Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Aydınlanma modeli ihtiyacı karşılamıyor
15 Ekim 2010 / 19:42
İngiliz The Guardian gazetesinde yayınlanan bir yazı bu ihtiyacı vurguluyor. Değerlerini kaybeden ve kapitalistleşen bir toplum olduklarına vurgu yapılan yazıda daha iyiye gidilmesinin arzu edildiği belirtiliyor.

Ancak bunun vasıtası olarak yine ‘insani’ değerler görülüyor. Halbuki toplumun bu hale gelmesinin temel sebebi aklı esas alan, bireyi evrenin merkezine yerleştiren bu felsefe ve onun ürettiği değerlerden başkası değildi.

                                                                                                 

'Aydınlanma modeli' güncellenmeli

 

George Monbiot-The Guardian-RADİKAL

 

İşte geldiğimiz yer: Kasabın kapısında düzenli bir kuyruk. Zenginlerin hatalarının ceremesini yoksulların çekmesi, evrenselciliğin terk edilmesi, devlet korumasının kaldırılması: Birkaç küçük çaplı protesto dışında bunların hiçbiri henüz bizi mücadele için sokağa çıkarmış değil. Çıkarlarımıza aykırı olan politikaların kabulü, 21. asrın yaygın muamması. ABD’de mavi yakalı işçiler sağlık hizmetinden yoksun bırakılmalarını hararetle talep ediyor ve milyonerlerin daha az vergi ödemesinde ısrar ediyor. Britanya’da atalarımızın uğruna hayatlarını riske attığı sosyal ilerlemenin terk edilmesine, doğru düzgün tek bir itirazda bulunmadan hazır gibiyiz. Ne oldu bize?

 

Kâr-zarar analizi yapmıyoruz

Bence cevabı, bu yıl okuduğum en ilginç rapor veriyor. Çevre grubu WWF’den Tom Crompton’un yazdığı Ortak Dava adlı rapor, psikoloji alanında yaşanan bir dizi etkileyici ilerlemeyi ele alıyor. Bana kalırsa, şu an refahtan iklim değişikliğine bütün iyi davaları dibe çeken keşmekeşe derman öneriyor. Crompton ilericilerin, ‘aydınlanma modeli’ diye nitelediği insani farkındalık efsanesinin asalakları olduğunu gösteriyor. Buna göre insanlar olguları değerlendirip mantıklı kararlar alır. Tek yapılması gereken, onları verileri ortaya koymaya ikna etmektir: Ardından bunu çıkarlarına ve arzularına en uygun seçeneğin hangisi olduğuna karar vermek için kullanacaklardır.

 

Bir sürü psikolojik deney, işlerin böyle yürümediğini gösteriyor. Mantıksal bir ‘kâr-zarar’ analizi yapmak yerine kimliğimizi ve değerlerimizi onaylayan bilgiyi kabul ediyor, bunlarla çatışan bilgiyi reddediyoruz. Düşünme tarzımızı toplumsal kimliğimiz etrafında şekillendiriyor, onu ciddi meydan okumalardan koruyoruz. İnsanların karşısına uygunsuz gerçekleri koymak, büyük olasılıkla değişime direnci pekiştirmekten başka işe yaramıyor.

Toplumsal kimliğimizi de psikologların dışsal veya içsel diye sınıflandırdığı değerler şekillendiriyor. Dışsal değerler statü ve kişisel ilerlemeyle alakalı. Güçlü bir dışsal değerler tertibatı olan insanlar, başkalarının onları nasıl gördüğüne odaklanıyor. Mali başarıyı, imajı ve şöhreti aziz tutuyor. İçsel değerler dostlar, aile ve camiayla ilişkilerle ve kendisiyle barışık olmakla ilgili. Güçlü bir içsel değerler tertibatı olanlar başka insanların övgülerine veya ödüllerine bağımlı değil.

 

Tamamen içsel veya tamamen dışsal olan pek az insan var. Toplumsal kimliğimiz değerlerin bir karışımıyla oluşuyor. Fakat yaklaşık 70 ülkede yapılan psikolojik deneyler, değerlerin çarpıcı biçimde tutarlı örneklerde toplandığını gösteriyor. Sözgelimi mali başarıya büyük önem verenlerde daha az empati, daha güçlü manipülatif eğilimler, hiyerarşinin cazibesine daha çok kapılma ve insan hakları ve çevre gibi meselelere daha az ilgi söz konusu. Güçlü bir kendisiyle barışıklık sergileyenlerdeyse daha fazla empati ve insan hakları, toplumsal adalet ve çevreye daha fazla ilgi var. Bu değerler birbirini bastırıyor: Birinin dışsal ihtirasları güçlendikçe, içsel amaçları zayıflıyor.

