Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
“İdeoloji” Üzerine Şerif Mardin’le Sohbet
24 Nisan 2010 / 20:18
Şahin ALPAY - Cumhuriyet - 29 Nisan 1982

Yüzyılımızda «İdeoloji» bütün dünyada, 1960'lardan başlayarak da özellikle ülkemizde giderek yaygınlaşmış olan bir sözcük. Denebilir ki, Türkiye'de bugün artık bu kelimeyi duymayan kalmamıştır ve onu yazarak, konuşarak kullananların sayısı da hayli kabarıktır. Başka ülkelerde olduğu gibi, bizde de çeşitli anlamlar taşıyor.

Siyaset sosyolojisi alanındaki çalışmalarıyla ülkemizin en önde gelen sosyal bilimcilerinden biri olan Profesör Şerif Mardin'in ilgilendiği başlıca konulardan biri de «ideoloji»dir. Mardin'in bu konuda iki önemli kitabı var. Bunlardan biri 1960'ların sonunda yayınlanan DİN VE İDEOLOJİ (A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayını, Ankara, 1969), diğeri de geçtiğimiz günlerde ikinci baskısı yapılan İDEOLOJİ (1. basım, Sosyal Bilimler Derneği Yayınları, Ankara, 1976/2. basım, Turhan Kitabevi, Ankara, 1982).

DİN VE İDEOLOJİ adlı çalışmada Mardin'in amacı, «yumuşak» bir ideoloji olarak dinin Türkiye'deki «ideolojik-siyasal fonksiyonlarını belirtip... siyasi alanda ne gibi bir rol oynadığım aydınlatacak başlangıç analitik kategorilerim» ortaya çıkarmaktır. Bu eserinde din ile ideoloji arasındaki ilişkiyi ve din sosyolojisinde o güne kadar olan gelişmeleri gözden geçirdikten sonra, İslâmiyet'in «bugün Türkiye'de, sokaktaki adamın fikri kalıplarını etkileme mekanizmasını» araştırır. Daha sonra Osmanlı-Türk toplumunda sivil toplumun yokluğu; «saray-taşra» kültür bölünmesi ve nihayet Cumhuriyet Türkiyesi ile Osmanlı yapıları arasındaki bağlar konularındaki tezlerini geliştirir.

İDEOLOJİ adlı kitabında ise Mardin, «ideoloji» kavramı konusunda «düşünce sosyolojisinde bir asırdan beri süregelen çalışmaları gözden geçiriyor ve «ideoloji»nin felsefî, sosyolojik ve çağımızın koşullarına bağlı öğelerini gösteriyor. .

İDEOLOJİ'nin ikinci baskısının yayınlanması vesilesiyle Mardin'e «sosyal bilim açısından ideoloji» konusunda ve bu konu çevresinde bazı sorular yönelttik. Bu soruları ve Mardin'in cevaplarını aşağıda yayınlıyoruz.

Ş. A. — Sayın MARDİN', «ideoloji» sözcüğü çeşitli anlamlara gelebiliyor. İdeoloji, çok genel olarak fikirler, inançlar, değerler; «dünya görüşü», «düşünme tarzı», «simgeler sistemi»; konservatizm, liberalizm, sosyalizm gibi siyasal felsefeler anlamlarında olduğu kadar, belirli çıkarların haklı gösterilmesine yarayan taraflı görüşler ya da insanları eyleme geçirmek için yararlanılan inanç sistemleri anlamlarında da kullanılmıştır.

Siz de ideoloji olayının esas olarak iki boyutu olduğunu belirtiyorsunuz. Bunlardan biri «sistematik bir fikir yapısı veya anlatısı» olarak ideoloji, diğeri ise «gerçekleri olduğu gibi yansıtmayan bir fikir yapısı» olarak ideolojidir (1976:3). Öte yandan, örneklerini verdiğiniz (Faşizm, Marksizm, Keynesçi iktisat kuramı gibi) bazı doktrinler kimilerine göre «gerçekleri ortaya çıkarmaya yarayan» bilimsel öğretiler, kimilerine göre ise gerçekleri çarpıtan, maskeleyen yanlı fikir yapılarıdır (1976:6).

Bir öğretinin bilimsel olup olmadığını nasıl tayin edebiliriz?

