Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
İslami Hareketin dili-II
04 Ekim 2010 / 16:57
Zafar Bangash ve Muhammed El-Asi ile İslami Hareket üzerine oldukça kapsamlı bu röportajı Dünya Bülteni adına Çiğdem Aktı tarafından yapılmış. Çok önemli konulara değinen bu röportaj için Dünya Bülteni’ne tekrar teşekkür ediyoruz.

Röportajın ikinci bölümünde El Asi ve Bangash "çökmek üzere olan bir imparatorluk" olarak niteledikleri ABD'den, ve "Bush'tan daha neo-con bir hükümetle yönetilen" Kanada'dan müslümanların bugünkü durumu ve gelecekle ilgili düşünceleri yer alacak.

Kuzey Amerikalı iki dava adamının, küreselleşen dünya ve medyadaki İslam sunumunun oluşturduğu kirlilikle mücadele önerileri de ikinci bölümde yer alıyor.

İslami Hareketin dili-II

DB: İzninizle, birbiriyle bir şekilde bağlantılı iki soru sorayım. Küreselleşen bir dünyadayız ve bu küresel dünyada doğru ya da gerekli olduğuna inandığımız şeyleri yapmak çok kolay değil. Çoğu zaman insanlara bağlı olarak gelişmeyen çok fazla şey oluyor. İslami hareketlere, sivil hareketlere ve insanlara bu durumu değiştirmek için ne önerirsiniz?

İkinci olaraksa, Crescent Dergisi'ni yayınladınız ve özellikle Kuzey Amerika'da çok etkiliydi. Biz de burada medyada çalışıyoruz. Büyük haber ajansları var ve tüm dünyaya belli bir mesajı yayıyorlar. Bu nasıl kırılabilir ve bunun önemi nedir?

BANGASH: Öncelikle, küreselleşme olgusuna bakalım. Esasen, dünyanın batı hakimiyetine girmesi demek ki aslında olan da bu. Ve batının, dünyanın geri kalanını sömürmesinden başka hiçbir şey de değil. Bir İslami hareketin yapması gereken, tabii başarılı olacak bir İslami bir hareket için, esas olan şart elbette başarılı 'Muttaki' bir liderlik. Bu kesinlikle gereklidir! Eğer, karizmatik, "Muttaki", iyi, liderlik varsa, sadece karizmatik değil aynı zamanda Muttaki biri, ki hiçbir sınıfsal veya kişisel çıkarı olmayan, içtenlikle insanların sorunlarını çözmek isteyen, o zaman insanlara ilham verebileceklerini ve motive edebileceklerini düşünüyorum. İnsanların gücünü hafife almak istemiyorum. Toplumun muaazam bir gücü var.

Biz bunu kendi dönemimizde İran halkı ile yaşadık, İmam Humeyni gibi bir lider, fıkhi duruşu ile aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz, ama bir örnek olarak düşünüldüğünde, bizim için karizmatik, Muttaki, kişisel çıkarı olmayan bir lider olarak çok güzel bir örnek. O, 'ben iktidara geleceğim ve sonra da oğlum Ahmed lider olacak' demedi. Hayır, o, oğluna yönetimle hiçbir işi olmadığını, buna insanların karar vereceğini söyledi. Ve böylece, batı sistemine kendi yöntemleriyle karşı çıktılar. Tabii ki, bir çok problemle karşı karşıyalar, ancak en azından 30 yıl boyunca başarılı bir şekilde kendilerini savundular ve aynı zamanda muazzam bir gelişme gösterdiler. Ekonomik alanda bir çok sorun yaşıyorlar, ama diğer alanlarda da büyük ilerlemeler oldu. Kendi potansiyelleri serbest kaldı.

Örneğin Türkiye'nin de farklı bir deneyim yaşadığını biliyorum ve bunun yanlış bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bence mükemmel şekilde geçerli, devlet gemisini yürütenlere bir çok sorunla karşı karşıya olduklarını ve nihai amaca ulaşmak için gerici güçlerin birer birer ortadan kaldırılmak zorunda olduğunu anlama fırsatı verdi.

