Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“İbâdet sadece âhiret için değildir”
16 Ekim 2010 / 22:55
Kur'an Nesli Kültür Merkezi'nde Ahmed Kalkan'ın sunumuyla "İbâdet" kavramı işlendi.

İSLAM ve HAYAT

İbâdet kelimesinin, "abede" fiilinin masdarı olup "itaat etmek, boyun eğmek, tevâzu göstermek, bağlanmak ve hizmet etmek" anlamlarına geldiğini ve Kur'ani ıstılahta "hayat yolunun bütünü" anlamına geldiğini kaydeden Kalkan, "İbâdet namaz, oruç, zekâtla sınırlı bir mefhum değildir. İslam'da ibâdet anlayışı ve yolu geniş kapsamlıdır; insanların ibâdet diye isimlendirmekte birleştikleri birtakım taabbudî sembollerle sınırlı değildir. Bu semboller -bütün önemlerine rağmen- farz kılınan ibâdetin sadece bir parçasıdır. Gaye ölünceye kadar hayatın tümünün, hatta bizzat hayatın, ortağı olmayan Allah'a yöneltilmiş bir ibâdet olmasıdır. Yani ibâdet; her ânı, her işi, her fikri, her duyguyu kapsıyor." vurgusu yaptı.

"Ben cinleri ve insanları ancak Bana kulluk/ibâdet etsinler diye yarattım." ayet-i kerimesini hatırlatan Ahmed Kalkan, "Cinlerin ve insanların yaratılış hedefi Allah'a ibâdete hasredildiğine göre, hayatın bütününü ölünceye kadar sadece şeklî farzlar doldurabilir mi? Bu, ancak ibâdetin hayatın her yönünü kapsaması durumunda gerçekleşir. Bu da bilfiil İslâm'da vardır. Şeklî ibâdetler namaz da olsa, zekât, oruç veya hac da olsa, belirli bir süreyi kapsar. Ya da kişi nâfilelerle bu süreyi arttırabilir. Fakat hayatın bütün alanını dolduramaz. Bu şekilde ancak Allah'ın nurdan yarattığı melekler ibâdet edebilir.  Yoksa insanoğlu bütün vakitlerini klasik ibâdetlerle geçiremez. İnsanın usanan bir bedeni, dağılan bir aklı vardır. Bu yüzden usanmaksızın gece-gündüz Allah'ı tesbih edemez. Zaten Allah da onu bununla mükellef kılmamıştır. Allah, her kişiye ancak gücünün yettiğini yükler. Allah onu bu yapıda yaratmıştır; onun gücünün sınırlarını biliyor, güç yetiremeyeceği şeyi teklif etmiyor. Bununla beraber, onun bütün hayatı Allah için olmalıdır. Zira Allah, onu sadece ibâdet için yaratmıştır. Peki, bu, istenilen ibâdetler sadece şekilsel ibâdetlerde kalırsa gerçekleşebilir mi? Bu, ancak ibâdetin mânâsının genişleyip yeryüzündeki insanın bütün eylemlerinin ona dâhil olmasıyla gerçekleşir. Bu da her türlü amelin tevhide bağlanıp, tevhidin de bütün gerektirdikleriyle hayat tarzı olduğunda mümkündür." ifadelerini kullandı.

Kalkan konuyu şöyle sürdürdü:

