayamayacağını söylüyordu

Ama ardından şunları ekliyordu Alpay:

“Ne var ki, liberal demokrasilerin gözettikleri başka iki önemli ilke daha vardır. Bunlardan biri (14 Ekim tarihli yazımda açıklamaya çalıştığım gibi) etnik, dinsel ya da kültürel azınlıkların temel hak ve özgürlüklerinin çoğunluk (toplum) baskısına karşı korunması. Bu korumanın nasıl sağlanacağı önemli ölçüde o etnik, dinsel veya kültürel azınlık grubunun siyasi temsilcilerinin talepleriyle belirlenir. Liberal demokrasilerin gözettikleri bir üçüncü ilke de, toplumsal anlaşmazlıkların bir tarafın iradesini diğerine yasak, baskı ve zorla dayatmasıyla değil, taraflar arasında müzakere ve uzlaşma (yani, evet pazarlık) yoluyla çözülmesidir.”

Tabi burada talep edilen uzlaşma için başörtüsünden taviz vermek gerekiyor, anlaşmazlıkların sebebi olan dini hükümlerden vazgeçmek gerekiyor.

Alpay’ın yazısına bugün Ali Bulaç’tan bir cevap geldi. Bulaç malul Batılı demokrasiler içinde “şu an için kaale alabileceğimiz tek bir model kalmış ortada, o da ‘liberal demokrasi’dir. Bunu başörtüsü sorunuyla en iyi ilişkilendirilen yazarlardan biri Şahin Alpay'dır.” dedikten sonra şöyle devam ediyor:

“Yazık ki, inananlara yüz senedir büyük acılar yaşatanlar, artık bu yasaklar sona ersin noktasına gelmiş olsalar bile -ki içlerinde bu noktaya gelmiş olanları hayli fazladır- henüz "muarefe" aşamasında bile sayılmazlar. Oysa adil, hakkaniyete ve rızaya dayalı bir muahede için taraflar birbirlerinin sabitelerini bilmek, hassasiyetlerini anlamak zorundadırlar. Her dinin sabiteleri vardır. Kendi perspektifinizden Hıristiyanlığın haçını, vaftizini, ekmek ve şarabını kritik edebilirsiniz, ama bir Hıristiyan'dan bunlardan vazgeçmesini isteyemezsiniz. Bunlardan vazgeçen bir Hıristiyan, Hıristiyan olmaktan çıkar. Bunun gibi referans aldığınız felsefi ve politik modeller adına bir Müslüman'dan da bazı şeylerden vazgeçmesini isteyemezsiniz.”

 

Objektif olarak şunu söyleyebiliriz: Bu konuda Müslümanlar liberal, Kemalist, milliyetçi ve sol/sosyal demokrat kesimlerden hem çok daha geniş bir anlama ve tanıma perspektifine sahiptirler hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının kendilerine empoze ettiği otoriter zihniyetten kurtuldukları oranda daha adil ve merhametlidirler.”

 

Müslüman kadın için başı örtmek dinî bir vecibedir

 

“Başörtüsü bağlamında, inanan ve inancını ciddiye alan bir Müslüman kadın için başı örtmek kesin bir dinî vecibedir, Allah'ın emridir, şeklini Peygamber Efendimiz (sas) tayin etmiştir, İslam alimlerinin icmaıdır. Bir kadının başını örtmemesi, elbette onu dinden çıkarmaz, ama tartışmasız günah işlemiş olur. Bir kadının Allah'ın emrini yerine getirmek üzere saçları dahil, "el, yüz ve ayakları dışındaki geri kalan vücudunun tamamı"nı örtmek istemesi onun en doğal, vazgeçilmez, tavize konu olmaz, tartışmaya açılmaz hakkıdır. Bu bir sabitedir.”

 

Sorun, laiklik adı altında bu vecibenin tümden yasaklanması veya kamusal alanlarda görünür olmaktan engellenmesi veya kamusal hizmet vermek isteyen bir kadının hak mahrumiyetine sebep olarak gösterilmesinden kaynaklanmaktadır. Bunun mantığının bize izah edilmesi gerekir. Neden?”

 

Liberal demokrasi açısından ortaya çıkan iki sorun

 

“Şahin Alpay'ın yazılarından hareket edecek olursak (Zaman, 16 Ekim), "Liberal demokratik rejim ilkeleri açısı"ndan iki sorun ortaya çıkıyor:

 

1) "Etnik, dinsel ya da kültürel azınlıkların temel hak ve özgürlüklerinin çoğunluk (toplum) baskısına karşı korunması". Cevap: Toplumun yüzde 75'i örtünüyorsa, niçin çoğunluk başını örtmeyen yüzde 25 azınlığa baskı yapsın? Bu nerede görülmüştür? Diyelim ki baskı yaptı, bunun yolu, çoğunluğun dini vecibelerini yasaklamak mı, yoksa tek tek kim baskı yapıyorsa, bunu adli bir mesele sayıp yargıya havale etmek mi? Elbette ikincisi.

 

2) "Diğer ilke anlaşmazlıkların bir tarafın iradesini diğerine yasak, baskı ve zorla dayatmasıyla değil, taraflar arasında müzakere ve uzlaşma (yani evet pazarlık) yoluyla çözülmesi". Müzakere sabiteleri tartışmak değil, onlarla nasıl çoğulcu bir düzen kurulabileceğini konuşmaktır. Dinlerin inanç esasları, açık hükümleri tartışmaya açılamaz, pazarlık konusu olamaz. Dinlerin ana vecibeleri, etnik grupların kimlik özellikleri veya dillerinin kullanımı "pazarlık" konusu olur mu? Olursa, Kemalist uygulamadan ne farkı kalır?”

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 12 °C
Hakkari
-4 / 9 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
13 / 18 °C