Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Niçin ‘Taraf’ olmamalıyız?
21 Ağustos 2010 / 08:49
12 Eylül darbe anayasasına büyük bir antipatiyle bakmak ve referandumu darbecilerle hesaplaşmaya endekslemek, üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır.

Hamza ER-İSLAM ve HAYAT

 

Şunu sormamız gerekir; daha önceki anayasaların durumu neydi ki 82 anayasası sorun olsun. Yine şu sorularda aklımıza gelmelidir; 90 yıldır bu topraklarda icra edilen kanunlar kime dayanmaktadır. Bu kanunlarla kimler susturulmuş, asılmış ve sürgün edilmiştir. Hangi değerlerimiz yok sayılmış, halka rağmen, halkın dini olan İslama rağmen hangi yasaların zorla, zorbaca ve süngü tehdidiyle icrasına geçilmiştir. Kaç tane anayasa yapılmış ve bu anayasaların temel nitelikleri olarak neler tespit edilmiştir. Bu soruların ışığında 82 anayasasının 90 yıllık rejimin yakın döneme yansımasından başka bir şey olmadığı görülebilmelidir. Bizim gündemimiz, halka bu acıları yaşatan zihniyet ile hesaplaşarak, toplumun Tevhidi hakikatleri kavramasına engel teşkil eden, hayatın her alanını kuşatan uygulamalarına son vermek olmalıdır.

 

Rejimin tarihi sindirme sürecini görmezden gelerek, kendi gündemimiz ve hesaplarımızdan koparak, sadece darbe karşıtlığı ve özgürlük alanları sloganlarının peşine takılmak affedilemez bir unutkanlıktır. Özellikle AKP eliyle yürütülen bu projenin sonucunda Müslümanlar sistemle barıştırılmak istenmektedir. Referandum bu barışın zirvesi olacaktır.

 

Daha düne kadar sistem içi mücadele meşru mu, değil mi tartışmaları yaparak sandıklar değerlendirilirken, bugün tartışmalar bu bağlamda değerlendirilmemektedir. “Sistem içi mücadele yöntem olarak nebevi, Rabbani değil” ikazlarımız artık komik gözükmeye başlamıştır. Çünkü hedefler hedef olmaktan çıkmış, sistem içi mücadelenin taktiksel bir yöntem olduğu mazereti de anlamsızlaşmıştır. Toplumun, devletin İslamileşmesi talepleri rafa kalktığından, Demokratik devlet, Adalet devleti söylemleri yetinilmesi gereken olduğundan, onun kendi iç hareket alanlarını sorgulamak artık anlamsızdır. Çünkü hedef batıl olduğu için yöntemden söz etmenin gerekliliği de kalmamıştır.

 

Bu tespitlerden, Müslümanların etraflarında yaşanan gelişmelere duyarsız, ilgisiz kalmaları anlamı çıkarılmamalıdır. Müslümanlar olarak her şart altında, tevhidi, İslami kimlik ve ilkelerimize sadık kalarak Nefsimizi ve tüm Müslümanları, vahyin ölçüleriyle uyarma ve ıslah etme sorumluluğumuzu ciddiyetle yerine getirirken, egemen yapının kendi yapısal değişimlerini takip etmeli, iç istişarelerimizde bunun değerlendirmelerini yapmalıyız. Mücadele alanlarımızın açılması, hareket imkânlarımızın çoğalması noktasında ki girişimler tabii ki temenni edilebilir. Her alternatife göre strateji belirlenebilir. Ama bu temenniler, propaganda ve aktif katılım aşamasına geçmemelidir. Resulullah(s) ve ashabı, Ebu Talib’in, Habeş kralının ve Rum ordusunun askeri ve propagandisti olmayarak bağımsız İslami kimliklerini inşa etme faaliyetlerini terk etmemişledir. Sadece işlerini daha iyi yapabilme adına gözlemde bulunmuşlar ve adımlarını ona göre atmışlardır.

 

Referandum sürecinde, Demokrasi, özgürlük, insan hakları gibi söylemlerin sahiplerine kendi inandıkları değerlere karşı samimi olmalarını hatırlatabiliriz. Ancak İslami çalışmalar içerisinde bilinç kazanan, yetişmiş Kur’an neslinin fertlerine çağrımız, nesli olmakla övündüğümüz Kur’an’ın o net beyanından başka bir şey olmamalıdır :  “Onların demelerine karşı sen sabret ve onlardan güzel bir ayrılma tarzıyla (düşünce ve eylem bakımından köklü bir tutum) ile kopup ayrıl.”(73/Müzzemmil 10)

 

Neden Referandum Çağrısının Tarafı Olmamalıyız ?

