Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
‘Bazı davetçi müslümanlar’dan açıklama
11 Eylül 2010 / 06:43
Referandum tarihi yaklaşırken her kesim ‘Anayasa değişiklik paketini’ desteklediğini ya da karşı olduğunu dile getirirken, ‘Bazı Davetçi Müslümanlar’ adına da bir açıklama yapıldı.

Bazı Dâvetçi Müslümanlardan Referanduma Dair Zaruri Açıklama

 

Gündemin, şirk sistemi içinde görece özgürleştirme amaçlı kısmî anayasa değişikliklerine kilitlendiği ve neredeyse bütün toplum kesimlerinin bu değişikliklere verilecek oyun rengini tartıştığı bir konjonktürden geçmekteyiz. Çeyrek asırdır birçok Müslümanın ve tevhidî uyanış öbeğinin savrulmasına yol açan uzlaşma ve sisteme entegrasyon riski, bu referandum vesilesiyle artık kapımıza kadar gelip dayanmış bulunuyor. Giderek daha güçlü esen demokratikleşme rüzgârı, bütün bu süreçlerde savrulmadan ayakta kalabilen tevhidî kesimi de sarsmaya başladı.

 

Bu gidişin, bizi cahiliye toplumunu ve sistemini Kur’an’la kökten değiştirme hedefimizden uzaklaştırarak, sistem içi değişimlere eklemleme riski taşıdığına ve toplumun tevhidî dönüşümünü ve sistemi değiştirmeyi hedefleyen inkılâbî ruhu yok edeceğine dikkat çekiyoruz. Sonuçta bu gidişin, tâğutî sistem, onun şirk anayasası ve kurumları ile ilişkide zaaflara yol açacağını, onlara gönüllü itaati ve uzlaşmayı reddeden, onlardan berâetini ilan edip uzaklaşmayı zorunlu kılan akîdevî ilkeleri flulaştıracağını hatırlatıyoruz. Bireysel ve toplumsal hayatın bütün alanlarında itaati ve kulluğu sadece Allah’a tahsis eden tevhidî duruşu zedeleyeceğini, Kur’anî daveti gölgeleyeceğini, Kur’an’la hayatı ve toplumu yeniden inşa etmeyi hedefleyen devrimci bilinci yok edecek eğilimlerin yaygınlaşmasına yol açacağını fark etmeye çağırıyoruz.

 

Bizler, bu ülkede tevhidî davet ve vahye şahidlik sorumluluğunu taşıyan davetçi Müslümanlar olarak, tevhid, adalet ve temel haklar mücadelemizi, tavizsiz ve uzlaşmasız bir ilkeli tutumla ve itaati sadece Allah’a tahsis ederek sürdürmemiz gerektiğine inanmaktayız. Toplumu tevhidî ölçülerle dönüştürmeyi amaçlayan, davet, şahidlik ve eğitime dayalı İslâmî inşa mücadelemizi, Kur’an’ın belirleyiciliğinde, Resulullah’ın (s) mücadele sünneti ve ilk Kur’an neslinin örnekliği çerçevesinde ortaya konmuş bulunan yoldaki işaretleri takip ederek sürdürmek imanî sorumluluğumuzdur.

 

İşte böyle riskli bir süreçte, tevhidî duruşun temel ilkelerini hatırlatıp, Kur’an ve sünnet ölçüleri içinde tekrar düşünmeye vesile olmak amacıyla bu açıklamayı yapmak zaruretini duymuş bulunuyoruz.

 

Bu temel duyarlılıkla, anayasa ve referandum konusundaki yaklaşımımızı açıklamak istiyoruz:

 

