Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Sibel Eraslan’dan Başörtüsü üzerine ‘vurucu’ bir yazı
08 Ekim 2010 / 11:32
Başörtüsü hakkında söylenmeyen kalmadı, yasağın meşru olmadığı defalarca dile getirildi. Buna karşın yasak devam ediyor ve Ak Parti iktidarında boyunca da kesintisiz olarak uygulandı.

Yıllardır tek başına iktidar partisi olmasına karşın sorunu çözme konusunda hala ağırdan alan Ak Parti, CHP’yi işin içine çekmeyi, sanki çözüm konusunda önderliği ona yaptırmaya çalışıyor. Halbuki oy toplarken, meydanlarda mitingler yaparken, anayasa değişiklikleri için Meclis’te konuşmalar yapılırken Başörtüsü meselesi hükümete oldukça fayda sağlıyordu.

 

Sibel Eraslan da Vakit’teki köşesinde kısmen bu konuya değiniyor. Başörtülülerin maruz kaldığı aşağılayıcı ‘cümleleri’ sıralayan, başörtülülerin çektiği sıkıntının umursanmadığını anlatan Eraslan Ak Parti hükümetine ise ‘bu meseleyi polemik haline getireceğinize çözümleyin’ diyor. Belki de yazıda en fazla üzerinde durulması gereken nokta burası gibi görünüyor çünkü sorunun çözümü için karar alma merciinde oturanlar onlardan başkası değil.

 

Yasakçılık, başörtüsüz kadını da siyasal simge haline getirdi...

 

Sibel ERASLAN-VAKİT

Yüzyılı daha var mı dünyanın... Bilmiyorum ama... Şayet 100 yıl sonra da dönecekse hâlâ şu ihtiyar küre, onun üzerinde gezinenler, bizim şu anki halimize şaşkınlıkla bakacaklar...