1- Devlete egemen olan Kemalist rejim, İslami değerlere savaş açmış ve ağır dayatmalar sonucunda varlığını sağlamlaştırabilmiştir. Bu toprakların mayası olan İslami hayat tarzı tek düşman ilan edilmiş, belki de işgal ordularının bile göze alamayacağı tahribatlar, katliamlar sergilenerek yönünü batıya çeviren, Laik bir Ulus devlet inşasına kalkışılmıştır. Bu sistem İslam’a ve Müslümanlara yabancı, dayatmacı, işgalci bir zihnin ürünüdür. Müslümanların, kendilerini hidayete sevk etmek üzere gönderilen kitapları Kur’an’a bakarak, yaşadıkları toplumu ve egemen olan anlayışları tanımlamaları ve ona göre bir tavır geliştirmeleri gerekmektedir. Bizler bu kaynağın ışığında, günümüz sisteminin bir cahiliye sistemi, tâğûti sistem olduğunu görebilmeliyiz. İmanın ilk adımı ve Peygamberlerin ortak gönderiliş gayesi, insanları tâğût’a kulluktan kaçındırmaktır. Bu sebeple bütüncül ve bilinçli bir kopuş yaşamamız gereken cahiliye sistemiyle aidiyet oluşturacak tüm girişimler reddedilmelidir. Belli aralıklarla önümüze konan sandıklar ve seçim davetleri de bu girişimlerdendir. Rejim, sandığı kendine bağlılığın test edilmesi olarak görmekte, vatandaşlık bilinci kazandırdığı insanların sayısının artmasıyla da dayatmalarla başlattığı hâkimiyetinin kemale erdiği mutluluğuna sahip olmaktadır. Laik, Kemalist, ulusal sistemi meşrulaştıracak vatandaşlık görev davetlerini, böyle bir sistemin vatandaşı olmayı kabul etmediğim için reddediyorum.

 

2- Devletin yeni Anayasasını oluşturacak olan Referandum çağrısında, tartışılanın ve oylanacak olanın bir hüküm kitabı olduğu gerçeği gözlerden kaçmamalıdır. Temel kısmı darbecilere ait kalan, bazı kısımları Liberal-Demokrat hükümetlerce değiştirilerek 1982’den beri 28 yıldır delik deşik edilen mevcut anayasa ile ilgili, şimdi de dünyadaki normlara paralel olarak bazı şekil verme çabalarını görmekteyiz. Toplumun ifsadından başka bir işe yaramayan ve yaraması da beklenmeyen cahiliye sisteminin hüküm kitabının oylanması davetini, hükmün sadece Allah’a ait olduğu inancımdan dolayı reddediyorum.

 

3- Eski haline göre görece olumlu bazı maddelerin yeni pakette bulunduğu açıktır. Fakat rejimin hiçbir zaman emekliye ayrılmayan hukukçuları, paşaları ve eski başkanları, ürettikleri teorilerle bu yeni maddelerin işlevini daraltmakta, böylece örneğin 12 Eylül darbecilerinin yargılanmalarının mümkün olmadığı yorumları yapılmaktadır. Birbirinden farklı birçok konuyu içeren Anayasa paketine, sadece Anayasa mahkemesi ve HSYK üzerinde yapılacak değişiklikler sevdasıyla yönelerek darbe ve darbecilerin safında olmama gerekçesiyle evet oyu verecek olanlar, düzenin bu kaygan ve kaypak yönünü göz ardı etmektedirler. Herhalde sürekli olarak AKP veya onun çizgisinde bir partinin hükümet olacağı sanılmaktadır. Bu sebeple, anayasa mahkemesi ve HSYK’nın üye sayılarının artması, Cumhurbaşkanının, Meclisin ve Adalet akademisinin bu üyelerin belirlenmesinde etkinliklerinin olacağı ümit olarak görülmektedir. Oysaki sistem temel unsurları ile karşımızda durmaktadır. Yürürlüğe girmeye aday kanunlar da, diğer tüm kanunlar gibi temel unsurların muhafazası adına ucube yorumlarla ihlal edilme ve delinebilme durumunda olacaktır. Eğer göz yumulan ve uygunluğuna onay verilen bazı değişiklikler varsa da, bunların sistemin tıkanan noktalarının açılması için yürütülen restorasyon çalışmalarından öte bir durum olmadığı aşikardır. Bir anlık heyecan ve iç fısıltılarla sandık başına gidecek olan Müslümanlar sadece yitirdikleri ile kalacaklardır. Tırnaklarımızla kazıyarak modelliğini oluşturmaya çalıştığımız İslami kimliğimiz bu süreçte zarar görecektir. Sistemin kendi iç senaryolarına aldırmadan sadece kendi ilahi senaryomuzu tatbik etmeye çalışmamız gerektiğinden,  Tevhidi bakış, istikrar, sabır, ilkelilik ve samimiyet gibi değerlerimizi yitirmemizin asla mümkün olamayacağından dolayı Referandum sandığını reddediyorum.