Doğru, biz küresel bir dünyada yaşıyoruz, ama biz küreselleşen bu dünyada kendimizin belirleyemediği, bize başkaları tarafından dikte edilen şartlarda yaşıyoruz. Eğer demokrasiye inanıyorlarsa, özgürlüğe inanıyorlarsa, o zaman bizim de değerlerimizi ve düşüncelerimizi topluma uygulama hakkımız var. Neden Amerika bize, örneğin Türkiye'nin İsrail'e karşı uygulayacağı politikaları dikte ediyor? Veya Amerika neden Pakistan'ın Taliban, Afganistan ya da Hindistan'a karşı nasıl bir politika uygulayacağını dikte ediyor? Amerika'nın Pakistan ile ne ilgisi var? Hatta kimin genelkurmay başkanı, kimin başbakan olacağını bile söylüyorlar.. Bu nasıl bir özgürlük böyle? Özgürlük diye birşey yok. Bu nedenle, küresel dünya ile başa çıkmak öncelikle karizmatik liderlik ve hedefimiz hakkında açık olmakla mümkün. O zaman göreceksiniz, insanlar, bakar, gelir ve sizi izler. Bu her zaman böyle; insanlar her zaman samimi lider arıyor ve onu bulunca peşinden gidiyor. Eğer bulamazlarsa, doğal olarak çıkarları neredeyse oraya gidiyor.

DB: Peki ya medya?

BANGASH: Tabii ki medya küresel dünyanın bir parçası, onlar kontrol ediyor. Ben artık bugünün dünyasında, internet gibi araçlarla sistemi devre dışı bırakabilecek nihai bir medya oluşturmanın mümkün olduğunu düşünüyorum. Tabii ki bu kolay değil, bir çok kaynak gerektirir, ama onların bizi boğmasına engel olabileceğimizi görmeye başladığımıza inanıyorum. İnternet yoluyla çok sayıda bakış açısı ortaya dökülüyor. Yine, trajik olan şu ki, batı çoğunlukla bu süreci ifsat etmekyi başarıyor. Medya da haber denen bir şey var ve bir de gürültü var. Eğer haberleri bastırırsanız, o zaman çok fazla gürültü yapabilirsiniz. Gerçeğin ne olduğunu anlayamazsınız. Bir hikaye, onun hakkında 100 yorum var. Bu nedenle ortalama bir insanın kafası tamamen karışık. Herkesin konuşmasına izin veriyorlar, kafaları karıştırıyorlar ve devamlı dezenformasyon yayıyorlar.

Ancak, belli bir süre boyunca doğru bilginin insanlara ulaşması durumunda insanların bu bilgiye güvenmeye başlayacağını düşünüyorum. Crescent'ten bir örnek vereyim. Ne zaman önemli bir olay olsa, dünyanın her köşesinden kardeşlerimizizn mesajlarını almaya başlıyoruz: "Sizin bu konudaki düşünceniz nedir? İstikamet bekliyoruz, açıklama istiyoruz." Bu yüzden hemen biz o konudaki duruşumuzu açıklayan analizlerimizi yayınlıyoruz. Ve ben Elhamdulillah diyorum, Allah bize çok büyük yardımcı oldu ki analizlerimizin yanlış çıkması nadir bir durumdur. Bu yüzden insanlar bize güven duymaya başladı. Ortaya koyduğumuz analizlerde herhangi bir kişisel çıkarımız yok. Bu durum birçok kez yaşandı. Aynı şeyi yapabilirsiniz, diğer insanlar bu tür analizler sağlayabilirler ve böylece insanlara anında bilgi aktarmış olursunuz. Çünkü, eğer biz doğru analizi sağlamakta hızlı davranabilirsek, ortaya atılan ve insanların kolayca aldandığı negatif ve yanlış bilgileri etkisiz hale getirebiliriz. Bu kolay bir mücadele değil.

