Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kur'an'ı Anlamanın Önündeki En Yeni Engel: Mealcilik
19 Ocak 2013 / 10:13
Ercümend Özkan'dan Kur'an ve peygamber bütünlüğüne dair..

 

Peygamberimizi gözardı ederek Kuran'ın Allahın muradına uygun anlaşılamayacağını ortaya koyan önemli bir yazı.

Öncelikle şunu belirtelim ki Kur'an Meali okumak başkadır, Mealcilik olarak nitelediğimiz şey başkadır, insanlar elbette ki ana dilleri (en iyi anladıkları dil) ile yazılı olanları dinleyerek veya okuyarak anlayabilir. 

Bu sebeple de bütün peygamberlere Allah'ın mesajı hep o peygamberlerin ve içinden çıkarıldıkları toplumların apaçık anladıkları dilden gönderilmiştir(1)Niçin yabancı bir dilden gönderilmediğini, şu adam ne diyor bir anla­yan olsa da bize de anlatsa (41/44) diye ifadelendiren Allah, yeryüzünde gezip dolaşan melekler olsa idi biz elbette onlardan (meleklerden) birini onlara elçi gönde­rirdik (17/95) derken, diğer yandan meleklerden de on­ların arasından elçiler gönderdiğini (22/75, 35/1) buyur­maktadır. 

Bu konu ile ilgili âyetlerin tümü özetle şunu anlatmaktadır ki Allah, kullarına bir yol göstermek ve onların dünyada işlerini düzene koymalarını, sonuç ola­rak da ahirette rahat etmelerini istemektedir. Bunun için hangi topluma mesaj gondermişse mutlaka o toplumun anlaşabilmek için konuştuğu dil ile konuşan, yani o topluluğun (toplumun) bir ferdini o topluma elçi olarak seçmiş ve kendisine vahyederek kaçınılmaz olarak için­de yaşadığı toplumdan başlayarak vahyi insanlara açıklaması, okuması emredilmiştir. 

Bu açıklamanın ise o toplumun dilinden olması kadar gerekli ve kaçınılmaz bir şey olamaz. İşte bu sebepledir ki Kur'an, Hz. Muhammed'e kendi toplumunun konuştuğu, anlaştığı dil ile ki o dil Arapça'dır - gönderilmiştir. Yoksa Arapça'nın bir imtiyazı, bir üstünlüğü, bir farklılığı olmasından dolayı, cennette konuşulacak dil olması(!)ndan dolayı de­lil. Bu gibi sözler uydurmadır. 

Bu arada şunu da belirtmekte zaruret görüyoruz ki Kur'an tercüme edilemez, meallendirilemez değildir. Asırlar boyunca tercüme edilmiş ve meallendirilmiştir. 

Kimilerinin sandığı gibi tercümedeki güçlük, meallendirmedeki zorluk Arapça ile Türkçe arasındaki bir özel durumdan doğmamaktadır. Unutulmamalıdır ki hiçbir dilde yazılmış bir eser bir başka dile, orjinal dilindeki gibi ne tercüme edilebilir, ne meallendirilebilir. 

Zira her dilin tarihî süreç içinde o dili konuşan toplumun coğrafyasından, iklimine, arazi yapı­sından yediklerine, yaşam biçiminden ekonomik duru­muna, yerleşik veya göçebe oluşundan dünya görüşle­rine kadar sayılması uzun sürecek birçok unsurun etkisi ile oluşmuş kelimeleri kavramları, kelime ve kavram­ların anlam farklılıkları vardır. 

Zira içinde yaşanılan şart­lar kelimeler aynı da olsa bu kelimelerin kafalardaki iz­düşümü farklı bulunmaktadır. Örneğin soğuk denildiği zaman Mekke'de yaşayanların anlayacağı soğuk - Allah bilir - sıfır üzeri 15-20 derece olmalıdır. Aynı kelime bir Erzurum için veya kutuplar için çok farklı derecede bir soğukluğu anlatacaktır. Kutuplardaki soğuğu Arab'ın aklının alması bile çok güç iken, Mekke'deki sıcağı da Grönland'da yaşayan birilerinin anlaması her halde güç olmalıdır. Bu örneğimizi hemen her konuda çoğaltabil­mek mümkündür ve ne demek istediğimizi anlatmaya örneğimizi yeterli görüyoruz.

