Anasayfa » ALINTILAR » İSLAM’DA SÜNNET OLMAK (HİTAN) VAR MI?
sunnet-buzdolabi-susleri-2

İSLAM’DA SÜNNET OLMAK (HİTAN) VAR MI?

Sünnet kelimesi, “âdet, yol, davranış” anlamlarına gelen arapça kökenli bir sözcüktür. Bu yol Hz. İbrâhim’den çok önce başlamış olmasına rağmen, müslümanlar olarak biz, Hz. İbrâhim’i ve onun oğlu Hz. İsmâil’in soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed’i örnek alarak bu uygulamayı devâm ettiriyoruz. Sünnet olmayanlar dîni açıdan sorumlu tutulmayacaklardır. Çünkü bu, adı üstünde “sünnet”tir. Tabi gelenek ve coğrafya sünnet olma baskısı yapabilir. O ayrı bir konu… Sünnet olmak farz değildir, adı üstünde sünnettir. Zarûriyyattan olmasa da tahsiniyyattandır ve yapılması bir-çok açıdan iyidir.

Hârûn Görmüş

Bir şeyin dinde bulunup-bulunmadığı, o dînin ana-kaynağında o şeyin bulunup-bulunmadığı ile ilgilidir. İslâm’da bir şeyin olup-olmadığını sorgulamak, -İslâm demek Kur’ân demek olacağı için- Kur’ân’da olup-olmadığı sorgulanmalıdır ilk başta. İslâm’da sünnet olmanın olup-olmadığı, Kur’ân’da sünnet olmanın olup-olmadığı ile alâkalı bir sorudur. Fakat bu soruda bir farklılık var. Sorulan şey, farz olan bir konunun olup-olmadığı sorusu değildir. Adı üstünde; “sünnetin (hitan) vâr olup-olmadığı” sorusudur buradaki soru.

İslâm bir istibdat dîni değildir. Bir şeyin İslâm’da olması, ilk başta o şeyin Kur’ân’da olup-olmadığı konusuyla ilgili olsa da, İslâm’da sünnet de vardır ve sünnet, uygulamanın kaynağıdır. Bu uygulamalardan bir tânesi de sünnet (hitan) olmaktır. Bu nedenle düğünlerle-törenlerle kutlayarak yaptığımız sünnet olma etkinliği, İslâm’da farz olarak değil, fakat sünnet olarak vardır. Çünkü İslâm’da sünnet vardır.

Kur’ân’da sünnet olmayı emreden bir âyet yoktur. Fakat vahye uyan ve bize tâkip etmemiz tavsiye ve emredilen peygamberlerden Hz. İbrâhim’in bir tavrı-uygulaması olarak yahudiler, müslümanlar ve bâzı hristiyanlar bunu devâm ettirmişlerdir ve hâlen de ettiriyorlar. Kutsal Kitap, Tekvin (17:9) bölümüne baktığımızda: “Ve Allah İbrâhim’e dedi: Ve sen ise, sen ve senden sonra zürriyetin, nesillerince ahdimi tutacaksınız. Sizinle ve senden sonra zürriyetinle benim aramda tutacağınız ahdim şudur: Aranızda her erkek sünnet olunacaktır”.

Sünnet kelimesi, “âdet, yol, davranış” anlamlarına gelen arapça kökenli bir sözcüktür. Bu yol Hz. İbrâhim’den çok önce başlamış olmasına rağmen, müslümanlar olarak biz, Hz. İbrâhim’i ve onun oğlu Hz. İsmâil’in soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed’i örnek alarak bu uygulamayı devâm ettiriyoruz. Sünnet olmayanlar dîni açıdan sorumlu tutulmayacaklardır. Çünkü bu, adı üstünde “sünnet”tir. Tabi gelenek ve coğrafya sünnet olma baskısı yapabilir. O ayrı bir konu.

Peki sünnet olmak tıbbi olarak yararlı mı zararlı mı?. Bir-kaç örnek vererek konuyu anlamaya çalışalım..