Ama bu sadece internet değil. Mescitler ve imamlar serbest ise, onlar da mimberlerden doğru mesajları yayabilir. Düşünün, sadece İstanbul'da bile üç bin mescit olduğu söylendi. Eğer bu imamların doğru mesaj vermeleri mümkün olsaydı, belirli bir konu hakkında her imam konuşabilse ve onunla ilgili açık bir tavrı olsaydı, etkisini düşünün. Mescidlerimizi özgürleştirmeli, açık bir anlayışa sahip imamlara sahip olmalıyız. İmam El Asi gibi bir milyon imam olsa, hatta bir milyon değil, bin tanesi çok hızlı bir şekilde dünyayı değiştirmeye yeterdi!

DB:  Siz küreselleşme ve medya konularında ne düşünüyorsunuz? İnternetin alternatif medya olduğu üzerine konuşuldu ama aynı zamanda içinde çok fazla kirlilik var. Bazen güvenilir bir şey bulmak neredeyse imkansız. Gerçeği bulmak için çok fazla dolaşmanız gerekiyor....

BANGASH: Hemen bir ekleme yapmama izin verin. Eğer Interneti takip ederseniz, oldukça kısa bir süre orada belli güvenilir haber kaynakları olduğunu farkedeceksiniz. Ve sadece onlara konsantre olun. Çünkü, dediğim gibi, gürültüyü unutun, etrafta çok fazla gürültü var. 3 veya 4 güvenebileceğiniz, dürüst olduğunu bildiğiniz, sizi yanıltmaya çalışmayan kaynak olduğu sürece, onların analizlerini benimseyin. Yapmamız gereken bu.

EL-ASİ: Küreselleşme sorusu .. Bu konuya bakmanın başka bir yolu var. Çünkü, biz MSN tarafından, (Main Stream Media) ki bu ana akım medyadır, öyle bir inandırıldık ki, sanki dünya radikal, tatmin edici ve sürdürülebilir hemen hemen hiç bir değişikliğin mümkün olması ihtimali olamayan bir şekilde biçimlendirildmiş. Biz programlandık. Şimdi, bu program dışında, başka bir program daha devam ediyor ve o gerçek dünyadaki insanların durumu. Ben TV ya da Hollywood veya Bollywood'tan söz etmiyorum. Dışardaki gerçek dünyada, sadece dünyanın değişeceği zamanı, bugünkü haliyle var olan küreselleşmenin değişmesini bekleyen insanlar var. Küreselleşme sadece sömürgecilik ve emperyalizmin yeni bir dönemi, Bush'un 'Yeni Dünya Düzeni' dediği şey. Saçmalık.

Gerçek dünya bir değişiklik istiyor. Adanmış bir Müslümanı basit bir testle, "dünyayı değiştirir miydin?" diye sorarak belirleyebilirsiniz. Size 'hayır' derlerse, onların bağlantılarının kesik olduğunu anlarsınız. Allah ile bağlantıları kesilmiş, insanların durumu ile bağlantıları kesilmiş. Eğer bu dünyadaki 6,5 milyar insandan 6 milyarı değişim istiyora, neden değişim yapamıyoruz? Bunun basit cevabı, çünkü, bir çözümü olanlar, bizler bu değişikliği getirecek ifadeleri söyleyebilme özgürlüklerine sahip değiliz. Hiç biz müslümanların neden bir uydu kanalı olmadığını merak ettiniz mi? Biz insanlığın üçte birini oluşturuyoruz, kullandığınız rakamlara göre dörtte biri de olabilir, neden bir uydu kanalımız yok? Bir yerlerde Müslümanların dünyadaki seyirci ile konuşamayacağına dair yazılmamış kanunlar mı var?Uyanmamız ve gerçekleri görmemiz ne kadar sürecek? Ortalıkta çok fazla bilgi kaynağı var ve ortalama bir insanın kafası karışık. Belli bir oranda da kafa karıştırıcı zaten.