Şu açıkça bilinmelidir kî peygamberin uygulamaları -yeter ki Onun uygulamaları olduğundan emîn olalım - bütün müslümanları bağlar. Örneğin namazın hemen bütün erkânı Kur'an'da bulunduğu halde rekat sayısı ile ilgili bilgilerimiz peygamberimizden gelen hem lafzî, hem amelî rivayetteki tevatürdür. Aksine de hiçbir riva­yete rastlanmamıştır. Rastlansa idi bir avuç da olsa bir kısım müslüman çıkar ve o rivayete göre namaz rekat­larını belirlerdi. Böyle bir rivayete asla rastlanmamıştır. Bu sebeple namaz rekatlarının sayıları da müslümanım diyenleri bağlamaktadır. Bir hususta Allah'ın elçisinin yaptığına itibar etmeyip, hevasına (kendi anlayışına) uymanın İslamda yeri bulunmadığı bilinmelidir.

Yine kimi mealcilerin Kur'an'a itibar edeceğiz diye 'şarabın haram edildiği' diğer içkilerin içilebileceği kanı­sında olmalarını da en azından anlayış kısırlığı ve kendi­ni kilitlemek olarak görüyor ve değerlendiriyoruz. Böyle­si şaşkınlıkları da şu âyetle açıklıyoruz: "... (Ey Muham-med), Rabb'inden sana indirilen, onlardan çoğunun az­gınlık ve inkârını artıracaktır..." (5/68)

Dikkat edildiğinde görülen şey şudur. Meal okuyan­lar değil, mealcilik yapanlar, yani itibar edilecek şeyin yalnızca meal olduğunu söyleyerek Kur'an'a da aykırı bir tutum sahibi olanlar Allah'ın o Kitapta peygamberi için "Onda sizler için güzel bir örnek vardır" (33/21, 60/4-6) âyetini görmüyorlar mı? Kitap, yani Allah, elçisine hukukî bir deyimle atıfta bulunmaktadır. Bu atfa itibar etmemek, atıf yapana itibar etmemektir ve hukuk man­tığına, hukukun esaslarına aykırıdır.

Tevhide sarılacağız derkon, tevhidi zedeleyenler şirke girmekten korktuklarını söyleyerek bu ve benzer esaslı yanlışlara düşenleri uyarmak ve Allah'ın kitabını tepkisel olarak değil, peşin hükümsüz algılamalarını ve ona göre düşünüp, amel etmelerini tavsiye ediyoruz.

Biz bugüne değin ne kadar mealci ile tanışmış, görüşmüş ve konuşmuş isek inanınız hepsini kolaycı olarak görmüşüzdür. Hiçbir orjinaliteleri olmadığını fakat kendilerini çok şey sandıklarını görmüşüzdür.

Kur'an meali okuyunuz ama asla mealci olmayınız. Mealcilerin siyâsî açıdan kısırlığı ortak paydalarındandır. Mealcilerin kolaycılığı ve burunlarının ucunu bile görmekten acizliği, kendilerine imrenilmesini engelle­mektedir.


Bizim, yılların birikimi sonucu kanaatimiz odur ki Mealcilik, Kur'an'ı anlamanın ve hayata geçirmenin önündoki en yeni engeldir. Uzak durulmasını dileriz.


(1) Rad 13/37, Nahl 16/103, Meryem 19/97, Taha 20/113, Şuara 26/193-195, Zümer 39/28, Fussilet 41/3, 44, Şura 42/7, Zuhruf 43/3, Duhan 44/58, Ahkaf 46/12, İbrahim 14/4.

(2)İKTİBAS DERGİSİ, VII. CİLT, 133-134-135. Sayılar, Kavramlar bölümü
 

İktibas Dergisi, Ercümend Özkan, Sayı: 216.