 

4- Gerek Rabbimizin kitabındaki ilkelerde, gerek bu ilkelere göre mücadele içerisinde bulunmuş Resullerin örnekliğinde, gerekse son Nebi ve Resul olan Hz.Muhammed(s)’in pak mücadele sünnetinde, müşrik düzenlerin temel niteliklerine yönelik sistem içi mücadele ve uygulamalara aktif katıldıklarına dair tek bir uygulama ve açık kapı bulunmamaktadır. Aksine, kendilerine yapılan uzlaşma ve beraber hareket etme tekliflerini ellerinin tersiyle iterek toplumu Tevhidi yönde dönüştürme görevlerine devam etmişlerdir. Resuller bu tercihlerinde, yani mücadele yöntemlerinin sınırlarının çizilmesinde Allah(c)’tan bağımsız değillerdir. Bu sebeple, Resullerin mücadele örnekliğine ters olan, günümüz egemen sisteminin Müslümanları kendisiyle barıştırma daveti olarak algılanması gereken bu referandum çağrısını reddediyorum.

 

5- Rabbimizin bizlere yüklemiş olduğu şahitlik görevi, müşriklerin hayat tarzı ve uygulamalarından tam bir kopuşu ve ısrarla Tevhidi hakikatleri net bir biçimde ortaya koymayı gerektirir. Vazifemizin, kulluğumuzun temelini bu oluşturur. Bizler Allah(c)’a, bu görevimizin farkına varıp varamadığımız, yerine getirip getiremediğimiz hususunda hesap vereceğiz. Bu referandum sürecinin peşinden koşulmasını, Tevhid ve Adaletin şahitleri olma görevime zarar vereceğinden dolayı reddediyorum.

 

6- Sistem içi iyileştirme olarak görülen bu sürecin kumandasında da baş aktörlerin olduğunu, AB normları, BOP gibi proje sahiplerinin üzerimize yeni dünyaya ait yeni bir elbise biçtiklerini görebilmekteyiz. Üzerine hesapların yapıldığı Ortadoğu ve yakın Asya bölgesi üzerinde model ve uygulayıcı konumunda olan bir ülkenin içerisindeki dikta anlayışlarının tasviye edilmesi ve iç hesaplaşmaların, emperyalist projelerden bağımsız olmadığı bilinmelidir. Çağımıza yönelik hazırlanarak vizyona sokulmaya çalışılan, başrollerinde emperyalistler ve işbirlikçilerinin yer aldığı filmde, mustazaf halka biçilen rolü figüranlık olarak gördüğümden dolayı oy kullanmayı reddediyorum.

 

7- Referandum ve seçim davetlerini, kirlenmemiş, sabırla yürüyen ve gelişen, anlık heyecanların rüzgârına kapılarak mahcubiyet ve pişmanlık yaşamamış, keşkeleri olmayan, Tevhidi ilkeleri öncelemiş, gelecek nesillere miras olarak bırakacağımız örnek bir İslami Hareket’in var olabilmesi adına reddediyorum.

 

8- Müslümanlar olarak çok önemli sorumluluklarımız bulunmaktadır. Bu sorumluluklar, ancak Müslümanların bir araya gelebilmesiyle planlı ve etkili hal alabilmektedir. Her 4-5 yılda bir farklı bahanelerle üzerimizde estirilen seçim rüzgarı, Müslümanların arasına tartışma ve ayrışmayı sokmaktadır. Bu dönemlerde enerjilerimiz boşa harcanmakta, küskünlükler ve kopuşlar görülebilmektedir. Sistemin kendi iç davetlerini, bize kendi işimizi unutturduğundan, yola çıkış gayelerimizin üstünü örten, hedeflerimizi kaybettiren bir sürece bizleri yönlendirdiğinden dolayı reddediyorum.

