Anasayfa » HABERLER » KATAR KRİZİNDE “DAHİLEK” PRENSİBİ NEDEN UNUTULDU?
TRUMP SUUD

KATAR KRİZİNDE “DAHİLEK” PRENSİBİ NEDEN UNUTULDU?

Katar krizinde Dahilek prenisbini unutan Araplar acaba hızlı ve güdümlü bir kültür değişimine mi uğradılar yoksa büyük bir oyunun parçası mı oldular?

Dünya Bülteni/Prof. Dr. Zekeriya Kurşun

Cahiliye edebiyatının en önemli ürünleri “Eyyamü’l Arab” denilen kabileler arasında uzun yıllar süren savaşların manzum anlatımlarıdır. Arap edebiyatının neredeyse temelini teşkil eden bu şiirlerin ana konusu kabile şairlerinin soylarını övmesi, diğer kabilelere karşı giriştikleri gazvedeki kahramanlıkları, binicilik ve kılıç kullanma becerileridir.

Ancak bütün bunların yanı sıra bedevi Arap kültürünün çok önemli bir başka yönünün de ortaya koyar bu şiirler. “Dahilek” diyerek kendilerine sığınan birisini korumayı. Düşman kabileden olsa bile teslim etmeme, hatta onlar için savaşı bile göze almayı içerir bu anlatımlar.

Körfez hayatında en önemli sosyal aktivite olan Arap meclislerinde bu şiirler hâlâ okunmaktadır. Nabtî denilen edebi tür içinde de konularını buradan alan pek çok şair yeni şiirler yazmakta ve bu meclislerde yarışmaktadır. Cömert Arap şeyhleri, emirler ve krallar bu şiirlere milyonları aşan hediyeler sunmaktadır. Bir kaç ay önce Riyad yakınlarında çölde kurulan bir festivalde Kral Selman’ın da katıldığı büyük törende şairlere sansasyonel ödüller dağıtılmıştı.
“Dahilek” nedir?

O kadar etkili bir kelimedir ki, hayat kurtarır. Hatta İslami literatüre ve Hadislere de girmiştir.

Bilindiği gibi bedevi Arap kültüründe kabile en önemli sosyal, siyasi, iktisadi bağı temsil eder. Kabile kültüründe kan bağı esastır. Fakat bir şekilde kabileye dahil olanlar da hiç bir ayırıma tabi olmaksızın ayni imtiyazı elde ederler. Özellikle can güvenliğini tehlikede hissederek kabileye “Dahilek” (sana sığındım) diyerek iltica eden biri kabilede eşitler arasında birinci sıraya yükselir. Artık o kabilenin bir parçasıdır ve onun için her türlü tehlike hatta savaş bile göze alınır.

Kabileden devlete/krallığa dönüşmüş olan Körfez ülkelerinin yine kendilerinden olan Katar’a yönelttikleri ithamlar bu kavramı bir kere daha hatırlattı. Burada “Dahilek” diyerek tarihte yaşanmış bütün örnekleri yazmak elbette mümkün değildir ama em azından Katar krizi ile ilişkilendirebileceğimiz ve genellikle hiç değinilmemiş bazı örnekleri paylaşmak istiyoruz.

Nedir Katar’a yöneltilen en önemli ithamlar? Bir kere daha hatırlayalım.

Katar İsrail karşısında sıkışmış nefes alamaz hale gelmiş Hamas’a, Mısır’daki askeri darbeden “yandım” diyerek kaçan Müslüman Kardeşlere ve fikrini özgürce açıklama imkanı bulamamış Lübnan kökenli Hristiyan mütefekkir Azmi Biçare’ye kapılarını açmıştır. Onları himaye etmektedir. Daha da önemlisi onlaraın sesini duyuracak bir de medya hayata geçirmiştir.

Yukarıda söylediğimiz gibi itham sahiplerinin kültürüne yabancı olmayan ve hatta “asıl davranış” olarak nitelenen bu durum bir yabancılaşmayı yoksa meşru olmayan bir bahaneyi mi içerdiği tartışmasına girmeden ilginç bulacağınız ve konunun tarihi boyutunun olduğunu gösteren bazı örnekler verelim.

Katar coğrafi olarak Körfez’de en belirgin noktada ve hemen herkesin kolay ulaşacağı bir geçiş güzergahındadır. Bu yüzden tarih boyunca başı sıkışan buraya iltica etmiştir. Bu durum -günün şartlarına göre- bazen komşularının tepkisinden Katar’ın başını ağrıtmış bazen de gösterdiği ev sahipliğinden dolayı kahraman yapmıştır.