Ama insanlar gerçeği seslerden daha fazla dinleyecektir. Onlara neyin işe yaradığını gösterin. Sonuç verin. Ve bu oluyor. Hemen önünüzde görebilirsiniz. İran'da bir İslam Cumhuriyeti veya İslami bir devrim ya da İslam modeli var. Bir melek devlet olduğunu ve hükümetleri ile göklere ulaştıklarını söylemiyorum. Hayır. Burada vurgulamak istediğim, bunun kendi toplumuna ve dünyaya İslam'ın işe yaradığını gösterme yolunda samimi bir insan çaba olduğudur. Bizim Müslümanlar olarak problemimiz, ne olduğunu anlamamızın çok zaman aldığı, öte yandan Müslüman düşmanları çoktan ne olup bittiğini keşfetmiş oluyor. Ve onlar işe yarayan bir İslam'dan korkuyorlar. Bu nedenle, Amerika Birleşik Devletleri gibileri İran'a yayın yapan, Farsça 30'dan fazla uydu istasyonuna sahip. 30! Çin için, ya da diğer tehdit olarak nitelenen Rusya, Kuzey Kore, Avrupa Birliği, Küba gibi ülkeler için değil. Küba için sadece bir, Radyo Liberty, var. Neden bu dünyada İslami çözümün düşmanları neler olduğunu bilirken, biz, İslam'ın varisleri ve rehberleri olmamız gerekirken hala anlamıyoruz? Bu bizim yaşadığımız ikilemdir. Dünyada İslam'ın sesi olmak için bir şey kursan, Müslüman ülkelerde bile, bunun yasalara aykırı olduğunu söylüyorlar. Hangi yasa? Dünyadaki herhangi bir İslam sesi olamaz. Dünyanın yasal yapısı, gezegendeki herhangi bir yerde, İslami, kamusal, sosyal, iletişimsel sözlerin kullanılmasına izin vermiyor.

Türkiye'de bile, ne zaman İslam'ın kendi kaderini tayin hakkını savunan bir bağımsız İslami sesin kokusunu alsalar, tüm potansiyellerini, tüm kaynaklarını seferber ederek o sesi boğmaya çalışacaklar.

DB: Burada tüm gün oturup sizi dinleyebilirim ama yorgun olduğunuzu biliyorum. Size Kuzey Amerika genelinde ve Kanada özelinde bir son soru yöneltmek istiyorum. Kuzey Amerikalı müslümanların durumu nedir?

BANGASH:
Ben Kanada üzerinde yoğunlaşmak istiyorum. Kanada'da, ne yazık ki bizim Bush hükümetinden daha sağcı bir hükümetimiz var. Köklerine kadar Hıristiyan radikal, Siyonistlerin idare ettiği ve istila ettiği bir hükümet. Yani, hükümet düzeyindeki pratik oldukça kasvetli ve baskıcı bir durumda. Ama ben bir iyimserim. Ve Kanadalılar içinde çok fazla potansiyel bulabilirsiniz. Çoğunluğu ırkçı değildir. Çoğunluğu müslümanların haksız yere hedef alındığını, adaletsizce muamele gördüğünü ve baskı altında olduğunu anlıyor. Yeni yapılan bir ankete göre, Kanadalıların yüzde 66'sı Müslümanlara adaletsizce davranıldığını düşünüyor. Bu yüzden orada umut olduğunu düşünüyorum. En azından Kanada'daki genel toplum içinde.

 

Ama tabii bu baskıcı yasalar, özellikle Omar Khadr'ın durumu bir test davası haline geldi: Afganistan'da kötü şekilde yaralanan, ve adına askeri komisyon denilen korkunç yasadışı bir sürece konulan bir çocuk asker. Tarihte hiçbir emsali yok. Ve Kanada hükümeti onun için hiçbir şey yapmıyor. Ama dediğim gibi, ben, kendime ve benimle irtibatı olanlara vazgeçme, depresif ya da moralini kaybetme izni vermiyorum. Her zaman onlara dik durmanın, hakikat ve adalet adına konuşmanın, adalet için mücadele etmenin bizim İslami yükümlülüğümüz olduğunu söylüyorum. Ne pahasına olursa olsun. Peygamber'in söylediği bu, ve bizim yapmamız gereken de bu. ABD'de bundan daha iç karartıcı bir durum olduğunu da biliyorum.