Yararları

“Aslında tıbben her-hangi bir zorunluluğu yoktur” dense de, yapılan araştırmalar, sünnetin başta idrar-yolları enfeksiyonunun azaltılması olmak üzere bir-çok yarârının bulunduğunu ortaya koyuyor.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Alper Soysal, sünnetin 1 yaşındaki bir çocukta meydana gelebilecek idrar-yolları enfeksiyonunu 10 kat azalttığını söyleyerek şu bilgileri verir:

“Genitâl hijyen de sünnet sâyesinde daha kolay sağlanıyor. Sünnet işleminin faydaları çeşitli araştırmalarda belirtilmiştir. Bu faydalardan en önemlisi ise penis kanseri ve cinsel yolla hastalık bulaşma riskini azaltmasıdır.

 Sünnetsizlerde sünnet derisi ile kamış-başı arasında “smegna” ismi verilen bir salgı birikir. Bu birikim mikropların da işe karışmasıyla çok acı veren iltihaplara yol açabilmektedir. Ayrıca, sünnet olmuş erkeklerin hemen hiç-birinin penis kanserine yakalanmadıkları kanıtlanmıştır. Bâzen de sünnet derilerinde darlık olur. Bu durum, ameliyatla giderilmediği, yâni bildiğimiz “sünnet” ameliyesi gerçekleşmediği takdirde, peniste “fimosiz” dediğimiz bir rahatsızlık ortaya çıkarır. Bu da penis sertleşmesi veya idrar boşalımı esnâsında acı duyulmasına sebep olur.

 Diğer taraftan, sünnetli erkeklerde penisin kıyâfetlere sürtünmesi sonucunda hassâsiyetinin giderek azaldığı, böylece sünnetin erkeklerin korkulu rüyâsı olan erken boşalma gibi bir problemin de ortadan kalkmasını sağladığı bilinmektedir. Amerikan tıp dergisi New England Journal of Medicine’ın Nîsan ayında açıkladığı, yirmiye yakın doktorun iştirâkiyle hazırlanmış araştırma raporuna göre, kişiye bir-çok fayda verdiği zâten bilinen sünnet, sünnetli erkeğin hanımı için de bir-çok kritik hastalıklara karşı korunum sağlıyor.

 Dergide yer alan araştırma raporuna göre, rahim kanseri vak’alarının yüzde 99’undan sorumlu tutulan popilmavirus (hpv) sünnetli erkeklerde daha az görülüyor. Çünkü, sünnetsizlerin sünnet derisinin iç kısmına virüs daha kolay yerleşiyor ve smegna’ya bulaşarak bu kısmı zedeliyor.

 Ayrıca idrar yapmayı engelleyen ve bu yüzden ağrı ve çeşitli sıkıntılar oluşturan “bitik” denilen yapışıklık, sünnetlilerde doğal olarak görülmez”.

Zararları

Sünnet olmanın zarârından da bahsedenler vardır fakat savundukları tezlerin hayatta bir karşılığı olmadığı için “tez” olarak kalmaya mahkûmdur. Şöyle derler:

“4-6 yaş arasındaki erkek çocukları, “psiko-dinamik” olarak özel bir döneme girer. Babalarının kendilerine zarar vereceği, pipilerini keseceği türünde kaygıları vardır. Tam da bu süreçteyken sünnet edilmeleri, ileri yaşlarda cinsel hayatlarını olumsuz etkiler.

 Kesilen deri miktârına bağlı olarak, sünnet, erkeği penis derisinin %80 kadar veya daha fazlasından(?) mahrum bırakır. Sünnet derisinin uzunluğuna bağlı olarak, onu kesmek, penisi %25 veya daha fazla kısa yapar. Özenli anatomik araştırmalar göstermiştir ki, sünnet bir metreden fazla damar, arter ve kılcal damarları, 80 metreye yakın sinir uzunluğunu ve 20,000’den fazla sinir-ucunu yok eder. Üst-derinin kasları, bezleri, mukoz tabakası ve epitelyal dokusu da bunların yanında tabî ki yok olmuştur.

