Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
T. Erdoğan, A. Gül ve F. Gülen
04 Eylül 2010 / 15:11
Geçen yazı Genelkurmay’daki İlker Başbuğ dönemiyle birlikte benimsenen stratejiyi izah etmeye çalışmıştım...

Rasim Ozan KÜTAHYALI-TARAF

Başbuğ dönemi Genelkurmay stratejisi “AK Parti hükümetine yakınlaşarak Gülen hareketini yalnızlaştırma ve izole etme” makro planı üstüne kuruluydu...

İlker Başbuğ’ta çok ciddi bir “Gülen hareketi obsesyonu” vardı. Aslında şu anki mevcut generaller kadrosunun çoğunluğunda bu obsesyon mevcut. Öyle ki Karargâh içindeki cuntacıları ihbar ederek ülke yararına çok olumlu işler yapan kimi generaller bile bu obsesyondan azade değil...

Başbuğ dönemi Genelkurmayı bu makro plan çerçevesinde ilk iş olarak Star ve Yeni Şafak’ı akredite etmişti. İslamcı kimliği net olan Yeni Şafak’tan farklı olarak laik kimliği baskın olan Bugün gazetesi ise yasaklılar listesindeydi, çünkü Genelkurmay’ın tasnifinde Bugün’ün yeri belliydi. Artık mesele “İslamcılık” meselesi değildi Genelkurmay için, hatta kimi “İslamcı”larla bile ittifak yapılabilirdi. Nitekim kimi “dini” gruplar bu işle görevlendirildi. Artık Karargâh’ın ana hedefi Gülen hareketiydi... Öte yandan Yeni Şafak ve Star çevresi bu “akreditasyon” tuzağına gelmedi, Genelkurmay’ın bu “izolasyon” planı havada kaldı. Mustafa Karaalioğlu ve Yusuf Ziya Cömert’in ilkeli ve net tavrı bu oyunu bozdu...

Bu Genelkurmay stratejisi, kimi sivil bürokratlarla ilişkiler bakımından da yeni bir döneme işaret ediyordu... Başbuğ öncesi dönemde Genelkurmay, dindar eğilimlere sahip tüm bürokratları dışlayan bir yapıya sahipti. Başbuğ döneminde Milli Görüş kökenliler de dahil olmak üzere Genelkurmay’ın tasnifiyle “cemaat-dışı” kimliğe sahip tüm bürokratlarla iletişim yolu tercih edildi. Amaç bürokratik mekanizmalarda da bir “cemaati yalnızlaştırma ve izolasyon planı”nı yürütmekti... İslami camia içindeki çekişmeler askeri istihbarat birimleri tarafından dikkatle izlendi. “Gülen hareketi alerjisi”ne sahip çoğu Milli Görüş kökenli bürokratlar not edildi... Emniyet içinde de bu formata uyan isimlerle daha yakın temasa geçildi. “Askeri gücün büyüsü”ne kapılan birçok üst düzey emniyet müdürü ise Karaalioğlu ve Cömert’in gösterdiği basireti gösteremediler. Geçmişlerini unutarak kendilerini yıllar yılı “mürteci” diye etiketleyip dışlayan mekanizmayla işbirliğine girdiler... Emniyet teşkilatı içinde askerî vesayetin istediği “temizlik operasyonu”nu yapmaya kalkıştılar. Askerî vesayetin 80 yıllık temel stratejisi olan “zenciyi zenciye kırdırtma” tezgâhına yenik düştü bu emniyetçi grubu. Buna yönelik de Gülen hareketi içinde olan ya da bu hareketle ortak hareket eden grup da karşı hamlelere girişti... İşin özü budur. Hanefi Avcı da burada net bir biçimde ikinci tarafta yer aldı. Ardından da normal bir hatırat kitabı olan kitabının son bölümlerini hınçla bu konuya ayırdı... Avcı’nın yazdıkları 2008-10 arası yürürlükte olan Genelkurmay planından bağımsız düşünülemez...

Türkiye’nin çarpık düzeni bu ülkenin güvenlik bürokrasisinin de çarpık biçimde örgütlenmesine yol açtı. İşin özü budur... Her gerçek demokratın da buna odaklanması gerekir. TSK’nın özerk konumuna karşı polis teşkilatını güçlendirme stratejisi Özal’la birlikte başladı. TSK en başlarda bu karşı-hamleyi fark edemedi, sonrasında işe uyanınca 90’ların ikinci yarısından itibaren Genelkurmay, Emniyet teşkilatını iğdiş etmek için elinden geleni yaptı. Aynı dönemde Ordu içinde en ufak bir dindarlık eğilimi gösteren tüm subayları hiç acımadan bünyesinden kovdu. Sorgulanamayan YAŞ kararları sebebiyle binlerce subayın hayatları mahvoldu. Emniyet içinden bu dindar unsurlar mevzuat sebebiyle arındırılamadı ama o dönem hepsi kızağa çekildi. Hanefi Avcı da bu kızağa çekilen emniyetçiler arasındaydı. AK Parti’nin hükümet olmasıyla beraber bu emniyetçiler hak ettikleri yerlere getirildiler. Fakat sonrasında özellikle son iki yılda bahsettiğim emniyet bürokrasisi içindeki bu “kapışma” yaşandı...

Bu noktada hem Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün hem de Fethullah Gülen’in tavrı son derece yapıcı ve akılcı oldu... 28 Şubat darbesi günlerinden çok iyi ders alınmıştı. Siyasetten her zaman uzak durmuş, birçok partiye eşit mesafede durmuş bir manevi önder olan Fethullah Gülen net bir biçimde birçok siyasi konuda tavır alan bir yaklaşımı benimsedi. Kendisine manen bağlı bulunan milyonların zihin sınırlarını olumlu anlamda genişletti hep Fethullah Gülen... Aynı şeyleri Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül de siyasi lider kimlikleriyle yaptılar. Mevcut Sünni-dindar çoğunluk kitlenin Avrupa Birliği kavramına, gayrimüslimlere, Kürtlere ve Alevilere bakışı son 10 yılda ciddi bir liberalleşme geçirdi. Kemalizmin geniş kitlelere zerk ettiği kavmiyetçilik zehrini ellerinden geldiğince temizlemeye gayret etti hem Gülen hareketi hem AK Parti... Daha cesur davranmadılarsa bunun temel sebebi hâlâ etnikçi, mezhepçi ve ayrımcı damarları kışkırtan MHP’nin varlığındandır. Bu süreçte Sünnidindar yurttaşlarımız ile MHP’nin bağı adım adım kopuyor. Türkiye için hayırlı olan da budur... 12 Eylül’de gelecek güçlü bir EVET statükonun suratında şamar gibi patlayacaktır...

rasim.ozan@hotmail.com

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
bünyamin çelik
05 Eylül 2010 Pazar 05:58
tesekkur
sagol hocam su statuko nun suratina yedigi tokati görmek inan beni öyle mutlu ediyorki .....
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
2 / 13 °C
Hakkari
-6 / 9 °C
İstanbul
11 / 16 °C
İzmir
7 / 18 °C