 

9- Üniversitelerde ve birçok mesleki alanda başörtülü olarak yer almanın yasak olduğu, Kur’an öğreniminin 13 yaşına kadar engellendiği, okullarda resmi ideolojinin çocuklarımıza kendini her yönüyle dayattığı, dini değerlere savaş açmış ve aynı zamanda kirli bir savaşın tarafı olan askeriyeye katılımın zorunlu olduğu çok açıktır. Müslümanları direkt ilgilendiren bu konular asla gündeme getirilmemekte, bu sorunların çözümüne yönelik hiç bir girişimde bulunulmamaktadır. Bu toplumun gerçeği, temel harcı olan İslami hayat tarzımıza yönelik en ufak bir saygı gösterilmemekte, Müslümanlar bu ülkede yokmuş gibi hareket edilmektedir. Müslümanları görmezden gelenleri ben de görmezden geliyor ve gündemlerini gündemim yapmayacağım için sandığa gitmeyi reddediyorum.

 

10- Şehadetinin 44. yılında üstat Seyyid KUTUB’un o tavizsiz duruşuna gıpta ile bakıyor, Namazda Allah(c)’ı birleyen elimin bir tâğût’un hükmünü tasdik edemeyeceği için, önüme konan sandığı reddediyorum.

 

(Not: Bu yazı Haksöz Dergisi'nin Ağustos sayısındaki referandum soruşturması kapsamında dergide yayınlanmıştır.)