"Siyaset ibâdettir... Allah'ın şeriatını tatbik olduğunda, yeryüzü gerçeklerine göre Rabbânî adâlet tatbik olduğunda, insanları tek bir ilâha kulluk ettirdiğinde, tâğutlardan kurtarıp hürriyete kavuşturduğunda siyaset ibâdettir. İktisadî dinamizm ibâdettir... Para, helâl kazançtan elde ediliyorsa; para ve mal biriktirilip, bunlarla hayra dâvet ve şerle savaş oluyorsa;  kazanılan para temiz işlere harcanıyorsa o meşrû iş, iktisadî birikimler ve para ibâdettir. Sanat etkinlikleri de ibâdettir... Meşrû olan sanat türleriyle Hakka dâvet ve kötülüklerle savaş olduğunda, Rabbânî anlayış gereğince yeryüzünü îmar ve Allah isminin yüceltilmesi için insanları çalışmaya ve güzele teşvik ettiğinde. Kısaca, Rasûlülllah’ın (s.a.s.) ibâdetin insan hayatındaki büyük küçük her şeyi kapsadığını öğretmek için buyurduğu gibi "hatta eşinin ağzına koyduğu bir lokma bile" ibâdettir. Bütün ibâdetler, dünya ve âhireti beraber hedefleyen bir iştir. İster klasik ibâdet tanımı içine giren semboller olsun, ister insanın icra edip yürüttüğü hayatî faâliyetler olsun. İbâdetleri ma'bedlerle sınırlamayan bir dinin, temel buyruklarının yanında, gülümsemeyi, sevmeyi, çalışmayı, ticareti, yeme-içmeyi, kızmayı, ağlamayı, yürümeyi, nefes almayı, sevişmeyi, yani hayatın kendisini ibâdet haline getirmesine neden hayret etmeli? İlâhî sınırlar korunduğu zaman hayatın her birimi gerçek kimliğini kazanır. Bu kimlikle açılır cennetin kapıları.

Hıristiyanlar sadece kiliselerde ibâdet edebilirler. İslâm dışındaki hemen her din de, ibâdeti, tapınmayı kendi mâbedlerine has kılar. Günümüzdeki farklı tapınmalar için de bu geçerlidir: İnsanların ibâdet ihtiyacını tatmin için arenalar, stadyumlar, müzikholler, türbeler, anıtlar, anıtmezarlar inşâ edilmiş, insanlar tapınmak için belirli vakitlerde buralarda sevdikleri uğruna kendilerinden geçmekte, ayılıp bayılmakta, huşû içinde tapınmaktadırlar. Hatta bu sahte ilâhların önünde kendinden geçen insanlardaki huşû ve gönülden bağlılık nice müslümanın namaz gibi en önemli ibâdetinde bile yok.

Müslüman, ibâdet etmek için mutlaka mescid ve câmi aramaz; Her yerde ibâdetini yapabilir. Tüm arz mesciddir müslüman için. "Benim için yer(yüzü) tertemiz ve mescid kılındı. Namaz vakti gelince, kişi bulunduğu yerde namazını kılar."  "Mescidlerimiz işgal altında!" demiş olsak, bazılarımızın aklına yalnız İsrail işgali altındaki Mescid-i Aksâ gelecek. Veya Allah'ın değil; tâğutların emrinde memur olan bazı bel'amların güdümündeki mescidler (Aslında nice câmiler, devlet dairesi haline gelmekte, hatta kiliseleştirilmekte, nice imamlar papazlaştırılmakta veya bel'amlaştırılmakta). Ama bizim kastımız, daha geniş; Evet, mescidlerimiz işgal altında ve putlarla dolu. Yeryüzü mescidi, putlardan, tâğutlardan ve putçu düzenlerden temizlenme çabası olmadıkça müslümanların ibâdetleri sıhhatli olmaz ve gerçek ibâdet, gerçek kurtuluş gerçekleşmez. "Mescidler Allah'a aittir. Orada Allah ile beraber bir başkasına dâvet, duâ etmeyin."   

