Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Referandum tartışmaları kitabı
02 Ekim 2010 / 23:05
İslami Yorum sitesi güzel bir çalışmaya imza atarak, 12 Eylül 2010 Referandumuyla ilgili olarak yazılan ve söylenenleri biraraya toplamış, ‘İslami Camiada Referandum Tartışmaları’ adı altında bir e-kitap haline getirmiş.

Hem İslami Yorum’a hem de bu derlemeyi ortaya çıkaran Zakir Aydın’a teşekkürlerimizi sunuyoruz. Süreç boyunca ifade edilenlerin derli toplu bir arada bulunduğu böyle bir kitap bundan sonraki süreç için de kaynaklık özelliği taşıyacak.

 

Konuyla ilgili Zakir Aydın’ın kitaba yazdığı önsözü dikkatinize sunuyor, konuyla ilgilenen herkese de bu çalışmayı edinmesini tavsiye ediyoruz.

 

Bu linkten ilgili kitaba ulaşabilir, bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

 

http://islamiyorum.com/index.php?sayfa=upload/e-kitap.htm&ust=57&title=E-Kitap

 

 

Referandumun Ortaya Çıkardığı Kırılma Hattı 

ZAKİR AYDIN

 

12 Eylül 2010 da bir referandumdan geçtik. Referandumda oylanan ve anayasanın 26 maddesinde değişiklik öngören paket % 58 gibi ezici bir çoğunlukla kabul edildi. “Hayır” oylarına yaklaşık % 16 gibi büyük bir fark atan bu sonucun ne tür bir Türkiye tablosu ortaya çıkartacağını bundan sonra göreceğiz. Anayasa paketinin hayata geçmesiyle meydana gelecek değişimler kadar, referanduma kadar bu çerçevede yapılan tartışmalar da oldukça büyük önem arz etmektedir. Özellikle İslami camiada bu konunun tartışılması derin çatlaklara yol açtı. Tarihte, özellikle insanların nezdinde geçerli düşünce ve zihniyetlerin değişiminde bazı olaylar önemli kırılma noktaları oluştururlar. Yakın tarihte “28 Şubat” ve “11 Eylül” isimleriyle anılan olaylar, bu olaylardan etkilenenlerin düşüncelerini derinden gözden geçirmelerine yol açan birer kırılma noktaları olarak tarihte yerini almıştır. Muhtemeldir ki, “12 Eylül 2010 referandumu” da, İslami çevrelerde meydana getirdiği ve getireceği tartışmalar nedeniyle düşünce ve tavır değişimine yol açan bir kırılma noktası olarak tarihte yerini alacaktır.

 

Siyasi olayların düşünceler üzerinde yaptığı tesir Müslümanların makus bir kaderi midir, yoksa bunu sosyal yapının kaçınılmaz bir sonucu olarak mı görmek gerekir tartışmak lazım ama şunu mutlaka belirtmemiz gerekir ki; İslam Tarihinde siyasi olayların düşünce ve hatta inanç ayrılıklarının ortaya çıkmasında dominant bir tesiri vardır. Bu ifadeyi belki biraz daha keskinleştirmek gerekiyor: İslam Tarihinde düşünce ve inanç ayrılıklarının ortaya çıkmasının temel nedeni siyasi olaylardır. Bu tespitin hakkını verdikten sonra belki siyasi ayrılıkların ortaya çıkmasının nedenlerini araştırmak daha doğru bir yöntem olacaktır.

 

Referandum meselesinin tartışılmasında meydana gelen ayrılıklar, zaten mevcut olan iki ayrı düşüncenin veya zihniyetin siyasi bir gelişme karşısında çatışmasıyla ortaya çıktı. Oysa İslam Tarihinin ilk dönemlerindeki ayrılıklar, farklı sosyolojik nedenlerle ortaya çıkan siyasi çekişmelerin düşünce ve inanç ayrılığına dönüşmesine yol açmıştı. Yani ilk dönemle günümüz arasında, ayrılıkların bir siyasi olaya bağlı olarak ortaya çıkmasında bir fark olmamasına rağmen; siyasi olayın mı düşünce ve inançları belirlediği, yoksa düşünce ve inançların mı siyasi tavrı belirlediği hususunda tam tersine bir ilişki bulunmaktadır.

