Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Siyasi kaostaki derin anlam
30 Ağustos 2010 / 07:26
Balyoz iddianamesi, 102 subay hadisesi, Hasan Iğsız meselesi ve en önemlisi YAŞ kararları…

Ali BAYRAMOĞLU-AKSİYON

 

Tüm bunların 15 günlük bir süreye sığması ve ülkeyi birkaç hafta sonra önemli bir referandumun bekliyor olması, nasıl bir süreçten geçtiğimiz kadar mevcut siyasi hararetin de açık bir kanıtı.

 

Son yazımızda, iki hafta sonra görüşmek üzere demiştik. İki hafta doldu. İki hafta deyip geçmemek gerek. Bu iki haftada yaşananlar, Türkiye’deki siyasi gelişmeler, ortalama bir Batı ülkesinin üç-dört yılını, belki daha fazlasını alırdı.

Bu on beş gün içerisinde Balyoz iddianamesi, 102 subay hadisesi, Hasan Iğsız meselesi ve en önemlisi YAŞ kararları hem kendi başlarına ciddi güç mücadelelerine işaret ettiler hem de ülkenin yaşadığı değişim sürecinde önemli kilometre taşları oluşturdular.

Tüm bunların 15 günlük bir süreye sığması ve ülkeyi birkaç hafta sonra önemli bir referandumun bekliyor olması, nasıl bir süreçten geçtiğimiz kadar mevcut siyasi hararetin de açık bir kanıtı.

Ancak dikkat…

Siyasi hararet sözcüğü içinde gündelik sıcak çekişmeler, sert rekabetler varsayılır.

Ve sıkça bu çerçevede alınan sıcak, günlük çekişmelere ilişkin tavırlar burnunuzun dibinde duran, elinizle ittirmeye çalıştığınız dev bir sütuna benzeyen nesnenin bir fil ayağı olduğunu anlamamızı engeller.

Fili görmek ya da sütunun bir ayak olduğunu kavramak için bir adım geriye atmanız gerekir. Bir adım geriden bakmak tüm cepheyi, tüm sahayı görmenizi sağlar.

Stratejik algı böyle ve bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şeydir.

Şimdi bir adım geri çekilelim ve olup bitene bakalım…

Bu mesafeden yaşananları iki maddede özetleyebiliriz…

1- Değişim süreci hızlanıyor ve derinleşiyor,

2- Değişim etrafında yaşanan kavgalar sertleşiyor ve kutuplaşmayı artırıyor.

O zaman bugüne ilişkin siyasal bir analiz, bu iki noktayı birlikte ele almayı, birine bakarken diğerini gözden kaçırmamayı ya da birini diğerinin altına süpürmemeyi gerektirir.

Birinci maddeyle, değişim süreciyle başlayalım analize…

Değişim süreci hızlanmaktadır, zira geçtiğimiz on beş gün, demilitarizasyon ve sivil kurumlaşma yolunda önemli ve kalıcı gelişmelere tanıklık yapmıştır.

102 subay olayı bu açıdan ilk göstergedir.

Balyoz davasında adliye önce tutuklanmasına karar verdiği, sonra serbest bıraktığı 102 subayı sanık olarak yargılamaya başladı. Bu subaylar darbeye kalkışmak suçuyla yargılanıyor. Aralarında emekli iki kuvvet komutanı, genelkurmay başkan yardımcısı ve emekli ordu komutanları bulunuyor. Aralarında hâlâ görevde olan koramiral ve korgeneraller, tümgeneral ve tuğgeneraller bulunuyor.

Bu gelişmenin bir kilometre taşı olduğunu kabul etmek gerekir. Kilometre taşı olmasının bir nedeni, darbe girişimlerinin ilk kez bu denli açık bir iddianameyle sivil mahkemeler tarafından ele alınmasıdır. Ancak kabul etmek gerekir ki bu yargı hamlesi aynı zamanda mevcut bir tehlikenin bertaraf edilmesini, bir tasfiyeyi de içermektedir. Nitekim kendi anayasal düzenine, kendi toplumuna, onun seçtiği parlamentoya karşı darbe hazırlıklarına karışma iddiasıyla yargılanan askerler hâlâ Kuzey ve Güney Deniz Saha Komutanlığı, kolordu komutanlıkları gibi Türkiye’nin en kritik ve üst düzey askerî noktalarını kontrol ediyor, görevlerini sürdürebiliyordu.

Bu durumda şu sonuca varmakta beis yoktur:

102 subay meselesi, askerin vasi rolüne ve müdahaleci zihniyetine, bunlar üzerinde askerî bünyeye vurulmuş en ağır sektedir. Tersten ifade edecek olursak bu karar, Türkiye’de demilitarizasyon sürecinde şimdiye kadar atılmış en önemli ve ciddi hukuki adımdır.