Suud hanedanlığının İbrahim Paşa eliyle adeta kökü kazınmasından sonra tekrar dirilticisi kabul edilen İmam Faysal b. Türki, Merkezi Arabistan’da uzun müddet sükûn ve barışı sağladı. Osmanlı Devleti de onu kaymakam olarak atadı. Ömrünün sonlarında sağlığı bozuldu ve gözleri görmez olunca işlerin takibini oğlu Abdullah’a bıraktı (1865). Bu oğlunun Osmanlı Devleti tarafından kaymakam olarak atanacağının bir işareti sayıldı.

İmam Faysal’ın siyasetinde Körfez’de güç göstererek bazı Arap emirliklerini zorla himayesine alan İngilizler asla yoktu. Oğlunun da olmayacaktı. Bu durum İngilizleri rahatsız ediyordu. Önce Bahreyn’de bir iktidar değişikliği sağlayan İngilizler, İmam Faysal’ın diğer oğlu Suud’u kardeşine karşı tahrik ederek ve bir kısım kabileleri silahlandırarak isyan ettirdiler. Osmanlı devleti Abdullah’ın kaymakamlığını onayladı ama tehlike geçmedi. İngiliz desteği alan Suud Ahsa sahilleri ile Riyad arasında faaliyetlerine devam ediyordu.

1871 yılında Abdullah’ın da talebi ve Bağdat valisi Midhat Paşa’nin girişimi ile askeri bir harekat yapılarak Suud tehlikesi bertaraf edildi. Suud’un ilk iltica ettiği yer Katar oldu. Katar Şeyhi Muhammed b. Sani de olaylardan haberdar idi. İngiliz tahrikini biliyordu. Osmanlılar ile dosttu. Fakat “Dahilek” diyen birini reddetmek olmazdı.

Bahreyn 1860’lardan sonra İngilizler ‘in uğrak yeri hatta yarı üssü haline gelmişti Burada sadece ticari işleri takip etmiyorlar iç siyaseti de belirliyorlardı. Nitekim 1869 yılında Bahreyn şeyhini tutuklatıp kendi adamları olan kardeşi İsa’yı emir yaptılar. Doğal olarak eski emirin çocukları, hatta eşleri bile açıkta kaldılar. Ailenin kadınları Osmanlı merkezinden aldıkları maaş ile Mekke’de yaşamaya başlarken, malına mülküne el konmuş genç varisler “Dahilek” diyerek Katar’a sığındılar. Buradan haklarını aramaya çalıştılar. Bu aile zaman içinde Katar’ın en önemli ailelerinden biri oldu ve hatta bugüne kadar yönetimin önemli kademelerinde yer aldılar.

Modern Kuveyt’in kurucusu kabul edilen Mübarek El Sabah, yönetimi kardeşi Muhammedi 1896 yılında öldürerek ele geçirdi. Kardeşi Muhammed’in çocukları da Katar’a iltica etmek durumunda kaldılar. Büyük bir tacir ve dayıları olan Yusuf İbrahim yeğenlerinin davasını Katar Emiri Casim b. Sâni’ye dayanarak sürdürdü. Gasp edilen emirlik ve malların geri alınması için Katar üzerinden çaba harcadı. Bu mülteciler yüzünden Katar ile Kuveyt savaş eşiğine geldiler.

II. Abdülhamid Basra’dan Nakibül Eşraf Recep Paşa’yı Katar’a göndererek ve varislere bir takım teminatlar sağlayarak savaşı durdurdu. Bu hikayelerin elbet devamı tafsilatı olmakla birlikte tadında bırakılması yerinde olacaktır.

Körfez yönetici ailelerini doğrudan ilgilendiren bu örneklere ilave edeceğimiz sıradan insanların hatta kölelerin sığınma örnekleri de bulunmaktadır. Ayrıca benzeri “Dahilek” hadiselerini Katar dışındaki emirliklerde de görmemiz mümkündür.

Peki bugün ne oldu da tarihlerinde bir asalet davranışı olan ve yapılması kabile kültürünün olmazsa olmazı olan çaresizleri kabul ve himaye etme anlayışı “suç” haline geldi?

Modern hayatın bütün imkanlarını kullanan Körfez Arapları buna rağmen kültürlerinden taviz vermemekle, geleneklerine bağlı kalmakla övünüyorlardı.

Bu durumda acaba hızlı ve güdümlü bir kültür değişimine mi uğradılar yoksa büyük bir oyunun parçası mı oldular?

Hakkında HABERLER

HABERLER

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*