Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Diyanet: 'Tereddüt uyandırmayın'
25 Ağustos 2010 / 18:09
Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır’ın Diyanet İşleri’nin takvim seçimine itiraz ederek “takvimler hatalı olduğu için 40 dakika fazla oruç tutuyoruz”, "Bir an önce bu büyük hatadan dönülmeli, Müslümanlara ve İslam’a yapılan bu zulme son verilmelidir." sözlerine

Türkiye’de din işlerini düzenlemek üzere devlet tarafından kurulmuş olan Diyanet İşleri Başkanlığı, vakitlerin İslam’da herkesin kolaylıkla tesbit edebileceği alametleri esas aldığını belirterek başladığı açıklamasında, aslında bunun o kadar kolay olmadığını, şehirdeki puslu hava yüzünden imsakın gerçek vaktinin hesaplanamayacağı, bu yüzden Diyanet İşleri’nin 18 derece ile hesaplanan astronomik tan’ı esas aldığını bildirildi.

 

İslam’ın herkes tarafından kolaylıkla yapabileceği ve Kur’an’ın emrine de uygun olan gözlemleme faaliyeti Diyanet tarafından engellenerek “Şafağın izlenmesi, usulüne uygun olarak yapılabildiği takdirde bir anlam ifade eder.” denildi. Açıklamada “40 dakika fazla tutuyoruz” yorumuna atıfla “Usulüne uygun yapılamayan gözlemlerle, namaz ve oruçla ilgili vakitler konusunda tereddütler uyandırmak doğru değildir.” iddiasında bulunuldu.

 

Devletin insanların hayatına müdahale eden, siz yapamazsınız diyerek onlar adına düşünüp karar verme tavrı, Diyanet’in açıklamasında da belirgin şekilde ortaya çıkıyor. Oysa ki şafağı gözleyin emri bile İslam’ın Müslümanlara duyduğu güveni ve vazettiği uygulamaların evrenselliğini yansıtmakta, oruç ayının başlangıç ve bitişi gibi, orucun da başlangıç ve bitişinin müslümanlar tarafından takib edilmesi toplumun İslami hassasiyetlerini artırmaktadır.

 

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan açıklaması şöyle:

 

İmsak Vakitlerinin Belirlenmesi Usulü ile ilgili açıklama

 

İslam dininde ibadet vakitleri belirlenirken herkesin kolaylıkla tespit edebileceği bazı astronomik ve atmosferik alametler esas alınmıştır. Sabah doğu ufkunda şafağın belirmeye başlaması/fecr, güneşin doğuşu, güneşin öğleyin tepe noktasına gelip batıya meyletmeye başlaması, gölgelerin fey-i zevalden hariç bir misli veya iki misli olması, güneşin batması, batı ufkunda akşam şafağının kaybolması... gibi dünyanın kendi ekseni etrafında dönmesinden kaynaklanan bu tür alametler fark edilebilir ve kişi ibadetlerini buna göre yapabilir.

Nitekim takvim ve saatin bulunmadığı dönemlerdeki uygulama böyle idi. Ancak günümüzde namaz ve imsak vakitlerinin saat ve takvimle belirlenmesinin, şafak ve fecr gibi atmosferik alametleri gözlemekten çok daha kolay hale geldiği de bir gerçektir. Özellikle şehir hayatında insanların söz konusu astronomik ve atmosferik olguları gözlemesi oldukça zordur. Ayrıca aynı yerleşim birimi veya coğrafyada yer alan Müslümanlar arasındaki birliğin sağlanması bakımından da vakitlerin hesapla belirlenmesine ihtiyaç olduğu açıktır.