Bu yazıya toplam (14) yorum eklenmiştir.
elbenna
24 Ağustos 2010 Salı 19:16
lütfen okuyun 3
Tabii ki İslam’ın egemen olmadığı, sosyal ve siyasi hadiselerin Kur’an ışığında şekillenmediği bir ortamda, sosyal, siyasal, iktisadi vs. hiçbir işimiz, kalbimizin ve beynimizin bütünüyle huzur bulduğu bir vasatta olmayacaktır. Ancak böyle bulanık durumlarda, doğuracağı sonuçların dikkate alınması amellerimiz için yol gösterici olabilir. Aynen şu ayette belirtildiği gibi:
“Sana haram ayı, yani onda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük bir günahtır. (İnsanları) Allah yolundan çevirmek, Allah`ı inkâr etmek, Mescid-i Haram`ın ziyaretine mâni olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük günahtır. Fitne de adam öldürmekten daha büyük bir günahtır. Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktirler ve orada devamlı kalırlar.” (Bakara:217)
elbenna
24 Ağustos 2010 Salı 16:18
lutfen okuyun2
Beyaz ve siyah olarak iki tercihin söz konusu olmadığı, tavrımızın her ne şekilde olursa olsun, -ister istemez- sonuçları itibariyle toplumu etkileyeceği sosyal hadiselerde, kendimizi hayattan ve içerisinde yaşadığımız toplumdan soyutlayarak, doğacak sonuçları umursamadan ideolojik bir yaklaşım sergilememiz hikmete dayalı bir ilkesellik olmayacaktır.
İnancı gereği Kur’an ve Sünnet’in temel referans alındığı bir anayasal düzenlemeyi zorunlu gören ve İslam’ın egemen olduğu bir ülke için buna layık bir toplum inşasını mücadele sahası olarak benimseyen Müslümanların, referandumda oylanan düzenlemelerin alternatifinin özledikleri anayasa olmadığını görmeleri gerekir.
İçeriği itibariyle, mevcut sistemde teknik sayılabilecek bir takım düzenlemeleri içeren anayasa değişikliğinin, on yıllardır toplum mühendisliğini en acımasız bir şekilde yürüten statükocu güçlerin millet üzerindeki vesayetini zayıflatmaya yönelik bir adım olduğu gerçeği göz ardı edilmeden, bunun İslami mücadele alanıyla ilgili sonuçları da dikkate alınarak değerlendirmeye tabi tutulması gerekir.
Önümüze konulan seçenek, statükocu güçlerin vesayetinin yasal dayanağı olan darbe anayasası ile bu vesayeti zayıflatacak bir takım değişikliklerdir. İçeriği gereği aslında karşı çıkamadıkları düzenlemelere karşı CHP, MHP, İP gibi statükocu partilerin hararetle “hayır” kampanyası düzenlemelerinin, yine bunu açıkça yapamayıp boykotla onların yanında yer alan BTP’nin bu tavrının temelinde de statükoyu savunma refleksi yatmaktadır.
Bu olayda tabii olarak ayrışan kamplarda yer alan kesimlere bakmamız bile sergilememiz gereken tavır hakkında bize yol gösterecektir. Sonuçları itibariyle, toplumun ve değerlerimizin en azılı düşmanı olan Ergenekoncu, statükocu, ulusalcı güçlerin değirmenine su taşıyacak bir tavır, vebalden vareste olmayacaktır.
Tabii
elbenna
24 Ağustos 2010 Salı 14:41
lütfen okuyun
Özellikle tüm toplumu etkileyecek sonuçlar doğuracak hadiselerde, Müslümanlar hikmetin daha ısrarlı bir arayıcısı olmak zorundadırlar. Zira bir olayın etki sahası ne kadar büyükse, o olayda menfi bir rol oynamanın vebali de o kadar büyük olur.
Her fırsatta dillendirmeye çalıştığımız Türkiye’de Müslüman kamuoyuna ortak akılla yön verecek güvenilir bir düşünce önderliğinin eksikliği, sonuçları tüm toplumu ve ülkenin geleceğini etkileyecek çapta bir referandum arifesinde çok açık bir şekilde hissediliyor. Saflar bu kadar netleşmesine rağmen, İslami camiada hala takınılacak tavır konusunda kafa karışıklıkları yaşanmaktadır. Bunda kararları kitleleri bağlayacak, güvenilir, sivil bir düşünce önderliğinin var olmaması temel etkendir. Bu önderlikten kastım, hikmeti arama hassasiyetiyle, realitenin Kur’an ve Sünnet süzgecinden geçirilerek istişare edildiği ve deliller ortaya konularak varılan neticenin ortak bir karar olarak deklare edildiği, İslami camianın ilmine ve samimiyetine güvendiği bir akil adamlar şûrâsıdır. Kitlelere yön verecek böyle bir organizasyon gerçekleştirilmediği sürece, o şûrâda yer almaya layık her kanaat önderinin, toplumsal olaylar hakkındaki fikirleri, bağlayıcılıktan uzak, sadece istifade edilebilecek kişisel tespitler olmaktan öteye geçmeyecektir. Böyle insanların olaya bakış zaviyesinden neşet eden farklı fikirleri ise, kitlelerin kafa karışıklığını artırmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. İşte bugün İslami camiada referandumda takınılacak tavır konusundaki kafa karışıklığının nedeni budur.
Olaya duygusal yaklaşan kalabalıklar karşısında, olayı ilkesel olarak değerlendirebilmek Müslüman’a yaraşır bir erdemliliktir. Ancak bu ilkesel yaklaşım, ideolojik bir yüzeysellikle değil, hikmete dayalı bir derinlikle ortaya konulmalıdır.
Beyaz ve siyah olarak iki tercihin söz konusu olmadı
hamza
23 Ağustos 2010 Pazartesi 08:11
yazdıklarını okuyunca utandım
Onlarla aynı kefede olmamak için EVET demelisin.
MERT YiGiT
22 Ağustos 2010 Pazar 00:53
Taviz tavizi getirir