 Sünnet, penis derisindeki ve penis başındaki normâl kan dolaşımını bozar. Ana penis arterlerine akmak isteyen kan, yarma noktasındaki yara dokusu ile engellenir, bu da kanın daha ilerdeki diğer kılcal damarları beslemek yerine geri doğru akmasına neden olur. Kandan yoksun olan meatus büzülüp yara oluşturabilir, bu da idrar akışını engeller. Meatal Stenosis denen bu durum, genellikle düzeltici cerrâhi müdâhale gerektirir. Bu hastalık neredeyse tamâmen sünnetli çocuklara özeldir.

 Sünnet hakkında en yaygın olan efsânelerden biri, sünnetin penisi daha temiz ve bakımı daha kolay yaptığıdır. Bu doğru değildir. Gözkapakları olmadan gözler daha temiz olmaz, penis de üst-deri olmadan daha temiz olmaz. (Tabi hiç kimse penisi açık olarak dolaşmıyor. H.G.) Yapay olarak dış organ hâline getirilen glans (penis başı) ve meatus, kire ve aşınmaya sürekli açık hâldedir, bu da sünnetli penisi daha kirli yapar. Koruyucu üstderinin kaybolması, üriner yolu bakteri ve virâl patojenlere karşı korumasız bırakır”.

 Açıkçası sünnetli olmayı savunan biri olarak sünnetin zararları konusunda söylenenleri çok iknâ edici bulmuyorum. Çok-çok nâdir vâkâları “yaygın vâkâlar” gibi sunuyorlar. Bâzı psikolojik etkileri olabilir, fakat sünnet olmamanın da psikolojik-toplumsal kötü etkileri-sonuçları vardır ve bu etkiler daha büyük oluyor. Aslında sünnetin geçerli olduğu bir toplumda sünnet olmamak psikolojik bozukluk yapar. Sünnet olan bir toplumda olumsuz psikolojik etkiler ise uzun zaman sürmez.

Peki Hz. Îsâ sünnet olduğu hâlde, hristiyanların büyük çoğunluğu neden sünnet olmamaktadırlar?. Hz. Îsâ sünnetli olmasına rağmen (çünkü yahudi olarak doğmuştu ve sekiz günlükken sünnet olmuştu) hristiyanların çoğu olmuyor, çünkü onlar Hz. Îsâ’yı değil, eski pagan yeni hristiyan Pavlus’u izliyorlar ve Pavlus, sünnetin olmadığı pagan bir toplumda doğduğu, yetiştiği ve yaşadığı için bunu gereksiz bulmuş ve sünnetsizlik sürüp gitmiş.

Aslında sünnet hristiyanlıkta yasak değil ve Coptic hristiyanlarda bu gelenek var ve uygulanıyordu. Îsâ’nın doğumundan sonraki yıllarda sünnet konusunda bir karışıklık çıkmış. MS. 50 yılında yahudi hristiyanları için sünnetin zorunlu olmadığı karârı verilmiş. Saint Paul bu fikrin önde gelen savunucularından biri olmuş. Daha sonra bu hristiyanlık âleminin geri kalanında da yaygın bir olay hâline gelmiş ve sünnet olmamış hristiyanlar.

Pavlus ağırlıklı olarak, sünnet geleneğinin olmadığı bir coğrafyada ve kültürde faaliyette bulunmuş, insanlara kendi sunduğu öğretinin önünde sünnetin engel teşkil ettiğini görünce, sünneti tamâmen reddetmemekle birlikte, “kâlbî sünnetin” üzerinde durup, sünnet olmanın şart olmadığı görüşünü dile getirmiştir. Şimdi aşağıda vereceğimiz İncil âyetlerinde, Pavlus’un bu görüşlerini okuyalım:

“Romalılara Mektup 2: 25-Kutsal Yasa’yı yerine getirirsen, sünnetin elbet yararı vardır. Ama Yasa’ya karşı gelirsen, sünnetli olmanın hiç-bir anlamı kalmaz. 26-Bu nedenle, sünnetsizler Yasa’nın buyruklarına uyarsa, sünnetli sayılmayacak mı?. 27-Sen Kutsal Yazılar’a ve sünnete sâhip olduğun hâlde Yasa’yı çiğnersen, bedence sünnetli olmayan ama Yasa’ya uyan kişi seni yargılamayacak mı?. 28-Çünkü ne dıştan Yahudi olan gerçek Yahudi’dir, ne de görünüşte, bedensel olan sünnet gerçek sünnettir. 30-Çünkü sünnetlileri îmanları sâyesinde, sünnetsizleri de aynı îmanla aklayacak olan Tanrı tektir.

