Anasayfa » HABERLER » İYİLİĞİ EMRETME KÖTÜLÜĞÜ NEHYETME BAĞLAMINDA MUHALEFET

İYİLİĞİ EMRETME KÖTÜLÜĞÜ NEHYETME BAĞLAMINDA MUHALEFET

… hangi makamda ve sıfatta olursa olsun, adaletle hükmetmeyen her baskıcı zalime karşı çıkmak, muhalefet etmek, Ona karşı örgütlenmek ve Allah’ın hükümlerini hatırlatarak uygulamaya davet etmek önemli bir ibadettir. Geleneksel düşünce, bu ayetten yola çıkarak “yöneticiye itaat etmek farzdır” şeklinde bir mantık geliştirmiş ve muhalefet fikrine kapıyı kapatmışsa da; aslında tam tersine bu ve benzeri ayetler, Allah’a, Resulüne ve sadece içinde Allah korkusu taşıyan yöneticilere uyulmasını istemektedir.

Muhalefet”, bir görüşe, bir eyleme, bir tutuma karşı olma durumu, aykırılık ve görüş ayrılığı anlamlarını içerir.

“Bağy”  ise, istemek, istemede ileri gitmek, saldırıya yeltenmek veya saldırmak gibi anlamlara gelir.

Her iki kelime de İslami ıstılah ta, Müslümanların ‘yanlış yolda’ olduğunu düşündükleri yöneticileri uyarma, eleştirme, yürürlükteki uygulamaları ya da daha ilerisi özellikle bağy kavramı özelinde; mevcut düzeni değiştirmek istemelerini ifadede kullanılmıştır.

Muhaliflerin amacı siyasidir ve onlar, niyetleri fesat çıkarmak olmayan; yaptıklarının toplumun hayrına olduğunu düşünen bir topluluktur.

İslam düşünce tarihinde, bugünkü anlamıyla muhalefet fikri, maalesef hiçbir zaman kendisine bir yer bulamadı.

İyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, yanlışı düzeltmek önemli bir sorumluluk olarak Kitap ta yer almış olmasına rağmen, bunun toplumsal boyutu ve sınırı üzerinde fikir birliği oluşturulamadı.

Tarih boyu bu minvaldeki girişimler hep tefrika, isyan ve irtidatla eş addedildi; yöneticiler, toplumsal muhalefet fikrine hiçbir zaman sıcak bakmadı.

İktidar kutsallaştırılıp, yönetim makamında oturan kişiler dinin ve dolayısı ile de Allah’ın temsilcisi kabul edilip vahiy kaynaklı ve eleştirilemez görüldü. Bu da, iktidarda bulunan yönetici, vali, kadı hatta düz memurların dahi eleştirilememe ve layüsel kabulünü getirdi.

Oysa dine yapılabilecek en büyük kötülük, belli bir zaman ve mekânda beşer eli ile konulmuş yasa ve uygulamaları mutlak görmek, dinin aslı gibi meşrulaştırmak ve din ilan etmektir.

Zamanın yorumlarını din görme problemi, Resulün vefatından hemen sonra başladı ve beraberinde hangi mezhep ya da ekol daha güçlü olmayı başarmışsa, iktidarın desteğini almışsa sonraki nesillere “onların dini” taşındı.

Oysa farklı zaman ve coğrafyalarda ortaya çıkan uygulamaları dinin aslı görmemek; daha iyi ve güncel uygulamaların olabileceğini kabullenmek; geçmiş dönem yorumlarına mutlak bir misyon yüklememek dinin kendisidir.

Aynı dönem ve coğrafyada, daha değerli muhalif düşünceler neşet etmiş, dinden başka şeyler anlamış ve muktedir olanların yorum ve uygulamalarını doğru bulmayarak farklı şeyler üretmiş; ancak güçsüz ve yalnız olduklarından, taraftar bulamadıklarından düşüncelerini yaygınlaştırma fırsatı bulamamış olabilirler.

Bilmek gerekir ki, tüm insanlar eksik, kusurlu ve sadece Allah’ın dini mükemmel, kusursuzdur.

O yüzden vahiy harici tüm yönetim modelleri, kurumlar, araçlar hata ve yanlıştan ari değildir ve belki, başlangıçta iyiyken, zaman içerisinde eskimiş, ihtiyacımızı karşılayamaz olmuş olabilirler.

O halde toplumu diri tutup, hayatı güzelleştirecek en anlamlı şey, yapıcı ve örgütlü muhalefetin işlerliğini sağlamaktır. Muhalif hareket ve düşüncelere tahammül gösterebildiğimizde, onları da dinleme ihtiyacı hissettiğimizde belki fitne zannettiğimiz farklı fikir ve düşünceler, bireysel ve toplumsal yaşantımızı canlandıran dinamik bir rol üstlenmiş olacak.

İslam düşüncesinde muhalefetin temel olgusu olan “iyiliği emir ve kötülükten nehiy” ilkesinin temel hedefi, iyiliklerin çoğalması, kalıcı olabilmesi, kötülüklerin azalması ve bir daha geri dönmemesidir.