Bu Referanduma " evet " denecekse yarin secimlerde bu bize yakin iktidari koruyalim diye " oy " vermedede ayni eylemi tekrarlamaya zemin hazirlanmis olmaz mi ? Bir müslüman yapacagi eylemi ilk önce Kuran,i Kerim de ve Peygamberimizin Sünnetinde delil bulmak veya bu iki kaynaga uygun ictihat edebilir ancak . " LA " si olmayan yapay bir müslümanlik anlayisina dogru dünya da ve bölgemizde calismalar oldugu akli selim herkes tarafindan bilinmektedir. Gercek Müslümanligi üzmek hic kimseni hadi ve hakki degildir. Ünvani ve ismi ne olursa olsun isterse yillarca on iki eylülde mapus damlarinda iskence görüsmüs olsa bile bu böyle biline .....
muallim
22 Ağustos 2010 Pazar 00:23
kürtçüler kadar ilkemiz yok
bdp nin şu anki duruşu bile bana bir çok sistemle sorunu olduğunu söyleyen(!) müslümandan daha ilkeli geliyor. ben hamza kardeşim gibi inancımı değerlerimi ve ilkelerimi temsil etmeyen bir anayasayı kabul etmiyorum. oy oy diye diye bizi oyalıyorlar. ve zannediyoruz ki, 13 eylül sabahı darbecilerden ergenokonculardan ve sistem havarileri statükoculardan azade bir ülkeye kavuşacağız. ismet özelin dediği gibi, ne bu deveyi güderim, ne bu diyardan giderim...
Z.Celik
21 Ağustos 2010 Cumartesi 19:03
ilkeli durus
iyi güzel isteyen taraf olabilir . isteyende taraf olmaz. Her kisi ve kurulusun görüsü kendilerini baglar. Hür düsüncenin üzerinde kimsenin ipotek ve baski uygulayamaz. Bir alinti anlatmak istiyorum IMAM,I AHMETBIN HAMBEL diyor ki " Biz öyle sahislar gördük ve sohbetlerinde bulunduk ve hakkimizda sefaatlarini umdugumuz bu kisilerin her söyledilleri onaylamadik ". Iste islam da fikir ve düsünce hürriyeti ve uygulamasi . Islam,i kendi kaynagindan dogru ve samimi niyetle ögrenen Allah c.c in yardimiylada hidayete ulasan mü,minler cahili düzenlerde nasil davranacagini zaten ferasetiyle Allah c.c,in da yardimiyla ortaya kor. " Her hareket bir mesajdir " Bu gün böyle tavir koyanlar yarin nelere evet ve hayir demeleri merek konusu isin özü bu.....
vedat
21 Ağustos 2010 Cumartesi 14:11
Hayır demek zalimlerin işine gelir
Yeni Anayasa Paketinde Neler Var?
Referandum konusu anayasa oylamasıdır. Burada partiler değil, anayasa değişiklik paketi oylanacaktır. Bu şuur doğrultusunda söz konusu değişiklik paketinin maddelerine bakmak ve ona göre tercih yapmak gerekir.
İşte Anayasa Paketinde Hayatımızı Etkileyecek Değişiklikler
* Çocuklara, yaşlılara, özürlülere, şehit ailelerine, dul ve yetimlere, geniş haklar tanınacak.
* Fişlenme tarihe karışacak… Kişisel mahremiyetin korunması anayasal teminata kavuşacak.
* Seyahat hürriyeti kapsamındaki yurt dışına çıkma hürriyeti vatandaş lehine yeniden düzenlenecek.
* Çocuk istismarına karşı , daha geniş ve koruyucu tedbirlerle çocuklarımız devlet güvencesi altına alınacak.
* Aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olma yasağı kaldırılacak.
* Memurlara, emeklilere ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı ve özlük hakları tanınacak.
* İşçilerin grev hakkını kısıtlayan yasaklar kaldırılacak ve grev hakkının kapsamı genişleyecek.
* Memurlara ve diğer kamu görevlilerine verilen uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılacak.
* Kamu denetçiliği kurumu oluşturulacak. Herkes idarenin işleyişi ile ilgili Denetçiye şikayette bulunabilecek.
* Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolu açılacak. YAŞ’ tan atılanlar itiraz edip yargıya başvurabilecek.
* Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet komutanları işledikleri suçlardan ötürü Yüce Divan’da yargılanabilecek.
* Suç işleyen rütbeli askere sivil yargı yolu açılacak. Ayrıca siviller Askeri Mahkemelerde yargılanamayacak.
* Anayasa Mahkemesi, halkın iradesini yansıtan, daha tarafsız, adil, çoğulcu ve çağdaş bir yapıya kavuşacak.
* Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu(HSYK) daha adil, çoğulcu ve çağdaş bir yapıya kavuşacak.
* HSYK kararlarıyla meslekten atılan hakim, savcı ve avukatlara, kendilerini savunma ve itiraz hakkı verilecek
Muradi
21 Ağustos 2010 Cumartesi 01:53
Sadece Yöntem Farkı
AKP ve Kemalist darbeciler arasındaki fark adece yöntem farkından ibarettir. Kemalistler halkı sopa ile düzene bağlı tutmak isterken AKP(Diğer sağcı partiler de) havuç ile halkı düzene bağlı tutma peşindeler. Bu havucun şimdiki adı demokratikleşmedir.Bu durum aynı zamanda beyaz ve siyah elbiseli fil avcılarının kullandıkları yöntem farklılığını akla getiryor.
Bir taraf fillere karşı şiddet kullanırken buna mukabil karşı taraf sevecen ve yardımsever yaklaşım sergiler.Ancak her iki tarafın da amacı aynıdır:Sirke uygun filler yetiştirmek. Burada da şirk düzenine daha çok taraftar toplamak amaçlanmıştır.
yakup kaya
21 Ağustos 2010 Cumartesi 00:41
düşmanın silahı ile silahlanmak
hocam hocam firaset lütfen, düşmanın silahı ile silahlanalım lütfen, siyaseti benim gibi birçok kişi teneffürle karşılamakla birlikte, bu ülkede itilip kakılmak gibi bir paye biçilen ezilenlerin ezenlere dur diyebilmesi adına, milletin haklarının aranması ve milletin varlık bilincinin ilk defa vurgulanabilmesi adına evet gerçeği her bilinçli insanın boynunda bir borçtur. Bu düşünceleriniz eksenindeki eylemler ancak zalimleri zevindirir uyanın artık bu yakaza halinden..
Ahmet Aközlü
21 Ağustos 2010 Cumartesi 00:38
Ben de reddediyorum!
Bu ülke % 90 müslüman halkıyla bizimdir. Bu ülkenin yönetimini azgın bir azınlığın tekeline terketmeyi REDDEDİYORUM.

