Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Körfez ülkeleri ve İran
12 Eylül 2010 / 11:39
Körfez ülkeleri İran’ı ortak bir tehdit olarak algılamalarına rağmen ortak bir İran politikası geliştirmekten yoksunlar. İran’a yönelik tek ortak sayılabilecek tutumları, İran’ı karşılarına almamak.

Arzu CELALİFER EKİNCİ-STAR

Dr. USAK Ortadoğu Ortadoğu Uzmanı

Körfez ülkelerinin gerek tarihsel, gerek kültürel ve gerekse jeopolitik nedenler dolayısıyla İran’ın bölgedeki varlığından tehdit algıladıkları bilinen bir geçektir. Bu algının Şah yönetimi zamanında da var olduğunu, ancak 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi sonrasında daha da güçlendiğini söylemek yanlış olmayacaktır. İran’a yönelik kaygıları perçinleyen gelişmeler arasında 1970’lerde İran Şahı’nın Bahreyn’de hak iddia etmesi ve İran ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasında Abu Musa, Büyük ve Küçük Tunb Adaları hususunda 1970’lerde baş gösteren ve günümüzde halen devam eden ihtilaf sayılabilir.

İran’a karşı Batı’nın üssü

Arap ülkeleri genel olarak devrim sonrasında İran’ın revizyonist bir dış politika izlediği ve bölgedeki nüfuzunu arttırma peşinde olduğu savından hareketle İran’a karşı tepkili olmuşlardır. Hatta 1980-1989 yılları arasında devam eden sekiz yıllık İran - Irak Savaşı boyunca Arap ülkelerinin çoğu İran’a karşı Saddam rejimini desteklemiştir. Bu nedenle İran ve Arap ülkeleri arasındaki ilişkiler, 1990’lı yıllara kadar kötü bir seyir izlemiştir. Ne var ki bu ilişkiler, 1989 yılında göreve başlayan Cumhurbaşkanı Haşemi Rafsanjani’nin pragmatik dış politikalarıyla birlikte yumuşamaya ve ardından 1997’de başa geçen ılımlı Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi dönemiyle de düzelmeye başlamıştır. Ancak, muhafazakâr ve sert politikalarıyla anılan Mahmud Ahmedinejad’ın 2005’te Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte, Arap dünyasının İran’a yönelik kaygıları yeniden artmaya başlamıştır. Kaldı ki, zaten var olan kaygılara bir de yenisi eklenmiş; İran nükleer krizi tehdit algılamaları listesinde öncelikli bir sıraya sahip olmuştur.

Her ne kadar Körfez ülkeleri için İran ortak bir tehdit unsuru olsa da, bu ülkelerin İran konusunda ortak bir tutum sergilemekten yoksun olduklarını da belirtmek gerekir. Bunun en bariz örneğini 1981 yılında kurulan Körfez İşbirliği Konseyi’nde (KİK) görmek mümkündür. Bu Konsey, İran-Irak Savaşı sırasında ortak bir politika geliştirme ve İslam Devrimi sonrasında İran’dan algılanan tehdide karşı ortak bir tutum belirleme maksadıyla kurulmuştu. Ancak Konsey, bugüne kadar üyeleri arasında ortak bir tutum geliştirme hususunda başarısız ve Konsey’in karnesi sınırlı ekonomik işbirliği konularından ibaret olmuştur. Konsey ülkelerinin İran’a ilişkin iki konuda hemfikir olduklarını söylemek gerekir. Bunlardan birincisi; İran’ın bölgede fazlasıyla güç kazanmasından duyulan rahatsızlık, ikincisi ise İran’ın nükleer silahlara erişiminin engellenmesi gerektiğidir. Ancak buna rağmen ortak bir politika belirleyemediklerini de hatırlatmak gerekir.

Bu ülkelerin İran’dan tehdit algılamasını birkaç faktörle açıklamak mümkündür. Her şeyden önce İran, 70 milyonluk nüfusuyla çoğunluğu küçük olan Körfez ülkelerine nazaran potansiyel bir bölgesel güç konumundadır. Diğer önemli bir mevzu da, İranlıların ‘İran Körfezi’, Arapların ise ‘Arap Körfezi’ olarak adlandırdıkları körfezin bütün bir kıyısının İran’ın kontrolünde olmasıdır. Doğal olarak günde yaklaşık 17 milyon varille dünya petrol üretimin 1/3’nin aktığı stratejik Hürmüz Boğazı’nın kontrolü de İran’ın elinde bulunmaktadır ki herhangi bir anlaşmazlık durumunda İran’ın bu boğazı bloke etme kabiliyeti bulunmaktadır. Büyük bir çoğunluğu Şiilerden oluşan ve Şii din adamlarınca yönetilen İran’ın, Sünnilerin ağırlıklı olduğu ve Sünni liderlerin yönetimde olduğu bir bölgede bulunması ise bu ülkelerin tehdit algılamalarını tetikleyen diğer bir unsurdur. Bu mevzudan özellikle Sünni azınlığın yönetimde olduğu, ancak nüfusunun çoğunluğu Şiilerden oluşan Bahreyn’in rahatsız olduğunu söylemek gerekir.

