Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Yol kazası
12 Eylül 2010 / 10:37
Akıl bizatihi insanı Allah’tan başka ilahlara karşı müteyakkız kılan melekenin adıdır. Kişiyi putperestliğe karşı uyanık tutan akıl, nasıl izin verir insanın kendisini putlaştırmasına?

Metin ÖNAL MENGÜŞOĞLU-ÖZGÜN DURUŞ

Medeniyet kelimesinin olumsuzu yoktur. Bir ‘kötü medeniyet’ düşünülemez. Kötü olan vahşettir. Medeniyet ‘ed-din’ kavramıyla akrabadır ve bu din de insanlığın başlangıcından beri Allah’ın elçileriyle inzal buyurduğu tek semavi din, yani İslâm’dır. Yeryüzündeki bütün ulvi, fıtri, insani ve vicdani çabalar, Müslüman kimliği taşımayanlar tarafından bile yaratılmış olsalar, aynı medeniyet havuzuna akan ırmaklardır. Ulvilikler bir denizde, süflilikler de bir başka denizde toplanırlar. Birine medeniyet ötekine vahşet denizi diyebiliriz. Mesela ahlak kelimesinin olumsuzu vardır. İnsan davranışlarının sürekli olanlarını niteleyen bu nötr kelime, ‘kötü ahlak’ ve ‘iyi ahlak’ diye ikiye ayrılabilmektedir.

Akıl (yazı boyunca geçen tüm akıl kelimelerini akletme, yani fiil olarak düşünmenizi diliyorum; sınırlı bir sütunda bunu uzunca anlatamam) da böyledir. Mesela ‘yok edici bir akıl’ yoktur, düşünülemez bile. İlahî Vahiy, hiç ama hiçbir yerde olumsuz bir akıl ediş hadisesinden söz etmez. Bütün akıl edişler övülmüş, desteklenmiş ve hatta az görülerek teşvik edilmiştir. İlahî Vahiy beşeri bütün entelektüel ve hatta duygusal (duyu değil) faaliyetlerin genel kumanda merkezi olarak kalbi (vücuda kan pompalayan yürek değil, mekânsız bir cevher olarak kalp) gösterir. Akletme kalbin en üst, en son safhadaki, vakıaya muvafık ve mutabık düşen, hakikatle kucaklaşan, tam isabet anındaki eyleminin adıdır. Bu safhadan sonra iman gelir ve kimi ilim adamlarının diliyle söylenecek olursa “akıl imanın müteradifidir”. Bu durumda ulu orta harcı âlem bir dil kullanarak, olur olmaz yerde akıl edişi karalamak, modern zamanların aklı putlaştırdığını söyleyip durmak ne kadar doğrudur? Şöyle bir formülle aklı ikiye ayırmak, birini olumlamak ötekini olumsuzlamak üzere ‘araçsal akıl’ veya ‘amaçsal akıl’ demek, İlahî Vahyin bu husustaki takdirinden bihaber oluşun ilanı anlamı taşır.

Akıl bizatihi insanı Allah’tan başka ilahlara karşı müteyakkız kılan melekenin adıdır. Kişiyi putperestliğe karşı uyanık tutan akıl, nasıl izin verir insanın kendisini putlaştırmasına? Kişileri putperestliğe sürükleyen asla akıl değildir. İlahî Vahyin diline müracaat edenin kolaylıkla göreceği gibi, putlaştırılan da, puta sürükleyen de heva ve hevestir. Malumdur ki insan fıtratına fücur ve takvaya yönelme hürriyeti ilham edilmiştir. İnsanı takvaya, fıtratın başlangıcındaki temizliğe ve vicdanın yönüne kılavuzlayan dâhili güç ve cevher, kalbin akletme eylemidir. Fücura sevkeden ise heva ve hevestir. Öyleyse evvela şu lisanı düzeltmelidir. Denilmelidir ki bütün kötülüklerin, putlaştırmaların kaynağı, her insan için heva ve hevestir, akıl değildir. Heva, üstten alta düşmek anlamı taşıyan hüviye kelimesinden türemiştir. Gayrı meşru biçimde şehvete meyletmek demektir. İlahî Vahiy açıkça hevasına uyanı, onu putlaştıranı (hevasını ilah edinen 45 casiye 23 vb.) şiddetli bir dille kınarken, insana neyi hatırlatmaktadır? Sapıklık, şaşkınlık, şeytani ayartıcılıklar karşısında aklını kullanmasını ve gayrı meşru, Allah’ın hoş görmediği isteklerinin ardına düşmemesini değil mi?

İlahî Vahyin diline, bize kazandırdığı literatüre yabancılık çeken, lakin yine de Müslümanlar arasında kanaat önderliği yapan kimselerin, bu hususta daha da dikkatli davranmaları beklenir. Daha çok Batılı ve koyu Hıristiyan filozofların, dillerinden düşürmedikleri akıl düşmanlığıyla, Müslümanların ne işi olabilir? Müslümanlar, İlahî Vahyin bütün ayetleri boyunca insanı tefekkür, tezekkür, tedebbür, tefakkuh, rey, nazar, basiret, şuur, feraset ve akletme istikametinde nasıl teşvik ettiğini görmezden gelebilirler mi? Herhangi bir ayette, düşünmenin aşırılığına değinerek, onun herhangi bir biçiminden insanları sakındırdığını gören, işiten, okuyan var mıdır? Peki, bu akıl düşmanlığının anlamı, izahı nedir? Meselelere İlahî Vahyin ölçüsü yerine, Batılı bir gözle bakmaktan başka nedir?

Ragıp Isfahani meşhur lügatında, heva kelimesi için bir anlam daha vermektedir ki, onu da hayli manidar bulmaktayım. Heva ve heves sahiplerini ‘gönülleri boş’ olarak nitelemektedir. Besbelli ki böyleleri Allah’ın fıtratlarına yerleştirdiği fikretme, fıkhetme, zikretme ve akletme gibi kalbi faaliyetleri bırakmış, gönüllerini bunlardan boşaltmışlardır. Allah da onların kalplerinde, işledikleri bu cürüm sebebiyle bir maraz oluşturmuştur. Bu suçu işlemekte ısrarlı davrananların ise kalplerini mühürleyeceğini ihtar etmiştir. Kalbi mühürlü insanların selim biçimde düşünmeleri, akletmeleri mümkün olmayacağından, aklı putlaştırmaları da mümkün gözükmemektedir. Türkçeye ‘aklıselim’ biçiminde ve yanlış olarak geçmiş bulunan söyleyişin, İlahî Vahyin dilinde ‘kalbiselim’ şeklinde geçtiğini de hatırlatmakta yarar görüyorum. (37 Saffat 84)

Kur’an’a göre insanın putlaştırdığı şey akıl değil, hevadır. Umarım her vesileyle akla karşı illa da bir ihtiyati haciz koyan, faaliyetini bir biçimde sınırlamaya çalışan, insanda sanki iki kalp varmış gibi akıl ve gönül diyerek fıtratı bölen ve gönül yönünde güya eğilimini belirten Müslüman münevverlerin, bu yaptıkları bir yol kazası olsun. Tedbiri elden bırakmamanın, kazalara karşı uyanık bulunmanın tek çaresi, İlahî Vahyin kılavuzluğuyla dikilen yoldaki işaretlere dikkat kesilmektir.

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 13 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
10 / 17 °C