1 – Bizler, tağutları reddedip sadece Allah’a ibadet/itaat etmek üzere yaratılmanın bilincinde olan ve hayatı vahiyle inşa etme sorumluluğunu taşıyan Müslümanlar olarak, Kur’an’ın belirlediği perspektifle olayları değerlendirmek durumundayız. Tevhidi bakış açımızla, ilahi vahye dayanmayan, heva ve zan ürünü hiçbir yasa ve anayasayı meşru saymadığımızı, ilahi vahyi esas almayan hiçbir anayasanın, kısmen ya da tamamen yapıcısı konumunda bulunamayacağımızı beyan ediyoruz. İlahi vahyi dışlayarak ve Allah’a rağmen icra edilen seküler yasa yapıcılık işlevine, aktif olarak katılmanın meşru olmadığına inanıyoruz. Tevhidî mücadele yönteminin Mekke’de ilk Kur’an neslince ortaya konan örnekliğinde de, şirk sisteminden tam anlamıyla berâetin, uzlaşmazlığın ve itaatsizliğin esas alındığını unutmamalıyız. Bizimle mukayese bile edilmeyecek çok zor şartlar altında bulundukları halde, Resulullah’a yapılan devlet başkanlığı tekliflerinin bile hepimizi bağlayan muhteşem bir örneklik sergilenerek reddedilişi ve hiçbir şartta şirk sistemiyle uzlaşmaya yanaşılmaması üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyoruz.

 

2 – Bugün geçerli olan anayasa, “neredeyse bütün maddelerine seküler, ulusalcı, Kemalist resmi ideoloji sinmiş, devletin niteliğini; “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” ve “başlangıçta belirtilen temel ilkelere (Atatürk ilke ve inkılaplarına) dayanan”, “laik”, “demokratik”, “sosyal” bir “hukuk” devleti olarak belirlemiş ve bu durum  “değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” kaydıyla mutlaklaştırılmış tâğutî bir anayasa hüviyetindedir. Bu Anayasa, başlangıç bölümünde “laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”nı, 24. maddesinde ise, kimsenin “Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma…” amacı güdemeyeceğini hükme bağlamış, İlâhî vahye dayalı anayasa ve yasa yapmayı reddedip suç saymış ve İslâmî hayat tarzını dışlamış olan şirke dayalı bir anayasadır. Bu sebeple, Müslümanlar olarak mevcut anayasayı da, onun şirke dayalı niteliğini koruyarak ve İlâhî vahye düşman hükümlerini muhafaza ederek yapılan kısmî değişikliği de meşru görmemiz, oyumuzla destekleyip sahiplenmemiz mümkün değildir.

 

3 – Referanduma sunulan değişiklik, bu anayasanın vahye aykırı, hatta karşıt olma niteliğini koruyarak, var olan oligarşik bürokratik despotizmi çok kısmî bir biçimde geriletmeye kapı aralama ile bazı hak ve özgürlükler alanında cüz’i değişiklikler yapmayı hedefleyen birkaç düzenlemeden ibarettir. Sonuçta, yapılan bu değişiklikler mevcut anayasanın içine monte edilecek ve daha önce var olan İslâm karşıtı maddelerle birlikte işlev görecektir. Mesela değişiklik paketinde yer alan maddelerle, egemen şirk sisteminin ilahlaştırılan kurumlarından olan Anayasa Mahkemesi ile HSYK, üye yapısı ve üye seçimi değiştirilerek yeniden yapılandırılmaktadır. Halkın “evet” ya da “hayır” oyları vermek suretiyle icra edeceği teşrî’ ile yeniden kurulan bu kurumlar, Allah’ın hükümleriyle değil, İslâm karşıtı laik ve Kemalist anayasa ve yasalarla hükmetmeye devam edeceklerdir. Kimi Müslümanların da oylarıyla onaylanan ve yeniden yapılandırılan AYM, çıkarılacak yasaları, mevcut İslâm karşıtı laik ve Kemalist anayasaya uygunluk açısından denetleyecektir.

 

4 – Sivillerin ve halkın tamamının yaptığı bir anayasa bile olsa ve özgürlüklerin önünü bugünkü değişiklikten de daha fazla açsa, temel haklara daha fazla riayet etse, yine de biz İlâhî vahyi esas almayan bir anayasaya oy veremeyiz. Gasp edilmiş bütün haklarımızı iade eden ve halkın sivil iradesinin ürünü olan liberal, demokratik, özgürlükçü laik bir sivil anayasa hazırlandığında da evet oyu verip desteklemeyi doğru bulmuyoruz. Allah’ın iradesini, anayasa ve yasa yaparken teslim olunması gereken nihai otorite olarak kabul etmeyen hiçbir anayasa düzenlemesini meşru göremeyiz ve asla oy vererek şirke dayalı teşrî’ye iştirak edemeyiz. Çünkü, ne kadar özgürlükçü olursa olsun, cahiliye toplumu tarafından, İlâhî vahyi dışlayarak hazırlanan sivil anayasalar da sonuçta, bilmeyenlerin hevasının ürünü seküler tâğutî anayasalardır. İster kısmî değişiklik, isterse bütüncül şekilde yeniden anayasa yapma olsun fark etmez.

