Anasayfa » HABERLER » KİTAP, MİZAN, DEMİR

KİTAP, MİZAN, DEMİR

Kur’ân kişiyi sâdece “entelektüel” yapmayı değil, ölçülü-mîzan-sâhibi bir insan yapmayı hedefler. Zîrâ bu hasletlerle donanan müslüman her konuda ölçülü davranır. Bu tarz davranışlara sâhip olan insanlar çoğaldıkça bir toplum oluşur ve bu toplum Allah’ın rızâsını kazanınca ve imtihanlara katlanınca yâni Allah o toplumdan râzı olunca, artık Allah o kişilere “yardım”ını ulaştırır.

Hârûn Görmüş

“Andolsun, Biz elçilerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adâleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizânı indirdik. Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik; öyle ki Allah, kendisine ve elçilerine gayb ile (görmedikleri hâlde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sâhibidir, üstün olandır” (Hadîd 25).

“Bu, kendisinde şüphe olmayan, muttakiler için yol gösterici bir kitaptır” (Bakara 2).

Kitap, mîzan ve demir. İslâm’ın Dünyâ’ya hâkim olması ve müslümanların ve mazlumların zulümden kurtulup mutlu-huzurlu olması için gerek üç etken.

Değişim ve dönüşüm tasavvurlarda, zihinlerde ve kâlplerde başlamalıdır. Tasavvuru, zihinleri ve kâlpleri hak-merkezli ve kesin doğru olarak değiştirebilecek kaynak ise, Kur’ân-ı Kerim’dir. Kişinin ilk önce sıkı bir Kur’ân ve Kur’ân-merkezli okuma-düşünme-bilgilenme-bilinçlenme sürecine girmesi gerekir. Öyle bir duruma gelinmeli ki kişinin her düşüncesi Kur’ân’dan kaynaklanmalı, her sözü ve eylemi Kur’ân’a uygun olmalıdır.

Kur’ân kişide bir şuur-bilinç oluşturmalı. Nefsini Kur’ân ile kontrôl altında tutmalı, net ve takvâlı bir mü’min olmalı ve kişi bu yolda ilerledikçe bir mîzâna-ölçüye sâhip olmalıdır. Vahiy-merkezli ilâhi bir ölçüye sâhip olmalıdır. Artık bu ölçüye göre konuşmalı ve hareket etmelidir. Bu kişi, “ölçülü müslüman” olmasından dolayı, herkes tarafından güvenilen, saygı duyulan, inanılıp güvenilen bir duruma gelmelidir.

Kur’ân kişiyi sâdece “entelektüel” yapmayı değil, ölçülü-mîzan-sâhibi bir insan yapmayı hedefler. Zîrâ bu hasletlerle donanan müslüman her konuda ölçülü davranır. Bu tarz davranışlara sâhip olan insanlar çoğaldıkça bir toplum oluşur ve bu toplum Allah’ın rızâsını kazanınca ve imtihanlara katlanınca yâni Allah o toplumdan râzı olunca, artık Allah o kişilere “yardım”ını ulaştırır. Zâten ancak böyle toplumlar Dünyâ’da İslâm-merkezli, hak-hakîkat-adalet merkezli uyanışlar ve dönüşümler başlatabilir ve bir devlet-medeniyet kurabilirler. Sâdece bu tarz toplumlar Dünyâ’yı cennetin bir şûbesi kılarak huzur-diyârı yaparlar ve böylece doğal zorluklardan başka bir zulüm kalmaz Dünyâ’da.

