Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Taraf yazarından Müslümanlara eleştiri
30 Eylül 2010 / 18:22
Dünkü Margulies yazısının peşinden bugün de yine bir Taraf yazarı olan Markar Esayan müslümanlar ve milliyetçilik konusunu yorumluyor.

Esayan, Cumhuriyet döneminde ilahiyat fakültelerinin milliyetçilik üretim merkezleri olarak sıkı işlev gördüklerinin altını çizerken, bununla müslümanların aslında kendi inançlarıyla çeliştiklerini de söylüyor.

 

Bunun için savunma babında bir takım önermeler sunulabileceğini belirten Esayan bu noktadan sonra Roni Margulies’in Necip Fazıl hakkındaki, Sevan Nişanyan’ın da din hakkındaki iddialarının yerinde olduğunu söyleyerek, savunmaya başlıyor. Ve daha da ileri giderek bunları müslümanların sahiplenmesi gerektiğini iddia ediyor. Bunun kendini eleştirebilmek ile ilgili olduğunu öne sürüyor Esayan.

 

Irkçılığın Müslümanlık adına sahiplenilebilecek tarafı olmadığı herkesçe bilinen ve bunu yapan kim olursa olsun eleştirilmesi doğal iken, Nişanyan’ın hakaretlerinin neticesinde hedef tahtasına oturtulması da bir o kadar doğal görünüyor. Doğal olmayan ise hakaretin eleştiri altında maskelenme çabası oluyor.

 

Markar Esayan’ın savunduğu Nişanyan’ın “Allah diye biri varmış” sözleri henüz unutulmuş değil.

 

Müslümanlar, Aleviler, solcular ve istisnalar

 

Markar ESAYAN-TARAF

Geçen gün Moral FM ’in konuğu olarak Entelektüel Bakış programına katıldım. Kıymetli yazar Metin Karabaşoğlu ile çok keyifli bir program yaptık. Siyaset başlığı altında, Cumhuriyet döneminde yaşanan kırılmaları, geçen yüzyılda bu ülkede yaşananların bugünlerde nasıl yeniden yorumlandığını ve safraların nasıl tasfiye edildiğini konuştuk.

Ama beni ziyadesiyle memnun eden, “kendimize dair” eleştirileri yapmaktan da imtina etmemiş olmamızdı. Bunlardan en önemlisi, Türkiye’de yaşayan önemli bir grup insanın kendini Müslüman olarak tanımlarken, aynı zamanda amansız bir milliyetçilik hastalığına sahip olmasıydı.

Bu ülkede her şeyin zıddıyla çağrıldığını, tepetaklak olduğunu çok küçük yaşlarımda fark ettim. Sahte bir ülkenin sahtekârlaşan insanları olduğumuz konusunda şüphem vardı. Belki babamın Ermeni, annemin bir Müslüman olmasından kaynaklanan “melez”lik imkânlarından ziyadesiyle faydalanmış olmamdandı bu. Her yere girip çıkabiliyor, lakin o her yer-ler-de yurtsuz hissediyor, ırk, yurt, mülkiyet gibi, aslında “ahlaksızlığın” başlangıcı olan kavramlara karşı doğal bir efsun ediniyordum.

Dikkatimi en çok çeken üç kesim Müslümanlar, Aleviler ve solculardı...

Sondan başlayayım. Her kırılgan azınlık grubu azası gibi, solculuğa büyük sempatim vardı. Lakin çok istememe rağmen nedense solcu olamamıştım. Allah vergisi bir “sahteliği ayırt etme ve düşünceleri okuma yeteneğim” vardır. Biz, Ermeniler olarak onca haksızlığa uğrar, Asala cinayetleri döneminde sessiz bir linçe kurban giderken, ne buna karşı bir destek görmüş, ne de emperyalizme karşı savaşan bir ideoloji için ciddi mesele olması gereken ayrımcılık, 1915 gibi yakıcı konularda ezber bozan bir yaklaşıma şahit olmuştuk. Tabii solcuların ciddi bir kısmının devrim yapmak için cuntaların gözünün içine baktıkları, kemalizmi de komünizme giden yolda bir kardeş ideoloji olarak kutsadıkları, yani aslında derin devletin maşası oldukları bilgisi, henüz deşifre edilmemişti.