 

Biz Müslümanlar, Allah’ın tüm kullarına tanıdığı temel hakların en mütekâmil güvencesi olacak ve tüm insanların, halkların imtihan dünyasında kendilerini özgürce gerçekleştirme imkânı bulabilecekleri adalet ve hukuk ortamını sağlayacak olan İlâhi vahye dayalı İslâm anayasasını savunuyoruz. Şiddete dayanmayan, merhameti, adaleti ve herkesin cennete gitmesi için çırpınışı temsil eden tevhidî davet, şahidlik ve eğitim çabalarımız sonucunda Kur’an’la toplumsal inkılabı hedefleyen tevhidî daveti temsil ediyoruz. Bilmeliyiz ki, ya Allah’ın vahyi, Kur’an’ın hükümleri ölçü alınarak meşru bir anayasa yapılacak ya da bunun dışında bilmeyenlerin heva ve zannının ürünü bütün anayasalar ne kadar özgürlükçü olurlarsa olsunlar tâğutî olmaktan kurtulamayacaklardır. Müslüman için, yasaları ve anayasaları yaparken, hukuku, hakları belirlerken; vazettiği hudut, ölçü, emir ve istekleri mutlak anlamda esas alınıp belirleyici kılınması gereken nihai otorite ve nihai hüküm sahibi sadece Allah’tır.

 

5 – Bugün içinde yaşadığımız toplum İslâmî bir toplum hüviyetinde değildir ve bu sebeple de güç laik kesimlerdedir. Bu yüzden, laik anayasalarını onlar yapacaklar ve bizim de Rabbimizce lütfedilen fıtri, insani temel haklarımızı güvence altına almak sorumluluğunu taşıyacaklardır. İslâmî sistemde gayrimüslimlere tanınan bütün hak ve özgürlükleri, onların da laik sistemlerinde bize tanımalarını isteyebiliriz. Ancak bu konuda yapılacak görece olumlu değişiklikler hatırına laik anayasalarının yapılmasına iştirak edemeyiz. Bizim tevhidî davetimize toplum icabet eder ve özündekini değiştirirse, o zaman İslâm toplumu oluşacak ve Allah da toplumun siyasi durumunu değiştirecektir. Bu durumda İslâmî toplum, yapacağı İlâhî vahye uygun anayasada, Müslüman olmayan tüm kesimlerin, hepsinin de Rabbi olan Allah’ın lütfettiği temel haklarını tek taraflı olarak tanıyıp güvence altına alacaktır.

 

6 – Bizler, Kur’an’la toplumsal dönüşümü hedefleyen tevhidî davetçiler olarak, referandumda ortaya çıkan, zulumatın/karanlıkların “hayır ve boykot” çizgisindeki koyu tonlarından da, “evet” çizgisindeki görece özgürlükçü gri tonlarından da çok ilerdeki bir konumu, Kur’an’ın aydınlığını temsil sorumluluğunu taşımakta ve insanları bu aydınlığa davet etmekteyiz. Sistem içindeki değişim mücadelesinde, değişime karşı çıkan statükonun “hayır”cı zalim temsilcileriyle, görece özgürlükçü kesimlerini aynı kefeye koymasak da, bizatihi şirk anayasasını fiilen yapmaya katılamayız. Sistem içi görece özgürleşmeyi temsil eden “evet” oylarının fazla çıkmasını, zalim statükonun sürmesini, darbe anayasasının devamını temsil eden “hayır” oylarına galip gelmesini halk açısından sistem içi görece olumluluk olarak değerlendirmekteyiz. Bu durumu, tevhidî bilinçten yoksun halkın görece adalet ve özgürlük arayışı olarak değerlendirmekle beraber, İlâhî vahyi dışlayan bir yöntemle söz konusu değişimi yasalaştırmayı sistem içi değişimcilere bırakmalıyız. Çünkü tevhid davetçileri olarak bizler, görece özgürlük arayışıyla zulümatın/karanlıkların (şirkin) koyu tonlarından kaçarak gri tonlarına gelen bu iyi niyetli kitleleri, hakka dayalı adaleti ve gerçek özgürlüğü bulacakları Allah’a teslimiyete (tevhide) ve Kur’an’ın aydınlığına çağırma konumundayız. İşte bu özgün konumumuzu ve tevhidî çağrımızı her şartta koruyarak, her vesileyle bir daha gündemleştirmeye çalışmalıyız.