MARDİN — Bir öğretinin «bilimsel»liğini aramak bence «bilim»e gereğinden fazla yük yüklemektir. «Bilimsel olan», bilimsel metodun —ki değişik tanımlamaları mevcuttur— uygulama alanı niteliğini taşıyıp, onun süzgecinden geçendir. Çok karmaşık, bazen çok çapraşık bir yapı gösteren «öğreti»ler böyle bir alan oluşturur mu? Yapının tümüyle bu süzgece konamayacağına inanıyorum. Bu öğretiyi muhtelif parçalara bölüp bir «önerme»ler kümesi haline getirdiğimizi düşünelim. O zaman her «önerme»nin tek tek «bilimsel»liğini sınamak ihtimallerden biri olabilir. Fakat burada karşımıza derhal bir engel çıkıyor: «Önerme»nin mantıksal yapısını mı, yoksa sosyal olaylarla ilişkisini mi aydınlatacağız? Bunlardan her biri kendi başına bile sorun yaratır. Örneğin sosyal davranış için geçerli olan «mantık» yalnız Aristo mantığı değildir. Bunun yanında dil'in kullanımdan çıkan ve belki de sosyal davranış için daha önemli olan bir mantık mevcut. Bunu da (dil sosyolog ve felsefecilerinden özür dileyerek) şöyle özetleyebiliriz: Dil yalnız bir kalıp değildir. Günlük hayatta kalıbın kullanımıyla ilgili çok katlı bir esneklik görüyoruz. Bu katlardan biri, dilin gramerinin «yaratıcı» mı yoksa «gösterici» bir cümle kurmak için mi kullanıldığıdır. Örneğin «Seni Şah ilan ettim» gibi bir cümle gramerden bir «olgu» çıkarabiliyor. Fakat bazı cümleler yalnız tanımlayıcıdır. «Şah budur» gibi. Bir dünya görüşü ve bu açıdan bir tür ideoloji sayılabilecek büyü gibi bir olay'ın «gerçek»i ancak «yaratıcı» bir gramer üzerine kurulu olduğu gösterildiğinde anlaşılabilir. Büyü'nün «mantığı» budur. «Bilimsel»liği bu çerçeve içinde sınanmalıdır.

Bunun yanında dilde kullanılan kavramların da hiç bir zaman tam bir kesinlik ifade etmediğini hatırlamamız gerekir. «Millet» bir zamanlar ülkemizde «Müslümanlar» anlamına geliyordu. Ancak 1920'lerden sonra «Millet»—«Türk» anlamı yerleşmeye başladı. Fakat her iki anlamın da aynı zamanda kullanıldığı devirler oldu. Atatürk'ün kendi fikirlerini yürürlüğe koymak için bu anlam ikiliğinden nasıl faydalandığını Mete Tuncay Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması adlı eserinde gösteriyor (1981:30, not 6). Bu açıdan dil herkesin aynı şekilde kullandığı bir «tekrar» değil, bir «performans»tır.

Ancak asıl sorun şu: Bir öğretiyi bir «önerme»ler kümesine indirgemek mümkün mü? Cevabımız burada kesin: hayır, mümkün değildir. Bir öğreti bir «bütün»dür ve bütünleşmiş bir yapı olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu açıdan, öğretilerin bize topluluk hakkında en çok «ipuçları» sağladıklarını söyleyebiliriz.

"İdeolojinin işlevi «gerçek»le olan ilişkisinde değil, günlük hayatta «rehber» olmasında toplanır. İdeoloji insanlara içinde yaşadıkları toplum olaylarını belirli kümeler halinde toplayıp, bunlardan kendilerine göre bir anlam çıkarmalarım sağlar.„

Ancak, ipucu deyip geçmeyelim. İdeolojinin işlevi «gerçek»le olan ilişkisinde değil, günlük hayatta «rehber» olmasında toplanır. İdeoloji insanlara içinde yaşadıkları toplum olaylarını belirli kümeler halinde toplayıp, bunlardan kendilerine göre bir anlam çıkarmalarını sağlar. Bıı anlamın «gerçek»le ilgisi varsa o da tesadüfidir: Bir ideolojinin «gerçek»e uymadığı zaman ortadan kalktığı görülmemiştir. İdeolojiyi ortadan kaldıran, insan için kullanım değerinin yitirilmesidir. Fakat bu yitirilmenin hangi öğelerle bağlantılı olduğu konusunu önceden kestirmek mümkün değildir.

Ş. A. — Kitabınızın 'Sunuş' bölümünde «'yanlılık'» bir dereceye kadar kontrolümüzün dışında olan bir süreçtir. Bu durumda yapabileceğimiz bir tek şey var, o da olanaklarımız oranında toplum hakkında bilgilerimizin yanlılığının... kaynağını araştırmaya çalışmaktır» diyorsunuz (1976:1). Bu söylediklerinizden «yansız», objektif bilgi olamayacağı gibi bir sonuç çıkarılabilir mi?

