Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Tutucu mu muhafazakâr mı
19 Eylül 2010 / 09:41
Ahmet Altan muhafazakârlığı esnafla köylünün yaşama ve düşünme biçimi olarak değerlendirdiğinde yadırgadım birden. Nedense benim zihnimde muhafazakârlık, şehirli ve köklü ailelere dair bir özellik olarak yer etmişti çünkü.

Rengin SOYSAL-TARAF

Bu kelimeyi birilerine atfen kullandığımda da kast etmek istediğim, onların ‘tutucu’ bir yaşam biçimi ve politik görüşe sahip oldukları değil, değerlere sahip çıkmakta ve görgülü davranmaktaki özenleri oldu hep.

Yok, o kadar ‘cahil’ sayılmam. Siyaseten muhafazakâr, liberal ve sosyal demokrat olmanın ne anlama geldiğini, aralarındaki ayrımları biliyorum. Ama işte, ‘tutucu’ ile ‘muhafazakâr’ arasında kendimce bir fark gözettiğimi anlatmaya çalışıyorum. Biri diğerinin öztürkçesi, yeni dilde söylenişi diye kabul edilse de, sözlüklerde birbirlerinin karşılığı olarak yer alsa da benim bu sözcükleri algılayışımda bu çeşit bir nüans var.

Tuhaf ama öyle. Muhafazakârlık sanki biraz daha aristokrasiye yakın bir tabir. Hani kraliyet ailelerinde rastlanır cinsten...

‘Halktan’ biriyle evlenmeye mesafeli bakılması gibi mesela...

Eğlenmenin değil de ‘dağıtmanın’ hoş karşılanmaması gibi...

Mahremiyetin korunmasının büyük önem taşıması gibi...

Eğitime çok değer verilmesi gibi...

Nasıl desem, “bize yakışmaz” deyişindeki gizli gururdur muhafazakârlık âdeta.

Tutuculuksa içkiyi, dansı, kadın özgürlüğünü, kısacası ‘modern’ yaşam biçimini ayıplayan ve yasaklayan bakış açısıdır.

Muhafazakârlık ve tutuculuk arasında, entelektüel ve aydın kavramları için yaptığım türden bir ayrım bulunmasına ihtiyaç hissediyorum. İyi öğrenim görmüş, kültür ve düşünce dünyasını takip eden biri olan aydınla, düşünceyi bizzat üreten, o dünyaya fikirleriyle yön veren entelektüelin aynı kelimeye ifade edilmesi yanlış geliyor bana.

Türkçenin böyle bir özelliği var. Batıdaki kavramları birebir karşılamıyor her zaman, bazen de ‘aşk’ ve ‘sevgi’ sözcüklerinde olduğu gibi mükemmel bir tanımlamaya imkân veriyor.

Duygusal alanlarda, düşünsel konulardan daha zengin bir kelime dağarcığına sahip olmamızda şaşılacak bir durum yok.

Yalnızca kullandığımız sözcüklere mahsus sayamayız bu kavram kargaşasını. Yıllardır söylenir, yazılır, tartışılır kime ‘solcu’ kime ‘sağcı’ dendiği ve aslında ne denmesi gerektiği.

Oralara girmeyeceğim. Hatırladığım ve hatırlatmak istediğim bir tartışma var örnek verebileceğim. Yanılmıyorsam Milli Selamet Partisi adını taşıdığı yıllarda o partinin milletvekili olan Oğuzhan Asiltürk, surların yıkılmasını ve açılacak sahanın halka gezinti ve dinlenme yeri şeklinde değerlendirilmesini önermişti.

Bir ‘muhafazakâr’ bu teklifi yapabilir mi ya da yapar mı, normalde?

Benim kafamın karışık olduğunu söylerseniz, katılırım, doğrudur.

Ancak her şey biraz karışık zaten buralarda.

Ahmet Altan “Batı’ya en uzak batı...” yazısında da harika bir tesbit yapıyor ve Onur Öymen’in bir sözüne atfen, CHP’nin artık “dans etmeyi” bilen o eski “elit” kadrolarının olmadığına dikkat çekiyor.

Cumhuriyet Halk Partisi sık sık dile getirildiği gibi hem “sosyal demokrat” bir parti niteliğine kavuşamadı bir türlü hem de “elitist” özelliğini kaybetti.

Kanımca ‘sahil seçmenlerini’ ele alırken de benzer bir yanılgıya düşme ihtimalimiz var. Öne sürüldüğü gibi onlar da en iyi eğitimi alan, kültür ve sanat ürünlerini en çok tüketen, yurtdışını en fazla takip eden insanlardan mürekkep değiller.

Yüksek okul mezunu olabilirler fakat bildiğiniz gibi henüz çok taze bir haber hâlâ dünyanın en iyi üniversiteleri arasına Türkiye’den bir tanesinin giremediği.

Yurtdışıyla irtibatları, moda ve turistik gezi kapsamını pek aşmıyor.

Edebiyatla, bilimle, sanatla yakınlıkları popüler kültüre ilgilerinin çok gerisinde kalıyor.

Tarihle alakaları sadece Şu Çılgın Türkler misali Türkiye’yi ve Türkleri övenler ile Ramses Serisi gibi kitaplar ölçüsünde.

Nereden mi biliyorum? Ben de İstanbul’un tam o ‘sahil’ kesiminde doğdum, büyüdüm, okudum ve yaşıyorum çünkü; ve çevreye baktığımda gördüğüm çoğunluğa dair izlenimimi aktarıyorum.

Ne yazık ki alışkın olduğumuz ‘görgü’den de eser kalmadı artık.

Açıkçası, görünümlerine, toplum içindeki tavırlarına bakarak hangi partiye oy verdiklerini veya referandumda “evet” mi “hayır” mı dediklerini kestirmek mümkün olmuyor. Her kesimde her iki grubu temsil edenler de var. Bu da iyi bir şey belki.

Samimi konuşursam, elitist bir partinin bir iki kişiyle de olsa Meclis’te temsil edilmesine sıcak bakacağımı saklamak istemem.

Görgülü ve elit olmak ise ‘ilerici’ olmaya hem yetmez hem de ölçütü sayılmaz, bunu bilerek.


rengin.soysal@gmail.com

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 13 °C
Hakkari
-7 / 10 °C
İstanbul
13 / 18 °C
İzmir
13 / 18 °C