 

EL ASİ: Sanırım herkes ABD'nin Müslümanlara karşı düşmanca ve saldırgan bir dış politikası olduğunu biliyor. Bunun en büyük göstergesi Irak ve Afganistan'ın işgali. Ve dünyanın diğer alanlarına da gözlerini çevirdiler, Yemen başka bir hedef alan olmak üzere. Somali ve Afrika'nın diğer ülkelerinde ABD askeri üsler kurdu. Ve tabii Pakistan; askeri üsler temelde İslâm dünyasında yoğunlaşmış durumda. Bu kendi başına durumu anlatıyor.

 

Başka bir nokta, Amerika Birleşik Devletleri içinde en az 8 milyon Müslüman olduğunu tahmin ediyorum. (burada vurgulanması gereken bir başka şey var: Kimse bizi,müslümanları, hiçbir yerde saymıyor, Dünyadaki tüm demokrasi ile, tüm liberallik ile, Müslümanlar sayılmıyor. Bizler yasak bölgeyiz, kara koyunuz. Kimse bizi saymak istemiyor. Ama eğitimli bir tahmin ve deneyimle, Amerika'daki müslümanların sayısının yaklaşık 8 milyon olduğunu rahatlıkla söyleyebileceğimi düşünüyorum.)

 

Sivil haklarımız ve durumumuz 11 Eylül'den bu yana azalıyor. 11 Eylül'den bu yana, mahkemelerin gizli delilleri kabul etmesi ve Vatandaşlık Yasası gibi kanunlar, acımasız prosedürler uygulamaya kondu. Hatta en son, Senatör Lieberman, ki Kongre'nin en Siyonizm yanlısı senatörüdür, tabiri caizse bir açılım düşünüyor: Hükümete terörist olduğundan veya terörle bağlantısından, terörü savunduğundan şüphelenilen Amerikalı Müslümanların vatandaşlıklarını ellerinden alma yetkisi verecek bir yasa geçirmeye çalışıyor. Bunun ötesi olabilir mi, kimse başka bir şey hayal edebilir mi? Ne yapmak istiyorsunuz, Müslümanları çarmıha germek mi? Bir sonraki adım bu mu? İşte ABD, şu anda yaptığı da bu. Ben şimdi ABD dışındayım. Amerika Birleşik Devletleri'nde doğdum, silahlı kuvvetlerinde hizmet verdim, vergimi ödedim, oy kullandım. Tıpkı yasalara uyan tüm ABD vatandaşları gibi bilinçli davrandım. (Şimdi) Sırf benimle ilgili bir soru işareti var diye, döndüğümde...

Biz artık fikirlerle baş edemiyoruz, bu Amerika, fikirlerle baş edemiyor. Ben sadece fikirler taşıyan bir kişiyim. Ama tehlike işaretiyim, gümrükte insanlar yaklaşıyor, ikinci defa tarama sürecinden geçmek zorundayım. Bagajlarımdaki herşey tek tek elden geçiriliyor. Sorunları ne? Ve bu bir süredir devam ediyor, ben sık sık seyahat ederim, Bu nedenle, yılda en az onlarca kez bu tür bir tacize maruz kalıyorum.