 Tepkiselliğin asırlardan beri altında hadis yazan ne buldularsa hepsinin karşısında şapka çıkaran, selam duranların düştüğü esaslı yanlışın karşıtı olarak ortaya çıktığını görüyor ve aynı cinsten esaslı bir yanlışın yapıldığına inanıyoruz. Bu yanlışı yapanlara da Mealci diyoruz. Nasıl peygamberin sözü değil; peygamberin söylediği söylenen sözlerin tümünü din sananlar esaslı yanılgıda olmuşlarsa aynen onların yaptığı yanlışı tersinden yaparak esaslı yanlışlığa düşenler de mealcilerdir ve peygamberi dışlamaktadıriar. Evet kesinlikle kanaatımız odur ki peygamber bir postacı değildir. 

Peygamber güncel bir deyimle "YAP-İŞLET-DEVRETÇİ"dir. Yap, işlet, devretçi olanın görülmezlikten gelinmesi mümkün olmadığı gibi, ihmal edilmesi de mümkün oğildir. Hem aklen mümkün değildir, hem naklen. 'Onda sizin için güzel örnek vardır'( ). Bunu mümkün görenlerin kendilerini gözden geçirmelerinde, akıllarının yerinde bulunup bulunmadığını kontrol ettirmelerinde umulaz yararlar görmekteyiz. "Kim uğraşacak o kadar hadisle" gibi bir mantığı kendilerinde gördüğümüz kimi mealcilerin kolaycılığını, asırlardan beri altında her hadis yazan sözün peygamber tarafından söylenilmiş gibi algılayıcıların kolaycılığından hiçbir farkını görmüyor ve bu taifenin de aşırı gidenlerden olduğunu açıkça belirtmekte zaruret görüyoruz. Din kolaydır ve Allah dinini kolaylaştırmıştır fakat asla ucuzlatmamıştır.Bila istisna herkesin tevâtüren bildiği ve yapageldiği gibi Arapça'daki 'salat' peygamber tarafından bilindiği gibi kılınmış (ikame) edilmiştir. Zaten namazın erkânı olan tüm hususlar (rekat sayıları dışında) Kur'an'da zikredilmektedir. Abdest, Istikbâl-i Kıble, Kıyam, Rüku, Secde, Kur'an'dan kolayına gelenin okunması (kıraatı)dır. 

Biz düşüncemizin sağlamasında peygamberin yaptığı fakat yanıldığı, yanlış yaptığı hususlarda Allah'ın durmayıp dininin yanlış anlaşılması ve uygulanmasına engel olmak için bu yanlışı, yanılgıyı düzeltme sünne­tine dayanmaktayız. Ve bu sebeple kimilerinin söylediği gibi yolda giderken ayakta dua etmenin namaz demek olmadığından eminiz. Örtülerini omuzlarının üzerine indirsinler âyetinde baş örtüsü kelimesinin geçmemesi sebebiyle kadınların başlarının (saçlarının ve boyun­larının) açık olabileceğini ileri sürenlere omuzların üzeri­ne indirsinler ifadesinde indirmenin yukarıdan aşağıya yapılması gereken bir iş olduğunu hatırlatıyor ve omu­zun üzerindeki üst yerin de baş olduğunu hatırlatmak istiyoruz. 

Başka bir alternatif düşüncenin bulunamıyacağı kanısındayız. Bu sebeple mealcilerin hiç değilse bir kısmının cevahir bulmuş gibi sarıldıkları baş örtüsü­nün Kur'an'da geçmediği ve açık olunabileceği düşün­cesinin kof bir düşünce olduğu kanısındayız ve bir fahşa olarak görüyoruz bu düşünceyi...Peygamber şari değildir. Şârî olan yalnızca Allah'tır. Fakat unutulmaması gereken bir husus vardır ki o da peygamberin bir uyarlayıcı, bir uygulayıcı olduğu hususudur, İnsanlar Allah'ın dinini gerek teorik olarak (âyetlerin aynen elçinin ağzından çıktığı gibi) gerekse pratik olarak (yaşama geçirilmesi olarak) O'nun elçile­rinden öğrenmekteyiz. 