Beni gençliğimde düşündüren diğer bir nokta da, bunca demokratlık iddialarına, bunca mağdurluğuna, bunca da kalabalık nüfusuna rağmen, Alevilerin bu ülkenin meselelerine damga vuramamış olmalarıydı. Kendini ihtirasla “laik, demokrat ve ilerici” olarak tanımlayan bir Alevi topluluğu, niçin bu ülkeyi değiştiremiyor, neden bizler acı çekmeye devam ediyorduk? Büyük bedeller ödemiş bir toplumsal kesimin, bu kadar dağınık ve Stockholm sendromundan böylesi mustarip olması beni çok şaşırtıyordu.

Ve Müslümanlar...

1915’te Anadolu açık bir mezbaha gibiydi... Müslümanlar neredeydi diye hep sormuşumdur kendime. Evet, Ermeni, Rum malları beyaz Türk burjuvazisinin ana sermayesi olmuştur ama, mütedeyyin eşrafın da gırtlağından epey haram lokma geçmiştir. Yüzde doksan dokuzu Müslüman bir ülkede, yüzde doksan dokuzu hak ihlalleri ile geçen koca bir Cumhuriyet döneminde, muhafazakârların hem varlıkları, hem de yokluklarına bir özeleştiri yapmaları gerekmiyor muydu? Milliyetçiliğin üretim merkezleri olarak sıkı işlev gören ilahiyat fakülteleri, “asil millet” kavramına yürekten imanı her vesile ile vurgulamalar, Kürt, Ermeni, Yahudi ve Alevilere karşı ırkçı söylemleriyle muhafazakâr kesimin kendi inançlarıyla oldukça çeliştiklerini reddedebilir miyiz?

Şüphesiz, solcular, Aleviler ve Müslümanlar için de ileri sürülecek pek çok haklı mazeret var. “Herkes kendi canını, varlığını korumaya çalışıyordu”, “tüm bu kesimler bir iç sömürgecilik anlayışıyla parçalara bölünmüş, etkisizleştirilmişlerdi”, “gerçekten neler olduğu konusunda kitlelerin bir fikri yoktu”, “Türkİslam sentezi en nihayetinde en çok Müslümanların zarar gördükleri İttihatçıların bir toplumsal mühendislik eylemiydi”, “Müslüman’, ‘Alevi’, ‘solcu’ gibi tek kelimelik tasvirlerin bu resim dışında kalanlara haksızlık da olacağı ortadaydı.”

Bunların hepsine eyvallah.

Peki, bugünler için ne diyeceğiz?

Müslümanların AK Parti ile son yıllarda demokratikleşmede oynadıkları rol takdire şayan. Ama işte mesela Roni, Necip Fazıl Kısakürek için çok da yerinde bir eleştiri yazdığında, Sevan Nişanyan sivri eleştirilerine dinleri de kattığında, ânında hedef tahtası oluyorlar. Aslında Roni’nin başlattığı tartışmaya bizzat Müslümanların sahip çıkması, Necip Fazıl’ın o kabul edilemez, ırkçı sözlerini tartışması doğru olmaz mıydı? Ortak derdimiz olan kemalizmi eleştirirken sorun yok. İnönü’yü, CHP’yi yerden yere vururken de yok. Ama eleştiriler “bize” yöneldiğinde, orada dur, haddini bil!

Bu böyle olmaz.

Bu ülke Sevan Nişanyan’ın adlandırmasıyla sadece “Yanlış Cumhuriyet”le yüzleşmekle değil, geçmişin günah ve talanlarının her toplumsal kesimden aldığı desteğin yargılanması ile de değişecek. Yüzyıllık sahtekârlık, sadece o sahtekârlığı üretenlerin değil, alıp güzelce kendi hesabına kullananların da ayıbı çünkü. Bir Müslüman milliyetçi olamaz. Bir Alevi Ergenekon’dan medet umamaz, gerçek bir solcu ülke böyle bir değişim yaşarken “yiyin birbirinizi” diyemez. Diyorsa zılgıtı yer, kurtulamaz.

Bahsedilen toplumsal kesimlerin yüz akı olan istisnaları da bu yazının altına imza atmaktan eminim gocunmaz.

markaresayan@hotmail.com

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
emre koç
30 Eylül 2010 Perşembe 19:40
hakkı teslim
bir müslüman olarak bu yazının altına imza atıyorum..
ama iktibasın üstteki yorumuna anlam veremedim...
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C