Fakat biz liberalizmin, Amerika Birleşik Devletleri'nin ve Batı'nın iflas ettiğini görüyoruz. Hepsi gidecek. Bu politikalar, askeri saldırganlık, Müslümanlara sosyal saldırılar, işe yaramayacak... 11 Eylül'ü Florida'da bir papaz "Kuran yakma günü" ilan etti ve bu onların İslam'dan ne kadar rahatsız olduğunun bir ifadesidir. Bizim Avrupa ve Amerika'da askeri üslerimiz yok, onların İslam yarımküresinde askeri üsleri var, Son rakamlara göre, ABD'nin dünyada 800 civarında askeri üssü var, savunma bütçesi 700 milyar dolar ve bu kendisini takip eden 18 ülkenin toplamından fazla. Ne yapmak için? Müslüman kanı dökmek için. Kendi değerleri ile yaşayabilirler mi? Anlattığım şey Amerikan İmparatorluğu'nun son kullanma tarihine atıftır.İmparatorluklar kaybetmeye başladıklarında bunuyapar. ABD kasları ile düşünüyor. Ve ulus devletler kasları ile düşünmeye başladığı zaman aşağı doğru gider.

Bunu söylediğim için üzgünüm, çünkü bu benim ülkem. Sonuç olarak, herhangi bir Müslüman ülkenin pasaportunu taşımıyorum, bir Amerikan pasaportu taşıyorum. Ancak mantığı dinlemeyen bir ülke, bir sistem bir hükümet ile yaparsınız? İşte biz bu noktadayız... Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi günahları ve saldırganlığında boğulduğunu söylediğim için üzgünüm. Batıyor ve alarm verici bir hızla batıyor. Yaşadığımız zaman diliminde, ki biz nispeten genciz, Amerika Birleşik Devletleri dünyada üçüncü kademe bir güç olmaya doğru gidiyor.

DB: ABD çöküyor mu?

EL ASİ: Tabii ki, her şey gerilediğini gösteriyor. Şu anda, Amerika Birleşik Devletleri'nin 14 trilyon dolar borcu var ve alarm verici hızla yükseliyor. Borçlarını ödeyemiyor.

BANGASH: Ve bu dış borç, bir de 30 civarında iç borç var.

AL ASİ: Bir toplumun yükseliş veya düşüşünü ölçen tüm göstergeler... Toplumun ahlaki faktörlerine bakarsanız, ABD ahlaken yozlaşmış bir ülke. Eğer ekonomik göstergelere bakarsanız, kırmızıda, borçlarını ödeyemiyor ve borçları artıyor. Eğer ABD'nin altyapısına bakarsanız, Birleşik Devletler'in otoyol sistemi örneğin, artık yenilenmeye ihtiyacı var. Kendi otoyol sistemini yenileyemiyor. Çöküyor, her şey dağılıyor ve düzeltemiyor. Basit bir mahalle örneği, kütüphane saatleridir. 1973 yılında ABD'deki kütüphaneler sabah 8 civarında açılır, gece 11:30 gibi kapanırdı, çünkü bütçe vardı. Şimdi para olmadığı için kütüphaneler sabah 10 civarında açılıyor ve akşam 6 gibi kapanıyor. Bu size ne söylüyor? Bir filozof olmaya veya ekonomi, sosyal bilimler ya da başka bir şey üzerine doktora yapmaya ihtiyaç yok.

Eğitim sistemi... ABD'nin eğitim standartları açısından dünya ülkeleri arasında 40. sırada yer almakta. Kamusal eğitim sistemi başarısız, toplumu başarısız kılıyor. ABD'deki iç siyasal yapı Beyaz Saray'a bir siyah koyarsa ve siz ABD'nin ırkçı bir toplum olduğunu biliyorsanız, bu toplumda bir şeylerin büyük ölçüde yanlış olduğunu da anlarsınız. Dışişleri Bakanlığında bir siyah var, adalette bir siyah var, Birleşmiş Milletler'de siyah temsilci var, azınlıkların Yargıtay'ı devraldı. Yaşam boyu kürsüde kalacak dokuz kişi, ABD'nin yüksek yargıçlarının hiçbiri beyaz, Anglo-Sakson, Protestan değil. Bu ABD tarihinde bir ilktir.