“Mümin erkeklerle mümin kadınlar da birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkor, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Allah ve resulüne itaat ederler…” (Tevbe 71)

İslam bir imtihan olarak tanımlamak suretiyle herkesi yaşadığı hayattan mesul tutar. Yöneticilerin baskısı, malını kaybetme endişesi, sevdiklerinin hoşnutsuzluğu gibi sebeplerle kötülüğe rıza gösterenleri hesapların sorulacağı gün ile uyarır:

“De ki: “Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizin için Allah’tan, peygamberinden ve Allah yolunda çalışmaktan daha değerli ise, Allah’ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez.” (Tevbe 24)

Dini gerekçeler oluşturarak yönetime peşinen itaat etmeyi seçmek, yozlaşma ve adaletten uzaklaşmayı peşinen kabullenmektir. Güçlü bir iktidar için, her kafadan ayrı bir sesin çıkmaması fikri, ilk anda kulağa hoş gelebiliyor.

Gayrı İslami sistemlerin günümüzde ortaya koyduğu Parti modelleri bile, Müslümanların cemaat ve kurum yapılanmalarından daha ileri bir görüntü vermekte.

İslami camialar olarak, kurduğumuz tüm parti, dernek ve vakıflarda; beraberinde çıkardığımız gazete, dergi ve yayınlarda maalesef hiçbir şekilde muhalefete izin vermiyor, muhalifleri sevmiyor ve çevremizi bizim gibi düşünen, eleştirmeyen, donuk fikirli kimselerden oluşturmaya gayret sarf ediyoruz.

Oysa tüm ilişkilerimizde, kimden gelirse gelsin iyi ve doğru olanı desteklemeli; kötü ve yanlış olana karşı çıkmalıyız.

Bilmeliyiz ki, mevcut yönetimlere ve liderlere muhalefet “İslam’a muhalefet” değildir:

“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, elçisine itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. …” (Nisa/59)

Şu halde, hangi makamda ve sıfatta olursa olsun, adaletle hükmetmeyen her baskıcı zalime karşı çıkmak, muhalefet etmek, Ona karşı örgütlenmek ve Allah’ın hükümlerini hatırlatarak uygulamaya davet etmek önemli bir ibadettir. Geleneksel düşünce, bu ayetten yola çıkarak “yöneticiye itaat etmek farzdır” şeklinde bir mantık geliştirmiş ve muhalefet fikrine kapıyı kapatmışsa da; aslında tam tersine bu ve benzeri ayetler, Allah’a, Resulüne ve sadece içinde Allah korkusu taşıyan yöneticilere uyulmasını istemektedir.

Adı ister “imamet” isterse “hilafet” olsun, hiç bir beşer yönetimi mutlak değildir. Yanılma, şaşma, unutma, azma, sapma, görmeme, işitmeme, akletmeme gibi daha birçok kusuru potansiyel olarak bünyesinde taşır.

Allah’ın direk müdahalesi ve hataları düzeltmesi gibi bir durum söz konusu olamayacağına göre, bu noktada görev tamamıyla toplumun muhalif ve öteki diğer unsurlarına düşer.

O halde, iyiliği emretmek kötülükten alıkoymak ilkesi; her ferdi denetçi haline getiren bir ilkeye dönüşmelidir.

Konuşmak, eleştirmek ve öneriler sunarken şiddete ve zora dayanmamak muhalefetin temel davranış biçimi olmalıdır.

Geçmiş dönemlerde muhalefet anlayışı, hiç bir zaman kurumsal bir niteliğe bürünemedi. Bireysel anlamda toplum ileri gelenlerinin ya da kamuoyunu etkileyecek kişilerin etrafına toplanarak iktidarın uygulamalarını etkilenme ve düzeltmeye çalışmak şeklinde gerçekleşti.

Örgütsel, planlı ve organize olmuş muhalefet fikri hep tepki gördü ve mevcut sistem için tehdit kabul edildi.

Oysa İslam toplumlarında İktidar, muhalefet mensuplarına karşı; muha­lefet mensupları da iktidara karşı, şiddete ve zora dayalı yön­temlere başvurmadan muhalefet üretebilmeli ve makul sınırlar içerisinde yapılan kurumsal muhalefete yaşama hakkı tanınmalıdır.

İslâmî bir siyasî yapılanmada, muhalefetin temel fonk­siyonu, iktidarın hukukî esaslara uygun hareket etmesini sağ­lamak, denetimini gerçekleştirmek ve kararları gerek alırken gerekse uygularken hukuka uygunluğunu sağlayıcı denetim mekanizmalarının doğru çalışmasına yardımcı olmaktır.

O halde, iyi yetişmiş tevhidi düşünen insanların sayısını çoğalt­mak, gerekli örgütlenmeleri yaparak siyasî kararların alınma­sında ve uygulanmasında, düşüncelerimizin ve beklentileri­mizin de dikkate alınmasını sağlamak her dönem ve mekanda temel hedef olmalıdır.

Selam ve dua ile…

 

Hakkında ENES TARIM

ENES TARIM

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*