Onlar güvenilir insanlardır. Onlar da yanılırlar fakat diğer insanlardan farkları - ki bu farklılık çok önemli bir farklılıktır ve elçilerin dışında hiçbir in­sanda bu fark bulunmamaktadır - yanılgılarının, yanlış­larının kendilerine hayatta iken ve genel olarak yanlışı yapmasını takiben düzeltilmesi farkıdır. Ki bu fark, onların Kur'an teoriğinin, pratize edilmesinde hüccet teşkil etmesinin dayanağıdır. Dindeki bir hususu Allah'ın elçisi dururken, elbette ki bir başkası açıklayacak de­ğildir.Olsa olsa soru şeklinde sorabilir ve Allah'ın elçisinin konu ile ilgili olarak söyleyeceklerini dinlemek ve onlara uymak zorundadır. 

Elçiler de içinde bulundukları toplumun birer ferdidirler. Bu sebeple o toplumun bazı özelliklerini taşırlar. Şayet bu özellikler kendilerine gelen vahyin özüne aykırı ise Allah elçilerindeki bu uy­mazlığı giderir ve onları düzeltir. Bununla ilgili âyetlerin bulunduğunu, bir diğer tabirle ALLAH'IN ELÇİSİNİ DÜ­ZELTTİĞİNİ biliyoruz(2)

Hiçbir elçi taşımaktan ötürü şeref duyduğu görevini kötüye kullanmak istemez ve kullanmaz. Şayet bunun tersine hareket olursa, "O ken­disinden bir söz uydurup ta sonra onu bize isnâd etse (bunu bana Allah söylüyor, vahyediyor dese) Onu (bu­nu yapan elçimizi) şah damarından yakalar ve sağ elini (bütün güç ve kuvvetini) ondan alırdık, içinizden kimse de onu elimizden alamazdı (kurtaramazdı)" (69/44-47) Allah'ın böyle bir halde ne yapacağını yine kendisi an­latmaktadır.İşte bu sebepledir ki hiçbir dilden bir diğer dile tam karşılıklı tercüme yapabilmek mümkün değildir. Buna dillerin, o dili konuşan halkın diğer halklardan farklı şart­ları olmasının zarureti sebep olmaktadır. Bundan ötürü­dür ki ne Türkçe bir eseri tam anlamıyla Arapça'ya ter­cüme edebilmek, ne çingeneceyi bir başka dile tam an­lamıyla çevirebilmek mümkün değildir. 

Kimilerinin san­dığı gibi Kur'an hiçbir dile tercüme edilemez değildir.Tercüme edilir ve edilmiştir de. Halen de edilmektedir. Lâkin bilinmesi gereken şey odur ki Kur'an, Allah'ın sözleridir. Fakat asla 'Rabça' bir kitap değildir. Allah'ın, kullarının düzeyinde, onların anlayabilmesi için anlaşıl­ması da kolaylaştırılmış bir kitap olarak gönderilmiştir. Zira açıktır, açıklayıcıdır.

Ercümend ÖZKAN

Bu yazıya toplam (6) yorum eklenmiştir.
Yusuf Basaran
22 Aralık 2013 Pazar 19:23
Allah ve Peygamberi
Selam ve dua ile, tum insanlara



Fatih Ince kardesimizin sorulari cok anlamli ve kendisine katiliyorum.



Ercument Ozkan Bey hakli veya haksiz olabilir fakat onunda soyledikleri Allahin sozleri degil kendi benliginin sozleridir! ve hepimiz Allahin sozlerine icabet etmeye emir olunduk yani tek bir kaynaga yonlendirildik buda Allahin kitabi Kurandir.



Sayin Ercument Ozkan ve Muhammet peygamber hayata olmadigindan, kendilerine sorular sorulup cevap alinamayacagindan dirki, somut bir kaynak gerekir bize cevap verecek. Nedir bu kaynak?. El cevap: Allahin kitabi Kuran! Yoksa Hadis kitaplari degil! Sahi Hadis ne demek???



Hadisin manasi aktarilan soz, devir edilen, zahiri, soylenmis, havadis vb.....