Namaz ve oruç gibi ibadet vakitleri İslam fakih ve astronomlarının incelemeleri doğrultusunda asırlardır hesapla belirlenmektedir. Astronomi ilmindeki gelişmelerle günümüzde bu hesaplar daha dakik bir şekilde yapılabilmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı da, namaz ve oruç ile ilgili vakitleri hesapla belirlemektedir.  Hz. Peygamberin açıklamaları ve bu bağlamda İslam âlimlerinin içtihatları, söz konusu hesaplarda esas alınacak şer’î ölçülerin temel dayanağını teşkil etmektedir.  

Kur’ân-ı Kerim’de imsak vakti şu şekilde anlatılmaktadır: “…Şafağın beyaz ipliği-aydınlık- siyah iplikten –karanlık- ayırt edilinceye kadar yiyin için…” [el-Bakara 2/187] Bu ayeti kerimede geçen beyaz iplikle, sabahleyin doğu ufkunda yatay olarak belirmeye başlayan beyazlığın, siyah iplikle de gecenin karanlığının kastedildiği, hem ayeti kerimede yer alan ‘mine’l-fecr/şafağın’ kaybından ifadesinden hem de hadisi şeriflerdeki açıklamalardan anlaşılmaktadır. [Bak. Ebu Bekr er-Razi Cessas, Ahkamü’l-Kur’an, Daru’l-Mushaf, Beyrut I/283–285]

Fıkıh âlimlerimiz, bu ayeti kerime ve sünnet çerçevesinde imsakin fecr-i sadık ile başladığını ifade etmişlerdir. Buna göre imsak vakti, fecr-i sadık ile başlar. Fecr-i sadık, sabahleyin doğu ufkunda yatay olarak belirmeye başlayan beyazlığın/sabah şafağının başladığı andır. Güneş doğmadan önce doğu ufkunda yatay olarak belirmeye başlayan ve gittikçe yayılarak yükselen beyazlığın görülmeye başlaması, fecri sadığın başlangıcıdır. Bu andan itibaren yatsı namazının vakti çıkmış, sabah namazının vakti girmiş olur. Bu vakit aynı zamanda, sahurun sona erip orucun başlaması (imsak) vaktidir.

Astronomik olarak sabah şafağının başlangıcı, güneşin 18° ufka yaklaşma vakti olarak tespit edilmiştir. Buna astronomik tan denilmektedir. Bu vakitte astronomik olarak sabah şafağı başlamaktadır. Ancak bu şafağın çıplak gözle görülebilmesi, kişinin bulunduğu yere göre farklılık gösterebilir. Işık ve pus yoğunluğunun ve hava kirliliğinin olmadığı çok berrak bir havada ve yüksekçe bir yerden şafağın başlangıcı çok daha erken fark edilebildiği halde ışık ve pus yoğunluğunun ve hava kirliliğinin bulunduğu ortamlarda şafağın başlangıcının fark edilmesi çok daha geç olabilmektedir. Dolayısıyla özellikle günümüzde yerleşim birimlerinin ışık ve pus yoğunluğu dikkate alındığında çıplak gözle yapılacak gözlemlerle sağlıklı sonuçlara varılması oldukça zordur.  

Astronomik olarak sabah şafağı, güneşin 18° ufka yaklaşması ile başlamakla birlikte bazı İslam ülkeleri ve Müslüman topluluklar daha ihtiyatlı hareket etmek için güneşin 19° ufka yaklaşmasını esas alarak imsak vaktini daha erkene almaktadırlar. Nitekim Mescidi Haram ve Mescidi Nebevi gibi Müslümanlar açısından çok önemli iki merkezde de uygulama buna göredir. Diğer taraftan bu alanın en önemli uzmanlarından biri olan Prof. Fatin Gökmen bu hususta şöyle söylemektedir: ‘…muhtelif yerlerde uzun müddet yapılan rasatlar neticesinde her yerde ve her zamanda şafakı ahmerin gaybubeti güneşin tahtel’ufuk 17 derece inhıtatında ve şafakı abyazın gaybubetiyle imsak vakti olan fecrin tulûu dahi 19 derece inhıtatında vuku bulduğunu tespit eylemişler, sonra gelen rasıtlar dahi bu tespiti tasdik ve teyit ederek 17 ve 19 dereceler üzerinde müttefik kalmışlardır.’ [Prof. Fatin Gökmen, Sebilürreşad, Cilt. III, sayı. 61] Ancak Din İşleri Yüksek Kurulu imsak vaktinin başlangıcı olarak biraz daha kolaylık olması açısından bilimsel bir ölçüt olan astronomik tanı yani 18° yi esas almaktadır. Böylece Diyanet İşleri Başkanlığının hesaplarında imsak vakti, 19° yi esas alan takvimlere göre güneşin doğuşuna biraz daha yakın olmaktadır.