 

7 – Egemen zalim sistemin darbe anayasasında kısmî bir değişiklikle despotizme çok cüz’i de olsa geri adım attırarak, sistemi görece özgürlükçü gri bir kulvara taşımak isteyen değişiklik çabalarına bile karşı çıkıp “hayır” kampanyası yapanlar, ne pahasına olursa olsun statükoyu sürdürmek isteyen zalimlerdir. Sistemi benimseyip de sistem içi değişime “hayır” diyenler, temel hak ve özgürlükleri yok eden ve oligarşik kurumları, bürokratik zorba kadroları halk iradesine egemen kılan despot darbe anayasasını ısrarla sürdürmek isteyenlerdir. Ergenekonvari derin devlet çeteleri, faili meçhulcüler, işkenceciler ve derin devlet katilleri ile statükonun ve resmi ideolojinin bağnaz savunucusu olan, asker ve yargı bürokratlarının halk iradesi üzerindeki vesayetinin devamından çıkar uman siyasi partilerdir. “Boykotçu”lar ise, “hayır”cılar gibi laik seküler tâğutî sistemden yana oldukları halde, yapılan değişiklikte kendi talepleri dikkate alınmadığı için sandığa gitmeme çağrısı yapanlardır. Şirk anayasasında görece özgürleşmeyi ve despotizmi kısmen geriletmeyi isteyen sistem içi değişimciler ise “evet” çağrısı yapmaktadırlar.

 

“Hayır”cıların bu derece kötü bir konumu ve despotizmin, zulmün devamını, halka ve değerlerine ihaneti temsil etmelerinden, değişikliğin de görece bir özgürleşmeyi temsil ediyor olmasından etkilenerek, tevhid davetçilerinin de “evet”çi safa eklemlenmesi doğru değildir. Bizler Kur’an davetçileri ve vahyin şahidleri olma sorumluluğunu omuzlarında taşıyan muvahhidler olarak, mevcut anayasasının şirke dayalı niteliğini koruyan ve İlâhî vahyi esas almayan değişikliğe “hayır” ya da “evet” oyu vererek teşrîî işlev görmeye, yani yasa yapmaya iştirak edemeyiz. Aksi bir tutum, temel tevhidî ilkelere aykırı olmanın yanında, tebliğin muhatabı olan halka daha sonraki süreçte tevhidî daveti götürmede zaaflı ve tutarsız bir duruma düşülmesine de yol açar.

 

8 – Bizler, Kur’an’ın karanlıklardan aydınlığa, sömürü ve zulümden adalete ulaştıracak ve âhirette kurtuluşa taşıyacak mesajının belirlediği özgün, örnek konumda bulunmak sorumluluğunu taşımaktayız. Cahiliye inanç, ideoloji ve sisteminden berâetimizi ilan ederek, Resulullah’ın ve eğittiği ilk neslin örnekliğinde çağımızın Kur’an toplumunu oluşturmayı ve bu tevhidî ümmet nüvesinin öncülüğünde ümmeti vahiy ölçüleriyle yeniden inşa etmeyi ve İslâmî adalet sistemini kurmayı temsil bilinciyle hareket etmeliyiz.