Beyaz Saray'a adı Obama olan, Osama ile kafiyeli, göbek adı Hüseyin, Müslüman olduğu iddia edilen bir siyah, içeri alındı.. Ne için getirdiler onu sanıyorsunuz, beyni yüzünden mi? Hayır. Çünkü ABD politikası o kadar zayıf ki, geçmiş yıllarda kaybedilen siyasi gücü kazanacak birine ihtiyaçları var.

BANGASH: Malcolm X'in hayatından bir şey paylaşayım. Amerikan politikasını eleştirdiği için ona sorulmuş, 'Malcolm ABD Cumhurbaşkanı olma ihtimali olsa ne düşünürsün?' O şöyle demiş: "Şaka mı yapıyorsun? Bir köle gemisinde olsam ve efendi bana gelip seni geminin kaptanı yapmak istiyorum dese, kabul edecek kadar deli olduğumu mu düşünüyorsun? Bilirim ki gemi batıyor!"

EL ASİ: Bu basiret!

BANGASH: Bence, Amerika'daki tüm göstergeler hızla düştüğüne işaret ediyor. Büyük bir askeri bütçeye, dünyanın en büyük ordusuna, nükleer silahlara ve diğer şeylere rağmen, kendinize sorun: ABD'nin savaştığı ve kendi başına kazandığı bir savaş var mı?

Vietnam'da müttefikleri vardı ve yine de kaybetti. Afganistan'da ve Irak'ta 43 müttefiki var.. Hangisini kazandı? ABD'nin kazandığı tek savaş, Ekim 1983'te, 110 bin nüfuslu, ordusu ve polis gücü olmayan Granada'yı işgalidir. Burayı ABD fethetti. Süper güç dediğiniz bu mu?

DB: Peki yükselişte olan kim?

EL ASİ: Dünyada boşluğu doldurmak içinde harekete geçilen en azından bir kaç alan olduğunun işaretleri görülüyor. Ekonomik yapıya bakarsanız, Çin yükselen güç, dünyanın ekonomik gücü. Herkes size bunu söyler, Çin'i benimseyin ya da benimsemeyin. Şu anda yükseliyorlar ve zirveye ulaşmak üzereler. Diğer bazı devletler de bu yönde ilerliyor ve onlar BRIC olarak adlandırılıyor, duyduğunuza eminim, Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin. Bu devletler ABD tarafından 2. Dünya Savaşı'ndan beri işgal edilen alanlara doğru hareket ediyor. Eğer daha uzak geleceğe bakmak isterseniz, on yılık parantezin ötesine, ben İslam ülkelerinin bir ya da iki nesil sonra siyasi ve ekonomik olarak dünyanın zirvesine yükseleceğini düşünüyorum.

Bence kimsenin kabul etmek istemediği bir İslami irade bütünleşmesi var. ABD bunu çok iyi görüyor, aksi halde Afganistan ve Irak'ta bu kadar askeri olmazdı. Onlar geldiğini görüyor, biliyor. Sorun şu ki, bunu biz bilmiyoruz! Kendimize göre yapmamız gerekeni yapmaya çalışacağız, bu süreçte çoğumuz bu toplumlar nedeniyle öleceğiz, sakat kalacağız -burada bireyleri değil toplumları kastediyorum- fakat bu zirveye ulaşmadan önce ödenmesi gereken bedel. Biz yükselen taraftayız. Onlar bunu yansıtmak istemiyor. Ne CNN ne BBC 'Müslümanlar geliyor" demeyecek, yapsalar bile bunu olumsuz anlamda söyleyecekler: "Geliyorlar, ateş edin!" Bu onların davranış biçimi.

BANGASH: Ben şahsen tek bir gücün yükseleceğini düşünmüyorum ve bu durumda Müslümanların öne çıkacağına inanıyorum. Bir araya gelme potansiyeline sahip Müslüman ülkeler var. Onların kesinlikle güçlü bir konumda olabileceğini düşünüyorum.

 Röportajın birinci bölümü: İslami Hareketin dili-I  

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
2 / 13 °C
Hakkari
-6 / 9 °C
İstanbul
11 / 16 °C
İzmir
7 / 18 °C