Romalılara Mektup 4: 9-Bu mutluluk yalnız sünnetliler için mi, yoksa aynı zamanda sünnetsizler için midir?. Diyoruz ki, “İbrâhim, îmânı sâyesinde aklanmış sayıldı”. 10-Hangi durumda aklanmış sayıldı?. Sünnet olduktan sonra mı, sünnetsizken mi?. Sünnetliyken değil, sünnetsizken… 11-İbrâhim daha sünnetsizken îmanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işâretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları hâlde îman edenlerin hepsinin babası olsun, böylece onlar da aklanmış sayılsın. 12-Böylelikle atamız İbrâhim, yalnız sünnetli olmakla kalmayan, ama kendisi sünnetsizken sâhip olduğu îmânın izinden yürüyen sünnetlilerin de babası oldu.

Korintoslulara Mektup 7: 18-Biri sünnetliyken mi çağrıldı, sünnetsiz olmasın. Bir başkası sünnetsizken mi çağrıldı, sünnet olmasın.

Galatyalılara Mektup 5: 2-Bakın, ben Pavlus size diyorum ki, sünnet olursanız Mesih’in size hiç yararı olmaz. 6-Mesih Îsa’da ne sünnetliliğin ne de sünnetsizliğin yararı vardır; yararlı olan, sevgiyle etkisini gösteren îmandır.

Galatyalılara Mektup 5: 11-Bana gelince, kardeşler, eğer hâlâ sünneti savunuyor olsaydım, bu-güne dek baskı görür müydüm?. Öyle olsaydı, çarmıh engeli ortadan kalkardı. 12-Bedende gösterişe önem verenler, yalnız Mesih’in çarmıhı uğruna zulüm görmemek için sizi sünnet olmaya zorluyorlar.

Filipililere Mektup 3: 2-Kötülük yapan o adamlardan, o köpeklerden sakının; o sünnet bağnazlarından sakının!”.

Sizlerin de okuduğu gibi, Pavlus Kutsal Yasada yer alan ve devamlı bir yasa olarak ortaya konan sünnetin yalnızca kâlbî boyutu üzerinde durmuş, fizîki sünnetin olmayabileceği karârına varmıştır”.

Paulus, Helenleri uydurduğu dîne sokmak için “sünnet olmaya gerek olmadığını” söylemiştir. Zîrâ Yunanistan’lılar sünnet olmak istemiyorlardı. Hristiyanlıktaki sünnetsizliğin sebeplerinden biri de budur. Sünnetsizlik, Paulus’un Helenlere verdiği bir tâviz idi.

Şimdi; tüm bunlar tartışılabilir ama konu hiç-bir zaman bir nihâyete bağlanamaz. Biz konuyu farklı bir açıdan ele almak istiyoruz…

İslâm’a göre yapılan işler 3 maslahat nedeniyle yapılır-istenir. Şâtıbi, dînin amaçlarını, zarûriyyat, haciyyat ve tahsiniyat olarak önem sırasına göre sıralamıştır.

1-Zarûriyyat: Mecbûri işler. İster-istemez olan işler. Kaçınılması imkânsız durum. Bunlar, têmin edilmediği takdirde toplumda bozulma ve dağılmalar başlayabilir. Dînin, canın, aklın, neslin ve malın korunması, bunların zâyi olmasına yol açacak şeylerin giderilmesi zarûridir. Sosyâl adâlet, düşünce ve düşünceyi ifâde hakkı, seçme ve seçilme hakkı, haber alma hakkı, barınma ve çalışma hakkı, seyahat etme hakkı gibi haklar zarûriyyata âittir.