Tüm bunlara ek olarak İran’ın, Suriye’yle kurduğu yakın ilişkiler, Lübnan’daki Hizbullah üzerindeki etkisi ve Filistin’de de Hamas’ı desteklemesi ve son olarak da nükleer programı konusunda ciddi bir ilerleme sağlamış olması diğer kaygı unsurları arasında sayılabilmektedir.

Bununla birlikte yukarıda sayılan faktörler her ülkede farklı bir şekilde yorumlanmaktadır. Ortak bir politika benimsenmemiş olması dolayısıyla her bir ülke kendi ulusal çıkar penceresinden olaya bakmakta ve dolayısıyla gelişmelere farklı şekillerde tepkiler vermektedir.

Körfez’in nükleer korkusu

Ortak tehdit algılamalarına rağmen Körfez ülkeleri, İran’ı karşılarına almamak için ayrı bir çaba ve özen gösteriyorlar. Bu ülkeler bireysel olarak İran’a meydan okuyacak kadar güçlü olmamalarının haricinde, kolektif bir tutum sergileyecek kadar da birlik içinde hareket edemiyorlar. Aynı durum İran’a karşı yabancı güçlerle ittifak kurma hususunda da geçerlidir. Körfez ülkeleri her ne kadar ABD’nin İran’ı dengelemesini arzu ediyor olsalar da, İran’a karşı ABD’ye açık destek vermekten de çekinmektedirler. Dolayısıyla, daha önce İran’a karşı Irak’a destek vererek şimşekleri üzerlerine çeken Körfez ülkelerinden tekrar İran’a karşı kamplaşmalarını beklemek anlamsız olacaktır.

Son yıllarda İran’ın nükleer bir güç haline gelmeye başlamasından endişe duyan bu ülkelerin, İran’a karşı Batı dünyasının yanında yer almaktan da kaçındıkları görülmektedir. Gerçi konu nükleer meselesi olunca Körfez ülkelerinin İsrail’in nükleer kapasitesinden de şikâyetçi oldukları ve genel olarak nükleer silahlardan arındırılmış bir bölge fikrini benimsedikleri söylenebilir. Ancak İran meselesi Körfez ülkeleri için sadece nükleer krizden ibaret değil. Zira İran, hâlihazırda nükleer silahları olmaksızın dahi Ortadoğu’da ve özellikle Körfez bölgesinde önemli bir varlık göstermektedir. Bu nedenle Körfez ülkeleri nükleer krizin kendilerini de etkileyecek olan yollardan ziyade -askeri müdahale ve yaptırımlar- diplomatik yollarla çözülmesini arzu ediyorlar. Bu rejimler, İran’dan tehdit algılasalar bile, resmi açıklamalarında İran’ı tenkit etmekten çekiniyorlar. Çoğu Körfez ülkesi, ABD üslerine ev sahipliği yaptığından İran’a olası bir saldırı durumunda İran’ın hedef tahtası haline gelmekten de korkuyorlar. Bu nedenle bir yandan Batı ülkelerinden yeni silah sistemleri alarak veya topraklarında Batı üslerinin kurulmasına izin vererek tedbir alırken, diğer taraftan İran’ın barışçıl nükleer faaliyetlerini sürdürme hakkı olduğunu söylüyor ve diplomatik çözüm çağrısında bulunuyorlar. 

Son tahlilde Körfez ülkelerinin İran’ı ortak bir tehdit olarak algılamalarına rağmen ortak bir İran politikası geliştirmekten yoksun oldukları ve İran’a yönelik tek ortak sayılabilecek tutumlarının ise İran’ı karşılarına almamak olduğu söylenebilir.

acelalifer@usak.org.tr

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-8 / 6 °C
İstanbul
11 / 15 °C
İzmir
10 / 17 °C