Demokrasinin din olduğu görüşünü REDDEDİYORUM. Demokrasi ifade özgürlüğü demektir. Bu aynı zamanda İslami bir değerdir. Türkiyedeki demokrasinin "kemalist demokrasi" olması arizi bir durumdur. Biz İslami bir demokrasiyi gerçekleştirebiliriz. Yapılması gereken tek şey anayasanın değiştirilemez bir maddesini "Allah'ın kanunlarına aykırı hiç bir kanun teklif dahi edilemez" olarak belirlemektir. İşte size İslami demokrasi.

Liberal demokrasi oluyor, sosyal demokrasi oluyor, hristiyan demokrasisi oluyor da İslami demokrasi neden olmasın?

Oy kullanmanın, sisteme taviz vermek, tağuta eğilmek olarak tanımlanmasını REDDEDİYORUM. Sorulduğunda fikrinizi beyan etmeniz en doğal hakkınızdır. Elinizle düzeltemediğinizi dilinizle düzeltmeniz anlamına gelir. İslam bunu emretmiyor mu?

İslam'ın bir yönetim şekli gibi algılanmasını, bu yolla İslam'ın hakiki değerinin düşürülmesini REDDEDİYORUM. İslam bir dindir. Yönetim şekillerinin (saltanat, demokrasi vs..) sahip olması gereken esasları belirler: Adalet olacak, insan hakları olacak, özgürlük olacak, şura olacak vs. Bu bağlamda demokrasi de, saltanat da bu esaslara riayet ettiği sürece İslam'a göre meşru yönetim şekilleridir.

Müslümanların oy kullanmayarak pasifize edilmelerini REDDEDİYORUM.
ersin
21 Ağustos 2010 Cumartesi 00:19
net duruş
Hamza bey ismi gibi net -tevhidi duruşu bana sahabeleri hatırlattı.Öyle değilmiki onlarda net durmuşlar ve taviz yoktu.Acaba ebu bekire (R.a) mekkede müşriklere kuran okutan samimi düşünce sonucu saldırıya neden uğradı.Yazınıza sağlık elinize kuvvet versin Rabbimiz.
Hakan Biçer
20 Ağustos 2010 Cuma 18:12
asıl feraset budur
Daha nasıl bir feraset beklentisi var anlamak mümkün değil. Madem darbeci seçkinlere fırsat vermemeye çalışıyoruz, o zaman neden hepimiz AKP saflarında mücadele etmiyoruz? Akp yıllardır bunun mücadelesini vermiyor mu? O zamanlar ferasetli olan tavır şimdi ferasetsiz tavır oldu. Şimdi herkes hadi siz de 'kervana katılın' diyor!..
hayri özturan
20 Ağustos 2010 Cuma 15:43
Feraset
hah, darbeci seçkinlere bırakın meydanı.
müslüman biraz feraset sahibi olur!
DİĞER HABERLER
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
4 / 12 °C
Hakkari
-6 / 10 °C
İstanbul
11 / 17 °C
İzmir
13 / 19 °C