 

Hazreti peygamberin vefatıyla başlayan süreçte, burada ayrıntısına giremeyeceğimiz farklı sosyolojik nedenlerle ortaya çıkan siyasi ayrılıklar beraberinde, herkesin kendisini dinden alınan referanslarla meşrulaştırma kaygısıyla ortaya attığı deliller nedeniyle, itikâdi tartışmalara dönüştü. Siyasi fırkalar itikadi fırkalara dönüştü. Bilindiği üzere, İslam tarihinde ortaya çıkan fırkalar en temelde; siyasi, itikadi ve fıkhi fırkalar olarak üçe ayrılır. Siyasi fırkalaşmanın dini referanslarla ortaya çıkardığı tartışmalara verilen cevaplar üzerinden itikadi fırkalar ortaya çıktı.

 

İslam tarihinde meydana gelen farklı olaylar bu kırılma ve değişimleri muhtelif tarzlarda geliştirdi. En son döneme geldiğimizde, referandum tartışmalarının da yapıldığı günümüz ortamında, artık kemikleşmiş inanç ve düşünceler siyasi olaylara karşı tavır biçimini belirler hale geldi.

 

İslam Tarihinin ilk dönemlerinde siyasi yaklaşımlara meşruiyet aranması sonucunda inanç ve düşüncenin ortaya çıkması doğrultusunda oluşan tavır, günümüzde inanç ve düşünceden siyasi tavra doğru biçimlenmektedir.

 

Bazı araştırmacılarca “İslam siyasal aklı” olarak isimlendirilen siyasal zihniyet kökten sorgulanmadıkça “siyasetten inanca, inançtan siyasete” süregelen bu oluşum kendisini tekrar etmeye devam edecektir. İnanç haline gelmiş siyasi tavır pratiğe cevap veremediğinde veya krize girdiği her dönemde, pratikle uyumlu hale gelmek için, gene dinden ürettiği referanslarla yeni bir cevap üretecek ve bu cevap yeni siyasi zihniyetin inancına dönüşecektir.

 

Ortadaki probleme dinden alınan referanslarla verilen bir cevabı sadece bir düşünce olarak bırakmak ve tekrar bir inanca dönüştürmemek için tarihteki bu İslam siyasal diyalektiğini çözümleyecek ciddi analizlere ihtiyaç vardır. Bu analizler, karşıtlarını küfürle suçlayan siyasal inançların kendisine referans edindiği delillerin ürediği ortamlardaki sosyolojik koşulların bizim koşullarımızla uyumluluğu üzerinden yürümesi gerekmektedir. Delillere, sosyolojik koşulları yeteri kadar iyi analiz edilmemiş farklı delillerle karşılık vermek, yeni inançların türemesine de kapıyı aralamaktadır. Oysa en çok kaçınmamız gereken nokta bu husus olmalıdır. Referandum tartışmalarında sandığa gidip “evet” demekten yana tavır alan İslamcıların pek çoğu, karşı tarafça ortaya konan delilleri sosyolojik ve tarihi koşulları itibariyle analiz etme konusunda cesur davranmamakta, bunları kabul eder gibi yapmaktadır. Hatta var olan İslami siyasal zihniyete karşı da çıkılmamaktadır. Sadece mevcut durumun iddia edilen durumla ilişkisizliği üzerinden problem itikadi alandan içtihadi alana kaydırılmaya çalışılmaktadır. Bu nedenle üretilen karşıt delillerle temellendirilme yapılmaya çalışılmaktadır. Oysa problem bir siyasal akıl veya zihniyet problemidir. Bu nedenle diyalektiğe çomak sokmadan veya baskın İslami siyasal zihniyete köklü bir eleştiri yapılmadan problemlere köklü bir çözüm bulmak da mümkün olmayacaktır. Mevcut referandum tartışmalarında, anayasada kısmi bir değişiklik yapıldığından, hılfu’l fudül, Rum suresi, Hudeybiye anlaşması, Yusuf suresi gibi referanslar kısmen işe yarar gibi görünmesine rağmen önümüzdeki süreçte anayasanın toptan değiştirilmesi gündeme geldiğinde bunlar işe yaramaz hale gelecek ve bugün argümanları zayıf kalan ve sistem içi mücadeleye karşı çıkan ve referandumda sandığa gidip oy kullanmayı neredeyse küfür (bazılarınca da açıkça küfür!) kabul edenlerin referansları güçlü hale gelecektir. Bu nedenle delillerin kökenine inilmeden bunlara başka İslami delillerle cevap verme yöntemi terk edilmeli ve “İslam siyasal aklı/zihniyeti” köklü bir eleştiriye tabi tutulmalıdır.