Bazı insanların sandığı gibi, ibâdet sadece âhiret için değildir. Zira bu din, dünya hayatındaki insanın işini ıslah etmek için de inmiştir. Akîdesini olsun, şeriatını olsun, ibâdetini olsun, onun dünyadaki her şeyini düzene koymak için gelmiştir.  Bundan dolayı bu dinde dünya ile âhiret her konuda birbirine bağlıdır. İnsanlar, dünya hayatında çalışan organları, âhirete bağlı kalpleriyle dinin gölgesinde yaşarlar. "Şüphesiz namaz, fahşâdan (her çeşit aşırılık ve ahlâksızlıktan) ve kötülükten men' eder."  Dünyada kötülüklerden menediyor, âhirette ise mükâfat var. Mü'min, Allah rızâsı için namaz kılar. Aynı zamanda fahşâdan, fuhuştan ve kötülükten de alıkonarak dünya hayatını ıslah etmiş olur. Orucun farz kılındığını bildiren âyetin sonunda da "umulur ki korunursunuz" denilir.  Dünyada korunup (takvâ sahibi olup), yeryüzünde hayatınızı ıslah edersiniz, âhirette ise mükâfata erişirsiniz. Zekâtın emredildiği âyetlerde  geçen temizleme, çoğaltıp arttırma, zenginin fakire bağışlaması, zekâtın belirlenen sınıflara dağıtılması dünyada yapılır; âhirette ise mükâfat vardır. Hacc sûresi, 27-28. âyetlerde belirtilen maslahatlar da böyle. Böylece ibâdet aynı anda hem dünya, hem de âhiret için oluyor."

Bu yazıya toplam (7) yorum eklenmiştir.
yener
18 Ekim 2010 Pazartesi 00:44
gülen hareketi 4
İktibas yaptığım yazılar. Hollanda'da geçtiğimiz günlerde yapılan Gülen hareketinin çok boyutlu analizi isimli konferansta ABD, Belcika, Hollanda gibi değişik ülkelerden çok sayıda alanında uzman katıldı..... hal böyle herkes inandığı dini yüceltmek için uğraşıyor...........
yener
17 Ekim 2010 Pazar 23:59
gülen hareketi 3
Ben de kalvinistim diyor ve ekliyor ve gerçekten birtakım parelellikler görüyor. Yani maksat, yani bütün toplumu İslami bir toplum yapmak değil. Tıpkı kavinistlerin bütün toplumu hristiyanlaştırmak istemedikleri gibi. Devam edip gidiyor bildiğiniz gibi. Kalvinist anlayışı kadar kendilerinin müslüman olduğunu idda edenler de anlasa ne olur. Her müslümanın dikkatine!
yener
17 Ekim 2010 Pazar 23:48
gülen hareketi 2
M.Brinkman devam ediyor Zaman Gazetesi röportajı 15 10 2010 Cuma. Az önce kalvinizmle parelellik arzettiği söylenmişti diyor, kalvinizm neyse?, ben de kalvinistim diyor.
yener
17 Ekim 2010 Pazar 23:28
gülen hareketi 1
Zaman gazetesi Hollanda baskısı haberini yorumunuza sunuyorum. Prof. Dr. M.Brinkman diyorki Gülen hareketinin manevi temeli beni büyüledi. Seküler bir toplumda kendine yer edinmesi de çok ilgimi çekti diyor ve ekliyor.
yener
17 Ekim 2010 Pazar 21:13
yasamak
ahmet kalkan beyden ALLAHrazi olsun yanlis anlayip yanlis uygulamalari anlatmis .
mbozac
17 Ekim 2010 Pazar 20:42
ibadet
ibadetin 'dünya hayatındaki insanın işini ıslah etmek..' boyutu da bir salih amel olarak ahirete müteveccih değil midir?!
ADEMOĞLU
17 Ekim 2010 Pazar 18:06
ANLAMAK
Hayatlarının ve yaşamın anlamını idrak demeyen yaşamlar ve onlara sunulan din,ibadet,hayatlar tek merkezli bir hayat olmadığı için yaşamlar
dengesiz ve anlamsız kişilere endekslenmiş hayatlar ,sayılara yüzeysel okuma ve baktıkça anlmayan hayatlar onları ve yaşamları sabit monoton laştırmış ve sonuç alınamıyor.Kuranda namaz,ibadet,hayatve ölümün tek merkeze yani Allaha ulaştırmak hayırlı amel olması aradaki aracıları aradan çıkarmak için olur . tespitleriniz ve uyarılarız için Rabbim
eksikiğinizi vermesin razı olsun. amin.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 13 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
10 / 17 °C