 

Değerlerimizle birlikte doğmuyoruz. Toplumsal koşullar onları biçimlendiriyor. Siyaset, neyin normal olduğuna dair algımızı değiştirerek, koşullarımız gibi zihinlerimizi de değiştiriyor. Sözgelimi herkes için bedava sağlık hizmeti içsel değerleri pekiştiriyor. Yoksulları bunun dışında bırakmaksa dışsal değerleri pekiştirerek eşitsizliği normalleştiriyor. Britanya’da Margaret Thatcher’la başlayan, Tony Blair ve Gordon Brown’la devam eden sağa kayış (bu isimlerin başında bulunduğu hükümetler rekabetin  ve mali başarının faziletlerini vurguladı) değerlerimizi değiştirdi. Bu dönemde zenginliği ve fırsatları adil dağıtan politikalara kamuoyu desteği ciddi oranda azaldı.

 

Bu kayma reklam ve medya tarafından da takviye edildi. Güç siyasetine duydukları hayranlık, en zenginler listeleri, en güçlü, etkili, zeki veya güzel 100 kişi katalogları, şöhreti, modayı, hızlı arabaları, pahalı tatilleri saplantıyla teşvik etmeleri... Hepsi dışsal değerleri telkin ediyor. Güvensizlik ve yetersizlik hissi üreterek, ki bu, insanın kendisiyle barışıklığını zayıflatır, içsel amaçları da bastırıyorlar.

 

Birçok psikoloğu istihdam eden reklamcılar bunun farkında. Crompton,  JWT’nin Küresel Planlama Müdürü Guy Murphy’den şu alıntıyı yapıyor: “Pazarlamacılar kendilerini kültürü manipüle etmeye çalışan insanlar olarak görmeli; onlar toplum mühendisleridir. Marka algılamalarını değil, kültürel kuvvetleri manipüle ederler.” Dışsal değerleri ne kadar takviye ederlerse, ürünleri satmak o kadar kolaylaşır. Sağcı siyasetçiler de içgüdüsel olarak, siyasi haritayı değiştirmek konusunda değerlerin önemini bilir. Thatch-er’ın o meşhur sözünü unutmak ne mümkün: “Ekonomi bilimi yöntemdir; kalpleri ve ruhları değiştirecek olan odur.”

ABD’deki muhafazakârlar olguları ve rakamları tartışmaktan kaçınır genellikle. Meseleleri, dışsal değerlere hitap eden ve onları güçlendiren bir şekilde ortaya koyarlar. Her yıl, ilerici fikirlerin serpilip gelişebileceği alan biraz daha daralıyor. İlericilerin buna verdiği karşılıksa feci.

 

‘Yeşil tüketim’ feci bir hata

Değerlerin kaymasına karşı çıkmak yerine ona ayak uydurmaya çalışıyoruz. Vaktiyle ilerici olan partiler değişen kamuoyu davranışlarının suyuna gitmeye çalışıyor: Yeni İşçi Partisi’nin Britanya’nın orta kesimine yönelik, genelde kişisel çıkarın şifresinden ibaret olan söylemlerini düşünün. Böyle yaparak dışsal değerleri pekiştirip meşrulaştırıyorlar. Birçok Yeşiller üyesi ve toplumsal adalet kampanyacısı da, kişisel çıkara hitap ederek insanlara ulaşmaya çalışıyor: Gelişmekte olan ülkelerde yoksulluğun son bulmasının Britanya’ya yeni pazarlar açacağından ya da hibrit araç almanın dostlarınızı etkileyip sosyal statünüzü yükselteceğinden dem vuruyorlar. Bu taktik dışsal değerleri pekiştiriyor, yeni kampanyaların başarılı olma ihtimalini daha da azaltıyor. Yeşil tüketimi özendirme çabası feci bir hata.

 

Ortak Dava raporu basit bir çare öneriyor: Değerlerimizi gizleme çabasından vazgeçip, o değerleri açıklamak ve savunmak. İlerici kampanyalar yürütenler siyasi değişime yol açan psikolojiye dair idrakin güçlenmesine ve nasıl manipüle edildiğinin gösterilmesine yardımcı olmalı. Bu kesimler, bizi güvensiz ve bencil kılan güçlere, özellikle de reklam endüstrisine meydan okumak için bir araya gelmeli.

 

Siyasetçiden medet umamayız

İşçi Partisi’nin yeni lideri Ed Miliband bunu anlıyor. Miliband, ‘Toplumu ortak hayata değer verecek şekilde değiştirmek istediğini’ söylüyor ve ekliyordu: “Vasattan iyisinin de olabileceğine inananlar için ayağa kalmalıyız.” Fakat bu bir paradoks: Bu değişimleri gerçekleştirmeleri konusunda siyasetçilere bel bağlayamayız. Siyasette başarılı olanlar, tanımı itibariyle, dışsal değerlere öncelik tanır. İhtirasları iç huzurun, aile hayatının, dostluğun, kardeşçe sevginin yerini almak zorundadır.

 

Dolayısıyla bu değişime kendimiz öncülük yapmalıyız. Güçlü içsel değerlere sahip insanlar o değerlerden utanmayı bırakmalı. Çıkara değil, empatiye ve iyiliğe dayalı politikaları savunmalıyız; bencilliğe dayalı politikalara karşı çıkmalıyız. Değerlerimizi ısrarla ortaya koyarak görmek istediğimiz değişimin kendisi haline geliriz. (11 Ekim 2010)

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-1 / 8 °C
İstanbul
8 / 16 °C
İzmir
10 / 17 °C