 

Bu derleme çalışmasının amacı bu köklü analizi yapmak değildir şüphesiz. Ancak asıl amaç; bir-iki aylık süreçte hızlı bir tempoda yapılan bu tartışmaları, bu tarz analizleri yapmak isteyenlere kaynak olması için bir arada sunabilmektir.

 

Tartışmalarda iki ayrı cenah oluştu: Referandumda sandığa gidip “evet” denilmesi gerektiğini savunanlar ve sandığa gitmenin sistemi kabul etmek, sistemin güçlenmesine katkı sağlamak anlamına geldiğini, oy vermenin şirk anayasasını onaylamak manasına geleceğini, itikadi açıdan böyle bir davranışın tevhidle çelişeceğini savunanlar… İkinci kesim kendisine dinden çok ciddi referanslar bulabilmektedir. Cahiliye hükmüne razı olmamayı emreden ve Allah’ın adıyla hükmetmeyenlerin kafirler olduğuna dair ayetler bu delillerin temelini oluşturmaktadır. Birinci kesim meseleyi tevhit-şirk ekseninde tartışmak istememekte ve konuyu bir içtihat tartışması olarak yürütmektedir. Mevcut koşullarda yapılacak yeni düzenleme Müslümanlara karşı hep baskı uygulayan oligarşik yapıyı geriletecek faydalı bir düzenlemedir. Bu düzenlemeyle ortaya çıkacak yeni ortam Müslümanların kendilerini daha rahat ifade etmelerini ve hareket etmelerini temin edecektir. Bu nedenle olay itikadi bir mesele değil içtihadi bir meseledir. Tartışmalarda Kur’an’dan verilen delillerin neredeyse tamamı sandığa gitmeyi reddedenlerce üretilirken, sandığa gidip “evet” denilmesi gerektiğini savunanlar pratik durumdan yola çıkarak “maslahat” ve “içtihat” kavramlarını esas almaktadırlar. Ama Kur’an gibi bir delil karşısında zayıf kalan argümanları güçlendirmek de gene peygamberin hayatından alınan ve Kur’an ayetleriyle yoğrulan delillere düşmektedir. Hılfu’l Fudul, Hudeybiye anlaşması, Rumlara verilen destek, Yusuf peygamberin hayatı gibi deliller bu mesabedendir.

 

Tartışmada ortaya çıkan üslup da zaman zaman çok ileri noktalara kadar gitmekte ve birbirini direk ve dolaylı olarak tekfir etmeye kadar varabilmektedir. Üsluptaki, “eklemlenme”, “soyutlanma”, “çözümsüzlüğe mahkûmiyet”, “zalimlere eğilim göstermek”, “sapıtma”, “hayır cephesine hizmet etme”, “PKK’nın ve ergenekonun safında yer alma”, “Lezbiyen ve homoseksüel sanatçıların yanında yer alma”, “hak ile batılı zalimle mazlumu ayıracak furkan günü”, “Bizim radikaller”, “bedeviler”, “her şeyi selef dağının renginden görenler” gibi ifadeler ise tekfirci ifadelerin yanında hafif kalmaktadır.

