Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ali Bulaç: ‘CHP’ye oy veririm’
30 Ağustos 2010 / 08:06
Ali Bulaç’ın yazısında başörtüsü konusunda yaptığı doğru bir tesbit bulunuyor: “Bu yasak küresel bir projenin parçası olan bir yasaktır.”

Yazının sonunda yapılan bu değerlendirme, yazının başından sonuna kadar CHP’den beklenen, aslında siyasi platformda çözülmesi umulan, başörtüsü yasağının, buralarda çözümünün aranmasının ne kadar yanlış olduğunun da ispatı. Yasak belli amaçlar doğrultusunda uygulanmakta.

Siyasi bir partinin bunu çözmesi de mümkün değil iken (ki bu siyasi düzen içerisinde başörtüsü yasağını kaldırarak bunun kaymağını yemek istemeyecek bir parti düşünülemiyor) bir partiyi bu soruna ‘samimiyetle’ yaklaşarak çözmesi karşılığında, İslami hiçbir özelliği bulunmasa da, desteklemenin ne derece İslam’a uygun olduğu, İslami hedeflerle örtüştüğü yazıda açıklanmıyor.

Ama görünen o ki Bulaç’ın yazısı sistem içerisinde çözüm arayışlarının getirdiği nokta açısından örnek bir durum teşkil ediyor.

CHP’ye oy vermek!

Ali BULAÇ-ZAMAN

Başörtüsü konusunda samimi olması halinde CHP'ye oy verebileceğimi söyledim.

Tekrar edeyim: "CHP'ye oy veririm".

Ancak bir şartla. Sorunu kökten çözmesi. CHP'nin "samimi ve inandırıcı olması"ndan "kökten çözüm"ü anlıyorum. Önce başörtüsü sorununu çözecek, sonra ben de ona oy vereceğim. Söz! Ayrıca belirtmeye gerek yok ki, bu söz milletvekili genel seçimleri içindir, önümüzdeki 12 Eylül halkoylamasıyla ilgili değildir. Defalarca 12 Eylül'de oyumun "evet" olacağını açıkladım.

Eğer günün birinde sahiden CHP başörtüsü sorununu çözme iradesini gösterirse, bunu "kayıtsız-şartsız, pazarlıksız" yapması gerekir. Yani başörtüsünün serbestçe takılmasına herhangi bir kısıtlama getirmeyecek. Çünkü temel dini haklar pazarlık konusu yapılamaz; ya tanırsınız ya da yasaklarsınız. Kalıcı ve köklü çözümün ana çerçevesi şudur:

1) Başı örtmek büluğ çağındaki reşit kızların ve kadınların bireysel tercihlerine, büluğ çağından küçük kızların ise ailelerinin inisiyatifine bırakılmalı.

2) İlköğretimden üniversiteye kadar isteyen başını örtmeli, isteyen açmalı.

3) "Hizmet alan-hizmet veren" ayırımı yapılmamalı. Bir başörtülü -ve elbette başı açık- ehliyet ve liyakat sahibiyse istediği işe girebilmeli; milletvekili, doktor, öğretmen, hakim veya şirket yöneticisi olabilmeli.

4) İnsanların giyim kuşamlarına, pardüse, çarşaf veya başı açık olmalarına kamu otoritesi karışmamalı, devlet bu konularda herhangi bir düzenleme yapmamalı. Bu tamamen bireylerin ve ailelerin dinî inançlarına, fıkıh anlayışlarına, dünya görüşlerine, felsefi kanaatlerine bırakılmalıdır.

Samimi, gerçekçi ve ikna edici olduğu takdirde CHP'nin bu sorunun çözümünde etkili olacağını düşünüyorum. Bu da iki şekilde olur: 1) Tek başına iktidara gelmesi durumunda -yakın vadede bu zayıf bir ihtimal gibi görünüyor-, 2) AK Parti, MHP ve BDP'yi kendisi böyle bir çözüme çağırır, öncülük edebilir.

Bu sorunun çözümü Türkiye'yi rahatlatacaktır, siyasi haksız rantları ortadan kaldıracaktır. Ve elbette eninde sonunda bu ülkede kızlar ve kadınlar dinlerinin hükümlerine göre özgürce ve gönüllerine göre yaşayacaklardır, bunun mücadelesi sürecektir. Ama CHP ve yasakçıların bilmesi gereken bir gerçek var: Bu yasağın en büyük acısını eşleri başörtülü siyasiler, bürokratlar ve zenginler değil, yoksul halkın çocukları çekiyor. Yoksul aileler çocuklarını okutmak için yurtdışına gönderemiyorlar, o kadar şanslı değiller. Derin bir meşruiyet ve mahcubiyet duygusu içinde kızlar perukla veya okul kapılarında başlarını açmak zorunda kalsalar bile iş bulamıyorlar, iş bulsalar da eziliyorlar, sömürülüyorlar: Onlara eksik ücret ödeniyor, çirkin teklifler yapılıyor. Çünkü çaresizdirler. Hatta artık başarı merdivenlerinde yükselen muhafazakâr erkeklerin tercihi bile değiller. Başörtüsü mücadelesi vererek başarı kazananların bir bölümü başı açık eş tercih ediyor, bazıları eşlerinin başlarını açıyor. Rahmi Koç'un holdinglerinde uyguladığı ayrımcılık (apartheid) her kademede sürüyor.

Dahası, bu zalimane uygulama sürdükçe, başörtülülerin haklarını savunan profesyoneller dini Protestanlaştırıyor, tanınamaz hale getiriyor, ailenin ve toplumun çözülmesine sebep oluyorlar. Onlar da başörtüleriyle belli yerlere geldikten sonra, geriye dönüp eski mahalle sakinlerine, asli dinî hükümlere istihfafla bakıyorlar.

CHP bu sorunu çözer mi? Parti içinde siyasi mülahazalarla, oy kaygısıyla çözmek isteyenler var, bu ayıp değil, suç da değil. Ama ulusal ve küresel derin bir güç var ki, her seferinde buna engel oluyor. Başbakan Erdoğan "Bu sorunu çözmeye senin gücün yetmez" derken belki bunu ima ediyordu. Bilmemiz gerekir ki, bu basit bir yasak değildir, yasağın üçlü ayağı Washington, Brüksel ve Ankara'dır. Bu, küresel bir projenin parçası olan bir yasaktır. Ama bu işe CHP kararlılıkla evet derse, diğer partilerin de desteğiyle bu sorun çözülür.

Çarşamba günü CHP'nin özellikle, değerli bilim adamı Prof. Sencer Ayata'nın teklifi üzerinde durmaya çalışacağım.

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
nco
30 Ağustos 2010 Pazartesi 15:25
sende mi!
eskiden çizgi filmleri çok izlerdim bu filimlerde oyalandığını gördüğüm çocukların kafsındaki çizgi filim karakterinin biri aklıma geldi 'sende mi birütüs' bu kitabdan sende haberdarsın nisa 60.
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
7 / 12 °C
Hakkari
-5 / 8 °C
İstanbul
8 / 17 °C
İzmir
9 / 17 °C