Tabi böyle bir Dünyâ kurabilmek için üçüncü bir şart daha vardır: Demir. Demiri kullanmadan sünnetullah gereği bir sonuca ulaşılamaz. Demir sâdece kılıç-silah için değil, her konuda kullanılmalıdır. Teknoloji, ulaşım, iş, araç-gereç vs. Fakat Kur’ân’ın bahsettiği demir, ağırlıklı olarak “kılıç” yâni “silah”tır. Maalesef insan, genelde demirin gücünü ve ağırlığını üzerinde hissetmediğinde zulme bir son vermez ve düşüncesini inanışı sorgulayıp değiştirmez. Demir bu değişime ve sorgulamaya zorlar kişiyi. İşte bu nedenle kitap ve ölçülülük yâni mîzan-sâhibi olunca, demir de ölçülü olarak kullanılacak ve bir zulüm aracına dönüşmeyecektir. Demir, adâlet için kullanılacaktır.

Allah iç-âlemlerin İslâm’a uygun olarak inşâ edilmesini ister ama dış-âlem de yine yapısına uygun olarak inşâ edilmelidir. İç-âlemi inşâ eden şey Kur’ân iken, dış-âlemi inşâ edecek olan şey demirdir. Kur’ân iç-âlem için araçken, demir de dış-âlem için araçtır. Allah Kur’ân’da dış-âlemi inşâ için kitap ve mizandan başka, demir-merkezli hazırlıklar yapılmasını da ister:

“Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla, Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup-caydırasınız. Allah yolunda her ne infâk ederseniz, size eksiksiz olarak ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız” (Enfâl 60).

Âyette bahsedilen atlar savaş atlarıdır ve âyetin söylediği, “silahlar” anlamına gelir. Bu silahlar savaş için yada caydırıcı güç olarak bulunmalıdır. Demir, caydırıcı bir güçtür. İslâm-dîni boşluk-dîni değildir ve bir çelişki ve boşluk yoktur İslâm’da ve Kur’ân’da. Gerçekçidir çünkü İslâm ve Kur’ân. Nerede neyin kullanılması gerektiğini açıkça söyler.

“Peygamberimiz peygamberlik süresi boyunca 67 seriyye-gazâ-savaş tertiplemiş yada yapmıştır”. Peygamberimiz aynı-zamanda “savaşçı” bir peygamberdir. Bir elinde Kur’ân, diğer elinde kılıç/demir vardır ki “mîzan/düzen” ancak ikisinin birlikteliğinde sağlanabilir. Peygamberimizin ismi ile anılan sûre olan Muhammed Sûresi savaş sûresidir, zâten bir adı da “kıtâl sûresi”dir bu sûrenin. İslâm’da kaynak, kitap ve sünnettir. Kitap bilincin kaynağı iken, sünnet de eylemin kaynağıdır. Kitap, Allah’ı; kılıç-demir ise Peygamberi yâni eylemi temsil eder. Biri bilinç-şuur (kitap), diğeri de eylem (sünnet) olarak. Uygulama bâzen söz ile, iyilik ile olabileceği gibi, bâzen de demir ile olabilir. Sünnet bunun delîlidir.

Âyette de söylendiği gibi; Allah Kur’ân’da sâdece mîzânı değil, demiri de indirdiğini söyleyerek sâdece yumuşaklığı değil, yerine ve zarûrete göre (ki bu, nerede olursa-olsun zulmü ber-tarâf etmek demektir) demiri kullanarak sertliğe de baş-vurulabileceğini söyler.

İslâm’da savaş-süreci şu şekilde işler: Savaşmamak; savaş açanlara karşı savaşmak; engelleri, zulümleri ortadan kaldırmak için saldırı savaşı (cihad/fetih). Bu süreç için olmazsa-olmaz şart “demir”dir.

Müslümanlar kültürel/sosyâl/siyâsal/askerî alanda sürekli savunma durumunda kaldıkları ve 200 yıldır bu bakış-açısı kâlplerine de işlediği için savaşı da sâdece savunma-savaşı olarak görmeye başladılar. Lâkin, demir ile yapılan zulüm, yine ancak demir ile giderilebilir. Çünkü demiri ancak yine demir köreltir.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

 

 

 

Hakkında HABERLER

HABERLER

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*