2-Haciyyat: Zorunluluk derecesi zarûriyyat seviyesinde olmayıp, normâl ihtiyaç seviyesinde korunması hedeflenen maslahatları ifâde eder. Tedbirli olmak haciyyattandır. Haciyyattan kavram olarak ilk defâ bahseden Cüveyni ise haciyyatı, zarûret derecesine ulaşmamış genel ihtiyaçlar diye târif eder. Hâciyyât, dînin, canın, aklın, neslin ve malın korunması için tedbir alınması, zorluğun giderilmesi ve genişliğin têmin edilmesi ile ilgili insanların muhtâç olduğu maslahatlardır. Bu maslahatlar gözetilmediğinde sıkıntıya düşülür veya zarûri maslahatların korunması tehlikeye düşer. Öğrenim, sağlık, trafik gibi gereksinimler de haciyyata dâhil edilebilir.

3-Tahsiniyyat: Güzel elbiselerin giyilmesi, nâfile ibâdetlerle, gönüllü yapılan sadaka ve benzeri şeylerle AIIah’a yaklaşılmaya çalışılması gibi şeyler tahsîniyyât türündendir. Beşeri davranışlarda (âdât) yeme ve içme kuralları, pis ve iğrenç şeyleri yeme ve içmeden uzak durma, israf ve pintilikten kaçınma gibi şeyler örnek olarak zikredilebilir. Müzik, tiyatro, resim, sinema gibi plastik ve görsel sanatlar ve tüm estetik değerler de tahsiniyyata dâhil edilebilir.

Şimdi; sünnet zarûri bir ihtiyaç mıdır?. Yâni zarûriyattan mıdır?. Kimilerine ve kimi durumlara göre zarûri olsa da genel olarak illâ ki zarûridir diyemeyiz. Peki haciyyattan mıdır?. Sünnet olmak haciyyata daha yakın dursa da haciyyatın kapsamına girdiğini de net olarak söyleyemeyiz. Peki tahsiniyyattan mıdır?. Yâni hasen=güzellik için midir?. İşte bizim konuyu çekmek ve sünnet olunması gerektiği yönündeki inancımızı dayandırdığımız nokta burasıdır: Tahsiniyyat. Yâni güzellik.

Basit, sağduyulu, normâl ve tarafsız bir bakışla baktığımızda, sünnetli olan erkek cinsel organının, sünnetsiz olan erkek cinsel organına göre; hem küçük abdesti yapmada daha pratik, hem de cinsellik ve görünüş açısından daha normâl, tahrik edici ve şehvetli durduğu çok nettir. İşte sâdece bu nedenden dolayı bile sünnet savunulabilir ve sünnet olmak tavsiye edilebilir. Çünkü şehvet de bizim hayâtımızın bir parçasıdır ve insanlığın devâm etmesini sağlayan cinsel ilişkinin daha kaliteli olması için (tahsiniyyat), sünnetli erkeklik organı daha uygundur. Hiç şüphe yoktur ki cinsel ilişkide görüntü en önemli etkendir. İşte biraz da bu nedenden dolayı sünnetli olmayı daha iyi ve doğru buluyoruz.

Sünnet, cinsel organın şeklini bozmak değil, tam aksine ona şekil vermektir. Özellikle kadınlar olmak üzere insanların estetik ameliyatlarla genellikle gereksiz yere vücutlarının çeşitli yerlerini kestirip biçmesine sesini çıkarmayanlar, iş “dînî dayanağı olan sünnet” olmaya gelince başlıyorlar îtirâza. Îtirazlarının ana-nedeni tıbbi kaygılar değil, dîne olan gıcıklıklarıdır. Dînî nedenlerden dolayı burun estetiği yaptırılsa ona da karşı çıkarlardı büyük ihtimâlle. Kadınlar için ise sünnet olmak zarûri hâller dışında gereksizdir. Zâten İslâm’da da buna gerek görülmemiş ve -uygulamayı âdet edinmiş bâzı yöreler hâriç- yapılmamıştır.