MARDİN — «Objektif» bilgi olabilir, fakat objektif bilgi ancak ilişkiler hakkında ve bu ilişkilerin belirli şartlar içinde minimal ve maximal görüntüleri hakkındaki bilgidir. Tanımlanması mümkün olan ve iyi tanımlanan bir değişkenin aldığı değişik değerlerin saptanması «objektif» bilgidir. Ancak, sosyal bilimlerde bu değişkenler, çok zaman, «günlük hayat»tan o kadar soyutlanmış olarak ayrılır ki bulgularımızı tekrar «günlük hayat» olaylarının «dili»ne «tercüme» etmemiz gerekir. Asıl zorluk bu «geri indirgeme», yani yaptığımız işlemden pratikte «işe yarar» anlam çıkarmada çıkar. Psikologların anlamsız kavramlarla işe başlayarak onlara dayalı çok ince deneyler yaptıkları çok işitilen bir sav. Kaldı ki, her kültür için aynı kavramların anlamlı olmayacağı da açık. O zaman da «kültürlerarası kavram tercümesi» konusuyla karşılaşıyoruz. Kısaca «objektiflik mümkündür; bu objektifliğin «gerçek» bir «gerçek» ortaya çıkarması ise ayrı bir konudur.

Ş. A — Son yirmi yılda ideolojik düşüncenin toplumumuzda, sizin deyiminizle, hayli «tuttuğu» görüldü. Bunu sizin deyişinizle, «her topluma uygulanabilir.» etkenlerle açıklamaya çalışıyoruz. (1976:99-9). Acaba ideolojinin «tutması»nda toplumumuzun kültürel yapısından gelen bazı özelliklerinin rolü olmamış mıdır?

MARDİN — İdeolojinin «tutması»nın toplumumuzun kültürel yapısıyla olan bağlantısını karine ile çıkarmak mümkün; bunu açıklamak daha zor. Birkaç gün önce tanınmış bir aydınımızla konuştuğumda bana, bu konuda önemli bir ipucu verdi. Ona göre, Üniversite Türkiye'de «gerçeği» saptayan ve «Cumhuriyetçi gerçeği» üretebilecek bir mekanizma olarak düşünülmüş ve kurulmuş. Üniversitedeki aydınlarımız da, geldikleri tarihsel dogmatik ortam buna müsait olduğu için bu rolün içine kolayca girmişler. Bence bu çok doğru bir buluş. Bunun yanında Türkiye'deki aydınların tarihsel görevlerinin «Nizâm-ı âlemcilik» olduğu söylenebilir. (Bu tâbir için Prof. Dr. Bülent Dâver'e teşekkürler.) Aydınlarımızın görevlerini bu çerçeveye sığdırmalarının ülkemiz sosyal bilimi için kaçınılmaz bir sonucu olmuştur: Sosyal araştırma ile «sosyal reçetecilik» arasındaki fark anlaşılmamıştır. Sosyal bilimlerin iki ekseni vardır. Bunlardan biri sosyal mekanizmaları anlamaya çalışır. Yani topluluğun içindeki süreçlerin nasıl şekillendiğini araştırır. İkincisi topluluğu değiştirmek için reçete hazırlar. Benim görebildiğim Türkiye'deki sosyal bilimcilerin büyük ekseriyetinin önce reçetesini hazırladığı, ondan sonra da toplum içinde reçetesini uygulamasını mümkün kılacak yapıları arayarak onları «topluluk»la özdeşleştirdiğidir.

Reçeteye uymayan taraflar «kural dışı», «önemsiz» ya da «yok» sayılır. Oysa sosyal bilimde «kural dışı» gibi bir kavram yoktur. Mevcut her yapı toplum'un bir parçasıdır. Bunun bir örneğini din sorunu belirler. Cumhuriyet ilkelerini dinamik bir çerçeve içinde gören aydınlar Türkiye'de İslâm'la ilgili gelişmeleri bir tehlike olarak değerlendirmişlerdir. Fakat diğer taraftan İslâm'ın sosyal süreç olarak incelenmesine hiç rağbet göstermemişlerdir: İslâm, «kural dışı»dır, tehlikelidir fakat incelenmeye değmez zira «reçete»ye uymamaktadır. Oysa Türkiye'de dinsel eğilimler hakkında bilgisi olmayan ne sosyal ne de siyasal bilim yapabilir.

Ş. A. — Zaman ayırıp sorularımızı cevapladığınız için çok teşekkür ediyorum hocam, Saygılarımla.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
8 / 12 °C
Hakkari
-2 / 8 °C
İstanbul
11 / 16 °C
İzmir
9 / 17 °C