Yani simdi bizler Allahi birakip baska kaynaklarama itibar edecegiz. Sahi, neden sadece Muhammed peygamberin sozleri? Neden Isanin, Musanin, Ibrahimin! Sahi IBRAHIM, O TEK BASINA BIR UMMETTI! hadisine yarasir bicimde Ibrahimin hadislerine neden uymuyoruz!!! ve sahi Ibrahimin hadisleri nedere???



Wesselam
Peygamber(sav)'e salat
12 Ağustos 2013 Pazartesi 13:43
Fatih İnce'ye
Ahzab Suresi, 56. Ayet: "Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey iman edenler! Siz de ona teslimiyetle salât ve selâm edin."



Yukarıda yazdığım bir ayettir, hadis değil. Allah'ın emri apaçık ortadadır. Ancak nasıl yapılacağı bulunmamaktadır, peki bunu nereden öğreneceğiz ? Tabii ki, Resulullah'tan. Allah peygamberlerini neden yollamış ? Dini açıklasınlar, göstersinler diye.



Necm Suresi, 3. Ayet: "O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz."

Ali İmran Suresi, 31. Ayet: "De ki, Allahı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayan ve esirgeyendir."

Nisa Suresi, 80. Ayet "Kim Resule itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur."



Allah'ın kendi gönderdiği Peygamber'ini (sav) nasıl tasdik ettiğini açıkça gösteriyor. Bu ayetler doğrultusunda, hadislere saçmalık diyerek inkarın sonucu varın siz düşünün.



Konumuza dönersek, Peygamber (sav) için salat getirilmesi Kuran'da emrediliyor, hadislerde nasıl olacağı açıklanıyor;



Bir gün Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem yanımıza gelmişti. Kendisine: – Yâ Resûlallah! Sana nasıl selâm vereceğimizi öğrendik, sana nasıl salavât getireceğiz? diye sorduk. O da şöyle buyurdu: – “Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ salleyte alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd. Allâhümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed, kemâ bârekte alâ âli İbrâhîm, inneke hamîdün mecîd: Allahım! İbrâhim’in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed’e ve âline de rahmet et. Şüphesiz sen övülmeye lâyık ve yücesin. Allahım! İbrâhim’in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed’e ve âline de hayır ve bereket ihsan et. Şüphesiz sen övülmeye lâyık ve yücesin, deyiniz.” Buhârî, Daavât 32, Tefsîru sûre (33), 10; Müslim, Salât 66. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 179; Tirmizî, Vitir 20; Nesâî, Sehv 51; İbni Mâce, İkâme 25.



Eğer bu hadislerin güvenilirliğini tartışıyorsanız, buyrun araştırmasını siz yapın. Ama buna zahmet edene kadar istediğiniz gibi de namaz kılabilirsiniz, sonuçta siz "Ben nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın" hadisini de aynı kefeye koyarak saçmalık sayabilirsiniz.
yolcu
05 Haziran 2013 Çarşamba 15:04
Sen okursan ne olur.
Peygamber kendisine ve ümmetine dua edemez mi? Buna bir engel mi var? Siz kendinize dua etmiyormusunuz? Salli barik duasının neresine takıldınız? Diyelimki böyle bir dua edeceği aklınıza yatmıyor ise yatmadığı yeri izah ediniz? Böyle bir duayı siz etseniz ne olur ki? Bir Sakıncası mı var? Oturun Salli barik okuyun güzel bir dua, yanında da kendi duanızı edin kimsenin bir şey diyeceği yok. Lütfen geleneği eleştireceğiz diye yanlışlara düşmeyelim. akledip derin derin düşünelim. illaki farklı düşüneceğiz ortaya orjinal bir fikir koyacağız diye uğraşmayalım. Sözün en güzeline tabi olalım.



"Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine rahmet ettiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin."



"Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine hayır ve bereket ver. İbrahim'e ve İbrahim'in ümmetine verdiğin gibi. Şüphesiz övülmeye layık yalnız sensin, şan ve şeref sahibi de sensin."
Fatih İnce
19 Şubat 2013 Salı 00:02
Elinizde sihirli deynek mi var?
"Şu açıkça bilinmelidir kî peygamberin uygulamaları -yeter ki Onun uygulamaları olduğundan emîn olalım - bütün müslümanları bağlar." Bu soruyu rahmetli Ercüment ağabeye soramayacağıma göre, o zaman yazıyı yeniden yayınlayan kardeşlere sorayım.;)



Soru şu: İyi de, bu biz müslümanları bağlar dediğiniz uygulamaları nereden bulacağız ve bulduğumuz hadis çöpluğündeki nakillere, peygamberin söylediği söylenen birilerinin nakillerine ne kadar inanacağız?ve bunların doğruluğundan nasıl emin olacağız? Bulduğunuzu zannettiğiniz kaynakların sağlamlığına-güvenilirliğnie nasıl inanacağız? Bu bulduğunuz kaynaklar ilahi mesaj gibi korunmuş kitaplar mıdır? Allah'ın korunmasını üzerine aldığı Kur'an'ın yanında başka bir kaynak-kitap(lar)mı var da haberimiz yok.? Benim sihirli bir değneğim yok, ya sizlerin? Yeri gelmişken rekatlardan örnek vermiş rahmetli, ben merak ediyorum, elçi namazda oturduğunda kendi kendisine salli-barik okuyarak ''Allah'ım! Muhammed'e ve Muhammed'in ümmetine rahmet eyle; şerefini yücelt.'' mi demiştir Sahi elçi namazlarında SALLi-BARİK okumuş mudur?



Allah'ın mesajını gereği gibi okumaya vakit ayıramayanlar, anlamak icin vakit harcamayanlar eğer o kıymetli vakitlerinde sacma-sapan ATALAR DiNi'nin kutlu kitapları HADiSLERLERİ içeren sacmalıkları okuduklarında elbette beyinleri karışacak, sonra da karışan bu beyin hakikati görse de Hadislerle dolu olduğu için KUR'AN gerçeğini algılayamayacaktır...



Son sözü yine son mesaja bırakalım;

Lokman 6: İnsanlardan bazısı var ki, halkı bilgisizce ALLAH'ın yolundan saptırmak ve onu hafife almak için temelsiz hadislere sarılırlar. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
Erdem
21 Ocak 2013 Pazartesi 22:25
Allah Razı Olsun
Bugün sosyal medya sayesinde insanların imanları sağdan-sola savruluyor. İ.net gibi büyük bir nimet'in (Ercümend Özkan'ın bu yazısını okumak gibi ) yanında büyük külfetleride barındırdığı şu günümüzde bilgi ve birikimi arkadaş çevresinden duydukları ile sınırlı gençliği, mealcilerin-19.cuların-ve bir çok kelami mevzunun dört nala hararetle tartışıldığı şu günlerde böylesi bir yazı için iktibas çalışanlarından ve Rahmetli E.Özkan ağabeyiden Rabbimiz razı olsun,kendileride Rabbimizden razı olsunlar inşaAllah. Bu Kur'an-i çizgiyi anlatan makaleyi heryerde yaymak lazım. Bu tür paylaşımları lütfen eksik etmeyiniz.
Kemal Songür
21 Ocak 2013 Pazartesi 11:03
vahyin inşa ettiği akıl(lar)...
Allah'ın verdiği aklı vahyin gölgesinde kullanmak böyle olur ve bu akıl her daim çözüm üretebilir. Üzerimize pisliğin boca edilmesini istemiyorsak vahyin gölgesindeki akılların saf tutarak hayatı okumaları ve üretmeleri gerekmektedir. Böylesi akıllara yakın tarihimizden örnek verilmesi gerekirse rahmetli Ercüment Özkan ağabey ilk sıralarda yerini alanlardandır.

Rivayetleri, geleneği ve tarihsel serüvenleri ''süpürerek alanlar da atanlar da'' hayata karşı kör/sağır olanların ve çözümsüzlük girdabına mahkum olanların yaklaşımlarıdır.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
-1 / 5 °C
Hakkari
-5 / 6 °C
İstanbul
9 / 12 °C
İzmir
2 / 14 °C