Anasayfa » HABERLER » KRİZ KONTROLDEN ÇIKARSA
mensur

KRİZ KONTROLDEN ÇIKARSA

Kuzey Kore’nin kendince geçerli başka nedenleri mutlaka vardır. Belki de asıl amacı caydırıcılığını güçlendirmektir. Ama bunların hiç biri, oynadığı “oyunun” kendisini, bölgesini ve dünyayı tehlikeye sürüklediği gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle de ABD’nin içinden geçtiği bu sarsıntılı dönemde Kuzey Kore’ye saldırıda bulunma ihtimalinin çok daha arttığı dikkate alınırsa. Unutmayalım ki Irak’a, Libya’ya sudan bahanelerle saldırabilen Amerika’nın Kuzey Kore için çok daha kuvvetli gerekçeleri var.

Karar/ Mensur Akgün

II. Dünya Savaşı’ndan bu yana çözülemeyen Kore sorunu giderek daha da içinden çıkılamaz, yönetilemez hale geliyor. Guam’a yönelik ama aslında orayı hedef almayan bir yeni füze denemesi dahi ABD’nin karşılık vermesine, bunun da bütün Kore yarımadasını ve komşularını etkileyecek savaşa dönüşmesine neden olabilir.

Uzmanlar Kore füzesinin (muhtemelen 750 km menzili olan Hwasong 12) iki farklı konumdayken vurulabileceğini söylüyor. İlk konum atmosferin dışındaki seyir aşaması. Bu zor olmakla birlikte imkansız değilmiş. ABD ya da Japon deniz kuvvetleri anti-balistik SM-3 füzeleriyle bu tür bir füzeyi rahatlıkla vurabilirmiş.

Eğer başarılı olmazlarsa iniş aşamasında vurmak çok daha kolaymış. New York Times Guam’daki Andersen Hava Üssü’nde konuşlu Thaad sistemin devreye girebileceğini, o da olmazsa daha kısa menzilli Patriot PAC3’ün kullanılabileceğini yazmış. Yapılan denemeler de sistemlerin başarılı olacağına işaret ediyormuş.

Ancak cevaplanması gereken soru Kuzey Kore’nin böylesi bir denemesine cevap vermenin doğru olup olmadığı. Aklı başında yorumcular doğru olmadığı konusunda hem fikir. Çünkü böylesi bir karşılığın Pyongyang’da nasıl bir yankı bulacağını ve nasıl bir reaksiyon doğuracağını kestirmenin güç olduğunu düşünüyorlar. Ayrıca anti-balistik füzelerin Kore füzesini ıskalama olasılığı az da olsa var.

Kinetik bir çarpmayla durdurulması planlanan Kuzey Kore füzesinin herhangi bir nedenle kaçırılması da, Kim Jong-un’un rasyonel hesaplamalarla öngörülemeyecek bir çılgınlık yapmaya kalması da hem bölge ülkeleri, hem de ABD açısından ciddi sorunlara gebe. İlkinde Kuzey Kore “prestij” kazanırken, ikincisinde tüm Kore yarımadasının kana bulanması ihtimali güçleniyor.

Muhtemeldir ki Kuzey Kore kendisine bir saldırı olması halinde, Seul başta olmak üzere Güney Kore’yi sınıra yığdığı ve sayıları 8 bine vardığı söylenen toplarıyla askeri baskı altına alır. Ayrıca ABD’nin Kuzey Kore füzesini düşürmeye karar vermesi halinde eş zamanlı bir önleyici saldırıda bulunması olasılığı da dışlanmamalı. Böylesi bir önleyici saldırının düzenlenmesi durumunda da geniş kapsamlı olması ve bazı bölgelere karşı nükleer silah kullanılması beklenmeli.

Bu savaşın nerede duracağını kestirmek, Çin ve Rusya’nın nasıl bir reaksiyon vereceğini şu an yapılan açıklamalara bakarak değerlendirmek zor. Savaş tüm bölgeye, hatta dünyaya da sıçrayabilir. Zaten belli ki Kuzey Kore de bu tür riskleri hesap ederek böylesine “atılgan” bir politika izliyor. BM bünyesinde kendisine karşı uygulanan yaptırım tedbirlerine rağmen nükleer silahlanma ve bu silahları hedefine ulaştırma amacından sapmıyor.

Kuzey Kore’nin kendince geçerli başka nedenleri mutlaka vardır. Belki de asıl amacı caydırıcılığını güçlendirmektir. Ama bunların hiç biri, oynadığı “oyunun” kendisini, bölgesini ve dünyayı tehlikeye sürüklediği gerçeğini değiştirmiyor. Özellikle de ABD’nin içinden geçtiği bu sarsıntılı dönemde Kuzey Kore’ye saldırıda bulunma ihtimalinin çok daha arttığı dikkate alınırsa. Unutmayalım ki Irak’a, Libya’ya sudan bahanelerle saldırabilen Amerika’nın Kuzey Kore için çok daha kuvvetli gerekçeleri var.

Fakat sebebi veya gerekçesi ne olursa olsun böylesi bir savaşın -“sınırlı” bile kalsa- doğuracağı yıkım korkunç olacaktır. Nükleer silahların kullanılması halindeyse Hiroşima’ya atılan bombanın yarattığı etkinin çok ötesinde sonuçlarla karşılaşılacaktır. Bilindiği gibi günümüzün nükleer silahları 1945’de kullanılanlardan çok daha yıkıcı hale gelmiştir. Hiroşima’ya atılan bombadaki gibi Nükleer fisyonun sadece yüzde 1,7’sinin gerçekleşmesi benzeri bir “hatanın” olması da artık imkansıza yakındır.

Kaldı ki Hiroşima’ya atılan bomba bile 16 bin tonluk TNT’nin patlamasına eşit bir yıkım gücü yaratmış, en az 80 bin kişinin ölmesine, bir o kadarının da yaralanmasına yol açmıştır. Bomba şehrin 12 kilometre karelik kısmının tamamen tahrip olmasına, binaların yüzde 69’unun yıkılmasına, sonuçları on yıllarca hissedilecek bir radyasyon zehirlenmesine neden olmuştur. Umarız bunların hiç biri bir daha yaşanmaz, güç tehdidi de, yeni füze denemesi de sadece lafta kalır…

Hakkında HABERLER

HABERLER

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*