 

İşte bu tespit ve hatırlatmalarımızın ışığında, bütün tevhidî uyanış öbeklerini ve başta öncü İslâmî şahsiyetler olmak üzere bütün davetçi Müslümanları, özgün İslâmî konumumuzu terk edip sistem içi değişime eklemlenme riskinden korunmaya, taktik ve konjonktürel tutumlarla tevhidî stratejik yürüyüşümüze zarar vermemeye çağırıyoruz. Tâğutları reddetmek, Allah’ın hükmüyle hükmetmek gibi vahyî ölçüleri, tevhidî ilkeleri ve halkın, ezilenlerin kurtuluşu için tek alternatif olma anlayışını ve bununla tutarlılık arz eden özgün konumu her şartta korumaya çağırıyoruz. En şerefli görev olan tevhidî davetle yetinmeye ve Kur’an davetçiliği kimliğimizi gölgeleyecek olan, sistem içine ve sistem içi değişime dair davetlerden uzak durmaya çağırıyoruz.

 

 

Ahmed KALKAN (Basiret Dergisi) - Ahmet Turgut ULUCAK (Vuslat Dergisi)

Ahya ARAS (İktibas Dergisi) - Ali KAÇAR (Genç Birikim Dergisi) – Ali YACEL (KALEM-DER) – Bülent KOCA (İLKAV) – A.Burak BİRCAN (İktibas Dergisi) - Coşkun UZUN (İslami Düşünce Enstitüsü) – Faruk KÖSE  (Yazar) – Ferid AYDIN (Yazar) – Hakan AKSU (HAY-DER) – Halim YAZICI (Endülüs Derneği) – Hamza ER (Basiret Dergisi) – Harun ÜNAL (Basiret Dergisi) – Hüseyin ALAN (ÖZGÜN-DER) – Mehmet PAMAK (İLKAV) - Mevlüt AKBAL (BİRNESİL-DER)Murat Kurtuldu (Kur'an Nesli Dergisi ) - Mustafa TERZİOĞLU (Asır Derneği) – Necmettin IRMAK (İnsan Eğitim Derneği) – Ömer EKŞİ (Gençlik Derneği) – Rukneddin USTA (HAK-DER) - Sabiha Ateş ALPAT (ZEYNEP-DER) – Şükrü HÜSEYİNOĞLU (Kur’an Nesli Kültür Merkezi) – Yakup DÖĞER (Kardeşlereli Derneği)

Bu yazıya toplam (12) yorum eklenmiştir.
fERHAT KORKMAZ
12 Ekim 2011 Çarşamba 20:13
bU DAVETÇİ MÜSLÜMANLAR KİMMİŞ?
Bu bildiriyi yayaınlayanlar güzel ve doğru bir şey yapmışlar fakat kendi içlerindeki çelişkiden de kurtulabilmiş değiller. Referanduma katılmayı şirk Anayasasına katılma olarak değerlendirenlerden bazıları biribirini Roma ordusuna asker olmakla öbürleri de bunları Selefilikle suçlamıştı. Şimdi elele kolkolalar. Bir diğeri de bir kitap yazıyor; Anyasal seçimlere katılamanın şirk olduğunu söylediği halde kırık dereden su getirip bunu yapanlara müşrik demediğini ispatlamaya çalışıyor . Gerçeten bu bazıları ne yapmak istiyor? ,
Şirk ve küfr olan bir söz ve ameli kişi iradesiyle söylüyor ve yapıyorsa o kişi gerçekten müşrik veya kafirdir. Fiil şirk ve küfürdür ama sahi,bine müşrik ve kafir diyemeyiz ne demektir? Bu düşüncenin esası Kur'an ve Sünnet midir?
Önce Birbirlerini Roam ordusuna asker yazılmakla suçlayanlar bunu8n Kur'an2ın hükmüne göre ne olduğunu Davetçi Müslümanlara açıklasınlar. salonlarda ömür geçiren salon Devetçileri.
faydaeker
23 Eylül 2010 Perşembe 11:56
cafer kardeş sağol
şirk .tağut diyen çoğu arkadaş islamın isinden habersiz.
Coşkun Uzun
16 Eylül 2010 Perşembe 08:08
Suyu İçmeden
Ve Aleyküm Selâm ve Rahmetullahi ve Berekatühü, Abdi Kardeşim Teşekkürler!
cafer demir
15 Eylül 2010 Çarşamba 22:55
yapmayın arkadaşlar
Allah Rasulü'nün Bizans ile İran savaştığında Bizans'ın yenilmesine üzüldüğünü, Hristiyanların Mecusilere galip gelmesi için dua edip onları desteklediğini, bir peygamber olarak tahrif edilmiiş ve mülga bir dinin mensuplarının galibiyeti için dua ettiğini bilip de mücadele biçimlereini onaylamasak da siyasi alanda mücadele eden KARDEŞLERİMİZİ, yani müslümanları desteklemekten çekinenleri, üstelik onları müşriklere biat etmekle itham etmeyi anlamak mümkün mü? yazık... çok yazık...
Abdi keçeli
11 Eylül 2010 Cumartesi 19:10
SUYU İÇMEYENLER
Suyu içmeden (nemalanmadan,menfaat gözetmeden,bütün seküler çıkarları Allah adına ellerinin tersi ile itip ve zalime dur diyebilmek için)ırmağı geçenlerin duaları ile sizleri selamlıyorum.
“Rabbimiz,üzerimize sabır yağdır ayaklarımıza sebat ver,bu kafir topluma karşı bize yardım et ve zafer ver dediler.2/250” selam olsun tüm tevhid erlerine.
Bülent Şahin Erdeğer
03 Eylül 2010 Cuma 12:03
Dil Problemli
Murat Aydoğdu Kardeşmin Herşeye Karşı Çıkma Sendromu ve Referandum ( http://www.haksozhaber.net/author_article_detail.php?id=17150 ) başlıklı makalesi neden Kemalist oligarşinin geriletilmesi için insiyatif almamız gerektiğini çok iyi anlatıyor.

