Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Başörtüsü neyin simgesi?
07 Ekim 2010 / 11:25
Taha Akyol, Milliyet’teki yazısında siyaset ile yargı ilişkisinin toplumsal sonuçlarından bahsediyor. Yargının özgürlükleri sınırlayan yapısına karşılık, günün şartlarını daha iyi okuyan siyaset kurumunun sorunları çözdüğünü savunuyor.

Akyol, yazısında ısrarla Türban diye adlandırdığı Başörtüsü ile ilgili yasakları da 28 Şubat döneminde Yargı’nın koyduğunu ve bunun özgürlüklerin engellenmesi olduğunu söyleyerek siyasetin üstünlüğüne atıf yapıyor.

Yazıda öne çıkan anlayışa göre Başörtüsü asli bağlamından koparılarak özgürlükler bağlamında ele alınması öneriliyor. Başörtüsünü sadece üniversitelerde serbest bırakma çalışmaları ile birlikte Başörtüsü’nün dini hükümler çerçevesinde değil insan/kadın hakları kapsamında ele alınması pek çokları tarafından öneriliyor ki, bunun amacının özelde Başörtüsünün, genelde İslam’ın emirlerinin dini vasıftan çıkarılması, bir alt-kültüre dönüştürülmesi, etkileme gücü olmayan, sadece toplumun sosyal hayatına faydalı bir faktör düzeyine indirilme çabası olarak görünüyor.

Aynı çerçevede ‘Türban’ da İslam’ın simgesi olmaktan çok ‘özgürlüğün’ simgesi haline dönüştürülmek isteniyor ki bu müslümanlar açısından büyük bir tehlike oluşturmakta.

Türban simgedir!

Taha AKYOL-MİLLİYET

BUGÜNLERDE tartışılan konu Danıştay ve Yargıtay’ın, türbanlı bir kız öğrenciyi sınıftan çıkaran öğretim üyesini haklı bulan kararları...
Disiplin Kurulu dışında, öğretim üyesi bir öğrenciye yaptırım uygulama yetkisine sahip midir?
Yargı bunu tartışmadan basmış kararı.
Şaşırmadım. Danıştay, 28 Şubat döneminde, başörtülü bir telefon memuresinin, uyarma ve kınama gibi ara yaptırımlar uygulanmadan birdenbire işten atılmasına karar vermiş, zavallı kadın ekmeğinden olmuştu.(8. Daire, K: 2000/4951)
Halbuki önceden uyarı, kınama, geçici işten uzaklaştırma gibi kademeli yaptırımları uygulayarak zavallı kadına bir fırsat vermek hem insani duyguların, hem hukukun gereği idi.
Bu karar bugün kamu vicdanında savunulabilir mi?
Türbanlı kızın sınıftan atılmasını onaylayan Danıştay ve Yargıtay kararlarının da tarihi eskidir, 1998’dir... 28 Şubat’ın en yakıcı dönemi.
On iki yıl geçti. Artık CHP bile Kılıçdaroğlu’nun liderliğinde daha özgürlükçü davranıyor.
Yargı hiç mi değişmez?

Ecevit’ten beri...
Mesele çağımızın özgürlük anlayışına uyum meselesidir. Onun içindir ki, türban konusu, çağımızdaki özgürlük anlayışının özümsenmesinin bir simgesidir.
Yasak, geniş kitlelerin tepkisini çektiği için gündemden düşmeyen, o sayede özgürlükler meselesinin sürekli canlı kalmasını sağlayan bir simge...
Bizde yargı çağımızın hürriyet anlayışını benimsemiş olsaydı, Hrant Dink hakkındaki beraat kararını bozup mahkûmiyet kararı verir miydi?
Ondan sonra yaşananlar meydana gelir miydi?
Çağımızın özgürlük anlayışına uymayan bu tür mahkûmiyet kararlarına nasıl çözüm getirildi? 301. maddeden dava açılması Adalet Bakanı’nın iznine bağlanarak!
Yargının özelleştirmeyi engellemesine nasıl çözüm getirildi? Merhum Ecevit’in öncülüğünde özelleştirme maddesi Anayasa’ya konularak!..
Yargı ha bire parti kapatıyordu; çözüm olarak yine Ecevit döneminde, anayasa değişikliği yapılarak parti kapatma zorlaştırıldı...
Çözümleri siyaset getirdi yani...
Çünkü yargı çağın özgürlük anlayışına aykırı kararlar verdiğinde ortaya çıkan toplumsal, siyasi ve diplomatik sıkıntıları çözmenin sorumluluğu siyasete düşüyor. Onun için öteden beri siyaset çağın standartlarına daha duyarlıdır.
Bugün “uzun tutuklamalar” sorunu nereden çıkıyor?.. Çözümü nereden bekliyoruz? Aynı...

‘Tarafsız hakem’
Yargı iki sebepten özgürlükler konusunda tutucu olabiliyor:
* Devrim ve müdahale yaşamış bütün ülkelerde olduğu gibi bizde de hukuk eğitimi ve yargı kurumu uzun yıllardır ‘uyanık bekçi’ anlayışıyla yapılandırılmıştır.
Halbuki çağımız yargının ‘tarafsız hakem’ olmasını gerektiriyor.
* Bir istikrar kurumu olarak yargı daha çok kendi içtihatlarını esas alır, bu sebeple haklı ve rasyonel bir ‘tutucu’ tarafı vardır ama bizde ‘bekçilik’le birleşince ciddi sorunlar yaşanabiliyor.
Çağımızda ise hem demokrasinin gereği, hem kitlelerin beklentisi yargının artık ‘özgürlükçü yorum’u benimsemesidir.
On yıl önceki yasakçı kararlar bugün toplumsal vicdanda hiçbir dayanak bulamaz. Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP de toplumun adalet beklentisindeki gelişmeleri görüyor, yasakları savunmuyor.
Artık yargının da eski yasakçı tavrında diretmeyeceğini umuyorum.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
1 / 13 °C
Hakkari
-2 / 11 °C
İstanbul
12 / 16 °C
İzmir
7 / 18 °C