Yukarıda da ifade edildiği gibi, Diyanet İşleri Başkanlığının hesaplarında esas aldığı 18° astronomik olarak şafağın başlangıcıdır. Bunun çeşitli yerleşim birimlerinde çıplak gözle fark edilmesi daha geç olabilir. Ancak imsak vakti hesapla belirlendiğine göre hesabın çeşitli yerleşim birimlerine göre değişken olmayan ve bilimsel temeli olan bir ölçüte dayanması daha isabetlidir. Bunun için de en uygun kriter, astronomik tanın başlangıcı olan 18° dir. İşte imsaki belirlerken Din İşleri Yüksek Kurulu bu ölçütü esas almıştır.

Vakitlerin yukarıda belirtilen şekilde hesaplanıyor olması, güneşin hareketleri gözlenerek hadisi şeriflerde belirtildiği biçimde oruç ve namaz vakitlerinin belirlenmesi alternatifini asla ortadan kaldırmaz. Bulunduğu ortam uygun olduğu takdirde astronomik ve atmosferik belirtileri bilen bir Müslüman’ın bireysel olarak güneşin hareketlerini gözlemleyerek namaz vakitlerini ve bu çerçevede sabahleyin doğu ufkunu gözleyerek imsak vaktini tespit etmesi mümkündür. Ancak şafağın izlenmesi, usulüne uygun olarak yapılabildiği takdirde bir anlam ifade eder. Usulüne uygun yapılamayan gözlemlerle, namaz ve oruçla ilgili vakitler konusunda tereddütler uyandırmak doğru değildir.

Sonuç olarak  Din İşleri Yüksek Kurulunun vakitlerin hesaplanmasında esas aldığı 18 derecede astronomik olarak şafak başlamış olmaktadır. Şafağın başlamasıyla da imsak vakti girmiş olacağından söz konusu andan itibaren sabah namazı kılınabilir. Şu kadar var ki  Hanefi mezhebine göre sabah namazının ortalık aydınlandıktan [isfâr]  sonra kılınmasının müstehap olduğu belirtilmiştir.  Yaygın olan diğer üç mezhebe göre ise, sabah namazının ilk vaktinde ortalık henüz karanlık iken [taglîs] kılınması daha faziletli kabul edilmiştir. (İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, Dâru’l-Marife 1978, I/97; İbn Kudame, el-Muğni, Dâru'l-Fikr, Beyrut 1984, I/439, Madde No:540)

Bu yazıya toplam (1) yorum eklenmiştir.
Hakan Abi
26 Ağustos 2010 Perşembe 14:59
Eskiden 15 dakika önce imsak oluyordu
Diyanet eskiden 15 dakika önce imsak veriyordu.. Son senelerde ise tam vaktine göre imsak veriliyor... Bu yeni bir haber değil ama bilmeyenlere okunması tavsiye edilir. Oruç 15 dakika önce tutulsa birşey olmaz elbette, esas vakitten 15 dakika geçirilirse doğru olmaz.. Daha doğrusu Onun belirlediği esasın dışına çıkılması nedeni ile, Hz.Allah'a karşı şık bir davranış olmaz kanaatindeyim..
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
0 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
12 / 17 °C
İzmir
12 / 18 °C