Lakin, ben bu tartışmada kullanılan dili sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum.
İslâmî kimi kavramları böyle anlayabiliriz. Bu boyutıyla değerlendirebiliriz. Ancak İslam düşünce dünyasında halen tartışılmakta olan Tevhidin mahiyeti, Demokrasi'nin konumu ve sınırları gibi konularda tek bir yorumsamayı mutlaklaştırıp tüm Müslümanları bu yorumla yargılayıcı bir dil inşaâ etmek doğru bir yaklaşım olmaz.

Merhûm Kutub'un taslak bir metin olarak ulaştığı bilinç devresi Şehid olması sebebiyle olgunlaştırılmayı beklerken onun kimi konulardaki yaklaşımlarını İslâm'ın muhkem nassı imiş gibi algılamak ta ikinci bir yanılgıya sürükleyecektir bizleri.

Bugün İslam dünyasında bahsini ettiğim klasik ve modern kavramlar üzerinde anlam ve mahiyeti üzerinde tartşmalar yapılmaktadır. Bu tartışmlar yokmuş gibi davranmak beraberinde totaliter ve buyurgan bir söylemi getirmektedir.

Örneğin Demokrasi'nin tanımı, İslami Kimliğin Demokrasi karşısındaki tutumu, kırmızı çizgileri, olumladığı ve olumlamadığı yönleri konusunda Malik b. Nebi'den, Ali Şeriati'ye, Fadlullah'tan, Tarık Ramazan'a, Muhammed Abduh'tan, Muhammed Ammara'ya, Hasan Turabi'ye, Karadavi'ye ve Mevdudi'ye kadar pek çok İslam düşünürünün ufuk açıcı yaklaşımları mevcuttur.