 

Tartışmada aslında üçüncü bir kesim olarak yer alan ama yazdıklarıyla çok ön plana çıkmayan bir kesim daha vardır ki bunlar meseleyi tevhit-şirk, içtihat-itikat, sistem içi-sistem dışı ekseninden çok AK Partiye veya mevcut sisteme İslami sol (veya Müslüman sol) bir bakış açısıyla yaklaşanlardır. Bu kesimin özet görüşünü yapacağımız şu alıntıyla ifade edebiliriz: “Siyasi ve ekonomik alanda gücü eline geçirenlerin rahatlıkla değiştirebildiği uyduruk bir anayasa ile insanlık felç edilirken, yine bu anayasayı algıları felce uğratılmış mazlum bir halk kitlesine onaylattırma (evet ya da hayır) çabası, bu sistemin ömrünü uzatmaya, halkı açlık, çaresizlik ve ezilmişlikle baş başa bırakmaya ve gayri meşru zulüm sistemini bir kez daha meşrulaştırmaya dayalıdır.” (Muhammed Nur Denek, Referandum Aldatmacası) Bu bakış açısından dolayı söz konusu kesimin referanduma karşı tavrı sandıkları boykot etme şeklinde gelişmiştir.

 

E-kitapta bu tartışmaların içinde yer alan ulaşabildiğimiz bütün yazıları bir araya getirmeye çalıştık. Yazanın kimliğine, ne yazdığına ve nerede yazdığına bakmaksızın kitapta yer vermeye çalıştık. Tartışmaların yoğunlaştığı yerler, İslami kesimlere ait internet siteleri, gazeteler ve dergilerdi. Bunun belki de tek istisnası Mustafa İslamoğlu’na ait bir Cuma hutbesidir ki biz bu hutbeyi yazıya dökerek kitabımızda yer verdik.

 

Yazıları sıralarken, öne çıkan iki ayrı görüşten gelen ortak basın duyurularını kitabın başına yerleştirdik. Bunun dışındaki tüm yazıları tarih sırasına göre vermeye çalıştık. Dergilerden alıntılanan yazıların sırasında ise dergilerin yayın tarihini esas aldık. Bazı yazılar birden çok sitede yayınlandığından, alıntıladığımız sitedeki tarihi esas alarak sıralama yaptık. Sitelerde yazılara yapılan yorumlara hiç yer vermedik. Aslında bunların içinde en az yazılar kadar güçlü yorumların yer aldığının farkında olmamıza rağmen ciddi bir elemeye tabi tutmadan ve büyük ölçüde tekrarlar içeren bu yorumlara çalışmamızın içinde yer vermeyi uygun bulmadık. Bazı site, dergi ve gazetelerde yer almasına rağmen gözümüzden kaçması nedeniyle burada yer vermediğimiz bazı makaleler olabilir. Bunlara yer vermememiz tamamen bizim dikkatsizliğimizden kaynaklanmaktadır. E-kitapların en büyük avantajı dinamik yapıları olduğundan bir uyarı alırsak gerek duyulan düzeltme, ekleme ve çıkartmalara açık olduğumuzu ifade etmemiz de gerekmektedir.

 

Umarız bu çalışma gelecek nesillerin ve bu tartışmada yer alanların problemleri daha doğru algılayıp ciddi analizler yapmalarına ve doğru çözümlere daha kolay ulaşmalarına vesile olur…

 

İletişim için: zakir.aydin@gmail.com

 

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 13 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
10 / 17 °C