Geleceğin fıkra ve karikatür konularından birisini şimdiden hissedebilmek için ünlü fütürist Alvin Toffler olmaya gerek yok. Şöyle diyecekler torunlarımız; “oturup kalkıp kadınların saçlarıyla uğraşırlardı, eski bir totemdi kadın saçı ve tüm fırtına kadın saçlarının gösterilip gösterilmemesi üzerinden kopardı”...
Oysa durum, saç gösterip göstermeme meselesinin ötesinde... İnsanlara kimin emir verebileceği ile ilgili ciddi bir el atma sorunu. Apaçık bir egemenlik iddiası. Ben böyle istiyorum, ben bu kadarına izin veriyorum, başını örtme, hayır, yasak, bu kadar örtebilirsin ama o kadar örtme... Bu kadar’a, O kadar’a dair söylenmiş cümlelerin tümü, apaçık bir el atma, yasakçılığın alt türevleri...
Bunlar hayatımızın son 40 yılında bizlere dayatılmış sorular...
Aslında referandum sonrası yeniden nükseden şu beylik kavga da zaten saçtan, görünüp görünmemesinden, şayet görünmeyecekse nasıl ve ne şekilde görünmeyeceğinden, görünecekse kaç bölü kaçının görüneceğinden falan değil... Düpedüz bu işin bir el atma’dan ibaret olduğuyla ilgili asıl kavga... Tartışmanın hoyrat bir sağırlıkta sürüyor oluşu ise akla durgunluk verecek boyutta... Kimsenin düşündüğü yok, sorduğu yok... “Tamam biz kamplara ayrıldık ve kavga ediyoruz da acaba hakkında konuştuğumuz, gıyabında fikir yürüttüğümüz örtülü kadınlar ne diyor? Ne düşünüyor?” Bunu soran yok...
Üstelik yasak taraftarlarının hali çok daha vahim. Artık örtülemez halde saçma diktaları. Türkiye’nin meselesi bu değildir diyorlar, oysa onbinlerce başörtüsü mağduru var. Canan Arıtman’in dikkatini çekebilmek için kaç bin olmak gerek? İsterse Türkiye’de sadece bir tane başörtülü kız olsun, hukuk uykuya yatmaz ki! O tek başına nevzuhur kız için de işler hukuk... Üstelik Türkiye’de de dünyada da nevzuhur bir hadise değildir ki kadınların örtünmesi! Özellikle CHP’li kadın vekillerin kendilerine sorulan “türban” konulu soruları başlarından savmak üzere verdikleri kurulmuş motor gibi ezberlenmiş ama ilgisiz cevaplarına bakınca... Tam bir sefalet seyrediyor insan. Efendim bu kadın haklarıyla ilgili bir sorun değil mi diye soruyor haber spikeri, karşımızdaki cevval CHP’li hanım, Türkiye’nin topraklarının satıldığından falan bahsediyor. Komik durumdalar. Ama komikliğin de bir sınırı var. Bir aşamadan sonra öfkeleniyor insan... CHP, niçin dinleri gereği örtünmüş kadınların hayattan tecrit edilmesini savunuyor?
Meseleye bir itirazım da; kadınların önceden kabul edilmiş portreleriyle ilgili. Tüm bu tartışmalarda sanki “baş açıklığı”, “örtüsüzlük” kadınlar için esasmış, doğruymuş, genel durummuş da “örtülülük” tali, arızi, sapma, lokal bir durummuş gibi ifade ediliyor... Hem bu tarafgir kabul, hem de başları örtülü kadınlara yöneltilmiş yasakçılık ve açık ayrımcılık birleşince... “Baş açıklığı” da bir siyasal simgeye dönüşüyor. Bilinç tahterevallisi böyle çalışır. Yani siz kırk yıl boyunca örtüye siyasal simge derseniz, toplumsal bilinç, sosyal vicdan, bu terazinin karşısını elbette bir şeyle doldurur ki o resimde, başı örtülü olmayan kadın duruyor... Peki bu taktirde soruyu tersinden sorarsak, acaba neler hissedecek baş örtü yasakçıları?
“Hey sen başı örtülü olmayan kız, çık dersten dışarı!
Hey sen, başı örtülü olmayan kız, örtüsüz dolaşman için nereden para alıyorsun?
Başını açman için sana aylık bilmem kaç dolar para ödüyorlarmış...
Baş açıklığı geri kalmışlığın simgesidir...
Başörtüsüzler ve evcil hayvanlar içeri giremez!
Hey sen başörtüsüz kız, in belediye otobüsünden, binemezsin.
Başı açıksan gazetecilik, doktorluk, avukatlık yapamazsın, hademelik yaparsın ancak.
Hey sen başörtüsüz teyze, dur bakalım, giremezsin diyaliz merkezine, başın açık olduğu taktirde kapıda can verirsin... O kadar...”
Ne kadar da sinir bozucu replikler değil mi? Siz sadece biz örtülüleri değil başı açık olanları da siyasal simge haline getirdiniz yasakçılığınızla...
Ama biz bunu 43 yıldır yaşıyoruz. Herkesin, hepinizin gözleri önünde.
Ve hiçbirinizin gıkı bile çıkmıyor... Ateş düştüğü yeri yakar...
Bir sözüm de AK Parti Hükümetine... Artık, şikayet etme yerinde değilsiniz. Artık mağduriyet resimlerine yaslanmayacak kadar güçlüsünüz. Bu meseleyi polemik haline getireceğinize, çözümleyin... Özelleştirme konusunda en zorlu adımları cesaretle atıyorsunuz. Demokratik açılım konusunda, rejim hakkında tartışılmadık tek tabu bırakmadınız... Sıra başörtüsüne gelince niçin gözlerinizi CHP’ye dikip adım atmasını bekliyorsunuz...

Bu yazıya toplam (4) yorum eklenmiştir.
emine
10 Kasım 2010 Çarşamba 20:04
netice
bu konuda yazılanların ve söylenenlerin işe yaradığını göreceğimiz günler yakındır inşaallah
glsm
10 Ekim 2010 Pazar 22:04
nevzat tarhan demiş ki;
Ne tuhaf değil mi? Ezanı Türkçeleştirirken, "haydi kurtuluşa" yerine "haydi felâha" gibi bir cümle kullanılması çok anlamlıdır. O tarihlerde, din karşıtlarının amacı, ezanı Türkçeleştirmek değil değersizleştirmekti... Bugün de aynı zihniyet, tesettürü değersizleştirmek için çırpınıyor...
mbozac
08 Ekim 2010 Cuma 19:16
son ve tek söz
Allah ve rasülü bir şeye karar verdiklerinde inanan erkekler ve inanan kadınlar için tercih/seçim hakkı yoktur/olamaz...müslüman olanların sözü, sözü deryalar mürekkep ağaçlar kalem olsa tükenmeyecek olandan inzalendir...
ali er
08 Ekim 2010 Cuma 15:51
söylev
sayın eraslanlının kendisininde içinde bulundugu islamcılık organizasyonun sırf muslümanların söyleyecek sözlerinin olmadıgını tastikletmek amacıyla tezgahandıgı sanırım anlamaya başlanmış.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C