Bir de derler ki: “Sünnetsiz bir şekilde doğduk, doğal olan bir şeyi niçin keserek şeklini değiştiriyoruz?”. O zaman biz de: “Doğduğumuzda göbek-kordonuyla birlikte doğduk, doğal olan budur. Doğal olan göbek-kordonunu niçin hemen keserek değiştiriyoruz?” diye sorarız. Göbek-kordonunun hemen kesilmesi şart değildir ve kordon, sıkıştırılıp kan akışı kesildiği için kısa zamanda kuruyup düşer. Zâten göbek-kordonun hemen kesilmemesini tavsiye edenler de vardır: “Kordonun geç kesilmesi anemiyi engeller, kanlanmayı arttırdığı için demiri arttırır ve böylece bir-çok hastalığı önler” denir. “Lotus Doğum” (doğumdan sonra bebeğin göbek-bağını kesmemek ve bir süre plâsentaya bağlı kalmasını sağlamak) denilen doğum şeklinde göbek-kordonu belli bir süre plasentaya bağlı olarak kalabiliyor. Böylece kordonun belli bir süre sonra doğal yollarla kuruyup düşmesi beklenir. Bu süreç doğumdan sonra 3 ilâ 10 gün arasında değişir. Evet; göbek-kordonu kendisinin belli bir süreliğine bulunması gerekli olup, zamânı gelince kesilmesi gereken bir parçadır. Zâten kesildiğinde estetik bir görünüme kavuşur. Aynen erkeklik organının ucundaki deri parçasının da, zamânı geldiğinde kesilip estetik bir görünüme kavuşturulmasında olduğu gibi.

“Bizim kâlplerimiz kılıflıdır” dediler. Öyle değil! Allah onları kâfirlikleri sebebiyle lânetledi; onun için çok az îmâna gelirler” (Bakara 88). Âyet “kılıflı (sünnetsiz) kâlp”ten söz ediyor. Kâlp kılıflı olunca fıtratına uygun davranamıyor. Bir şey kılıfının içindeyken fıtratına/doğasına tam olarak uygun davranamaz çünkü. Kılıç, kılıfındayken (kın) ne işe yarasın ki?. Kılıfı ile de karşı tarafa bir “darbe” vurulabilir belki ama, etkili ve doğasına uygun kullanmak için onun kılıfından çıkarılması gerekir ki, görevini tam olarak yerine getirsin.

Son söz: Sünnet olmak farz değildir, adı üstünde sünnettir. Zarûriyyattan olmasa da tahsiniyyattandır ve yapılması bir-çok açıdan iyidir.

En doğrusunu sâdece Allah bilir.

 

 

 

Hakkında Harun Görmüş

Harun Görmüş

6 Yorumlar

  1. Arap müşrikleri atalarının (İbrahimi din) dini üzereydi
    “Çirkin bir iş işledikleri vakit, “Biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bize bunu emretti” derler. De ki: “Şüphesiz, Allah çirkin işleri emretmez. Siz bilmediğiniz şeyleri Allah’ın üzerine mi atıyorsunuz?” (7/A’RÂF-28)

    ERKEK ÇOCUKLARI SÜNNET ETTİRMEK

    “Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.” (95/Tin 4)

    “Gökleri ve yeri yerli yerince yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi de güzel yaptı. Dönüş ancak O’nadır.” (64/Tegabun 3)

    “Onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim de (putlara adak için) hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse, şüphesiz o apaçık bir hüsrana düşmüştür.” (4/Nisa 119)

    Eğer Yüce Allah bir insanın sünnet olmasını gerekli görseydi insanı sünnetli yaratırdı. Göz kapakları neden var? Hiç bir organ boşa yaratılmamış sen gerekli bir parçayı söküp atıyorsun. Sünnet olmanın hiç bir İslami ve Kur’an-i delili yok. İbrahim’den kaldığıymış yahu nereden biliyorsun ondan kaldı Kur’an’da mı yazıyor. İbrahim’in dinine uyun (3/Al-i İmran 95) ayetini çarpıtmanın anlamı yok. İbrahim müşriklerden olmadı yazıyor ayette. Besbelli sünnet müşrik işi.
    Prof. Dr. Paul M. Fleiss (M.D., M.P.H.): “Göz kapakları gözleri nasıl korursa, üst-deri de glansı korur. Göz kapakları olmadan gözler daha temiz olmaz, penis de üst deri olmadan daha temiz olmaz. Sünnet hijyen ve sağlık dışıdır. Sünnet normal kan dolaşımını bozar. Sünnet köreltir ve hissizleştirir.”