Bu sebeple "Türkiye'li Müslümanların çoğunluğunun Türkiye'deki öncelikli tehditin Oligarşik düzen olduğu bu sebeple oligarşinin çözülmesi/geriletilmesi için atılan bir adıma aktif destek olunması gerektiği"ni savunuyor oluşunu İtikâdî düzleme taşımak ve burada Tevhid-Şirk çatışmasında mahkum etmek doğru bir dil ve y
Alaadin
02 Eylül 2010 Perşembe 22:17
durusunuza selam olsun
o kadar bunalmistim ki ilk defa haksözde okudum bu açiklamayi bana yalniz olmadigimi duyarli mümin kardeslerimin seslerini duyurmalari demek ki yalniz degiliz bu dünyada allah razi olsun sizlerden kardeslerim bende imzami atiyorum bu açiklamaya bir gemi dolusuda olsa gurur duyuyorum mümin kardeslerimle satmayan satilmayan eksenleri kaymayan yigit kardeslerim beni cok sevindirdiniz rabbim yar ve yardimcimiz olsun Sükürler olsun Rabbim sana selam ve saygilarimla
mesut tahir
02 Eylül 2010 Perşembe 10:33
?(düzeltme)
Dün yaptığım yorumdaki bir cümlem düşük olduğu için aşağıdaki şekilde düzeltmeliyim: "Planlı-programlı ve uzun soluklu çalışmaların neticesinde ulaşılabilecek projelerimiz, çözüm önerilerimiz ve planlarımız olmadan müslümanları "korku ve tedirginlik" psikolojisine sürükleyen hisli yazıların faydası olacağına inanmıyorum"

Ayrıca kastımın daha iyi anlaşılması için, yazılanlardaki samimiyet ve kararlığı takdir etmekle beraber, yalnızca "ilkeler"den bahsedilmesinin yeterli olmayacağını belirtmeliyim. İlkelerin ete kemiğe bürüneceği, toplumsal maslahatı somut veriler ışığında değerlendirip sahici ve köklü çözümler üretebilecek, beğenmediği yahut istemediği şeyin yerine daha makulünü(bundan kastım vahye yaslanan alternatiflerdir) öneren ve bunların uğrunda canını ve malını seferber eden bir mekanizma inşa etmek; bunun çabasını ve sorumluluğunu yüklenmektir. Zira bu daha zahmetli bir iştir ve daha da gereklidir...
mesut
01 Eylül 2010 Çarşamba 14:05
yani..?
bu dernek yetkililerine sormak isterim; ortada "vahiy"den ilham alınarak hazırlanmış kanun maddeleriniz, yasa yahut anayasa taslaklarınız veya bir sivil örgütü olarak TBMM'ye/ilgili birimlere vs. tavsiye edebileceğiniz teklifleriniz var mıdır? "İnsanlığın hayrına çıkarılmış bir ümmet" olma azminde olanların, bu istikamette, bu toplumun ve halkının hayrına olabilecek yasal, hukukî veyahut da yönetmelik düzeyinde dişe dokunur çalışmaları var mıdır? BIrakınız devleti, müslümanların sahip oldukları şirketlerde bile tağutlaşan(Alah'ın kullarının hakkını yiyen ve böylece O'nun hudutlarını çiğneyen) patronlara ve yönetmeliklerine karşı hangi mücadeleyi yürütüyoruz sormak isterim? Plansız, programsız ve uzun soluklu çalışmaların neticesinde ulaşılabilecek projelerimiz, çözüm önerilerimiz ve planlarımız olmadan müslümanları "korku ve tedirginlik" psikolojisine sürükleyen hisli yazıların faydası olacağına inanmıyorum. Lütfen, "sorun"a temas ettiğiniz gibi "çözüm"e de; ama anlaşılır ve ilk elden yapılabilecek "gerçekçi" çözümlerden bahsedin.

Tüm müslümanları çok sevdiğimi beyan eder; hassasiyetiniz için teşekkür ederim. selam ile...
mbozac
31 Ağustos 2010 Salı 21:04
imzza
demek ki iktibas imzası yeri ve zamanı geldiğinde kullanılabiliyormuş!
mbozac
31 Ağustos 2010 Salı 20:59
çağrı
çağrınız inşaallah müslüman gönüllerde makes bulur...bu hatırlatma belki fayda verir..
Ramazan Kurban
31 Ağustos 2010 Salı 15:56
Tebrik ve Teşekkür
Selamünaleyküm,
Bu metnin bize ulaşmasındaki her an ve aşamalarda emeği geçen kardeşlerden, hocalardan, abilerden Allah razı olsun.

Esaslı, okkalı, onurlu bir duruş ve ifade olmuş, helal olsun size!

Allah yolunuzu açık etsin, mücadelenizde ve yürüşünüzde sizleri muzaffer kılsın.

Tam zamınıydı, iy oldu bu açıklama!
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C