Açıktır ki 2010’da ne emekli orgeneral rütbesi ne muvazzaf korgeneral rütbesi sahiplerini koruyucu işlev görebilmektedir. Kenan Evren hakkında iddianame hazırlayan savcıların hayatının karartıldığı, Kara Kuvvetleri Komutanı’nın adı geçtiği için iddianame sahibi savcıların meslekten men edildiği günler artık gerçekten geride kalmıştır.

Keza askerin kendisini, fiilî güçle veya meydan okuyarak ya da askerî yargı üzerinden korumaya aldığı, keyfî davranışlarına yasal kulp uydurduğu dönemler arkamızda kalmıştır.

Değişimin derinleşmesine yönelik diğer göstergelere geçelim…

Bir süredir Türkiye’de asker-sivil ilişkileri konusunda yaşanan gelişmeler ve bunların siyasi sivil sonuçları bir zincirin halkalarını andırıyor. 27 Nisan e-muhtırası nasıl 22 Temmuz seçimlerinde ortaya çıkan tabloyu tetiklediyse ya da Ergenekon davası ile orduda kendiliğinden tasfiye süreci nasıl iç içe giriyorsa, bugün de öyle oluyor…

Bu gelişmelerin her biri, “Türkiye kamuoyunun değişim süreci hakkında ara karar alacağı 12 Eylül Referandumu”na etki edecek ve bu referandumun sonuçlarına göre hızlarını yeniden belirleyecek gelişmeler…

Ve bu gelişmeler arasında anlam bakımından ciddi paralellikler var.

Nitekim değişim, özellikle sivilleşme süreci açısından 102 subay meselesinin yanındaki en önemli ve miladi nitelikli gelişme, 4 Ağustos Yüksek Askerî Şûra toplantısı, krizi ve kararlarıydı.

Nasıl?

Şöyle:

Birçok askerî nitelikli rejimde olduğu gibi Türkiye’de de sivilleşme süreci üç ayak üzerinden yürütülmektedir.

Bunlardan birincisi yasama ayağıdır. Bu çerçevede mevzuattaki vesayet maddeleri ve kanunları temizlenmekte, askerin sivil otoriteye bağlı olmasını sağlayacak düzenlemelere gidilmektedir. Alınacak daha bir hayli yol olmasına rağmen Türkiye bu konuda önemli bir mesafe katetmiştir.

İkinci ayak şüphe yok ki yaptırım ve yargı ayağıdır. Yargının askerin siyasi çıkışlarına yönelik yaptırım getirmesi, askerî vesayeti bir suç alanı olarak tanımlaması ve somutlaştırması kadar, bir zihniyet değişimini ve bir doğal tasfiye sürecini tetiklemesi açısından da askerî rejimlerden çıkış için son derece önemlidir.

Ergenekon davaları ve türevleriyle de (sorunlarına rağmen temel olarak) bu mekanizma harekete geçmiştir.

Üçüncü ayak siyasi irade ve idari tasarruf ayağıdır.

Bizim öykümüzde bugüne kadar bu ayak oldukça zayıf kalmıştı. Tek anlamlı örnek EMASYA Protokolü’nün kaldırılması olmuştu.

4 Ağustos YAŞ toplantısı ve kararları, idari tasarruf ve siyasi iktidarın gücü ve alanına sahip çıkması açısından ikinci önemli hamledir. Bu yolla askerî otoritenin kanunların önüne geçen fiilî durumlar ve yorumlarla kendisini denetime kapaması ve özerk bir yapı olarak davranmasının önüne geçilecek ilk somut adım atılmıştır.

Öncelikle YAŞ kanununu yeniden okuyarak yerine oturtmuştur. YAŞ’ın, kendi yasasında da hükme bağlandığı gibi görevi “görüş bildirmek” ile sınırlı istişari bir organ olduğu teslim edilmiştir. Ve YAŞ’ın, terfi ve atamalar konusunda nihai karar organı olmadığı tescil edilmiştir. Askerî otorite, sadece kuvvet komutanlıkları düzeyinde değil, her aşamada siyasi iktidarın onayına ve kararına tabi kılınmıştır.

Ardından, Balyoz davasında yargılanan subaylarla ilgili kısmi ancak önemli bir tasfiye süreci devreye sokulmuştur.

Bu kapsamda ve bu çerçevedeki gelişmeler Türkiye tarihinde ilktir ve geçici olmaktan çok ilkesel bir görüntü sergilemektedir.

Evet,  değişimde derinleşme böyle yaşandı, yaşanıyor…

Değişim çatışmasında kesifleşmeye gelince…

O da haftaya…

 

DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
8 / 12 °C
Hakkari
-2 / 8 °C
İstanbul
11 / 16 °C
İzmir
9 / 17 °C