    Dr. Thomas J. Ritter (M.D.): “Üst deri Smegma üretir. Smegma temizdir, kirli değildir, faydalıdır ve gereklidir. Bu sıvının antibakteriyel ve antiviral özellikte oluşu penisi temiz ve sağlıklı tutar. Bütün memeliler smegma üretirler.”

    Dr. Georg von Neumann: ”Peniste [Meissner cisimcikleri] sadece sünnet derisinde ve frenulumda bulunur. Bu tür reseptörler (sünnet derisi yoluyla) vajinanın içini hissederler. Sünnetli erkekler bu çok hassas penis duyusunu kaybetmişlerdir”

    Dr. Sears (American Pediatrician): “Bazı tıbbi yararları olduğunu düşündüğünüz için bebeğinizi/çocuğunuzu sünnet ettirmeyin. Amerikan Pediatri Akademisi (AAP) en son çalışmalarında son yıllardaki verilere bakarak sünnetin tıbbi yararı olup olmadığını araştırmışlardır. Kararları: YOKTUR. Sünnetin yapılmaya değer tıbbi bir yararı yoktur. Üst deri penis başını korur. Doğayı kendi haline bırakın. İster Tanrı’nın isterse doğanın erkekleri bu şekilde yarattığına inanın. Erkeklerin üst deriyle doğmalarının bazı sebepleri olmalı. Tanrı’nın/doğanın yarattığını değiştirmeye çalışmak neden?”

    https://sunnetinzararlari.wordpress.com/

    • HABERLER
      Harun Görmüş

      Arap müşrikler, İbrâhim’in hâlis dîni üzere değil, “yakın ataları”nın tahrif ve tahrip ettiği şirk dîni üzereydiler.

      Allah, “gökleri ve yeri yerli-yerince yarattı” fakat insana îmar etme iznini de verdi. Zîrâ bize akıl ve irâde verdi. “İnsanı en güzel şekilde yaratmıştır”. “Erkekler sünnetsiz olarak doğmuşlardır ve bu nedenle de bu “en güzel yaratılış” bozulmamalıdır” mantığına göre; o zaman “kadınlar da bekâret zarlarıyla yaratılmışlardır ve herhangi bir müdâhaleyle o doğallık (bekâret) bozulmamalıdır” denilebilir mi?. Demek ki gerekiyorsa bozulabiliyor. Biz hayvan değiliz ki mutlak bir doğallığa göre yaşayalım. Hem, “Allah’ın yaratışını değiştirme” konusunda neden sâdece sünneti ele alıyorsunuz da; tüm gereksiz estetikler, küpe için kulak deldirme, pirsing için değişik yerleri deldirme, dövme yaptırma, gereksiz estetik ameliyatlar, lens, silikon taktırma, lazer epilasyon, göbek kordonunu kesme ve hattâ saç ve tırnakları kesme vs. konularını gündeme getirmiyorsunuz?. Bunlar da doğallığı bozmaktır. Sünnet olmak, direkt olarak din ile alakalı olduğu için mi?, rahatsızlık bundan dolayı mı?. Yine; “karada ve denizde fesat çıkararak” Dünyâ’nın altını-üstüne getirenlere ve insanlara yapmadıkları zulüm bırakmayanlara en ufak bir eleştiriniz var mı?, onları hiç eleştiriyor musunuz? Yada küçük bir eleştiri bile yapmaya cesâretiniz var mı?. 1 cm’lik deriye niye bu kadar taktınız da, her türlü zulmü, adâletsizliği ve şerefsizliği yapanlara bir şey demiyorsunuz?. Çünkü doğal yaratılışın bozulmasıysa mesele, modern dönemde olan bozulmaların haddi-hesâbı yok.

      İnsan, doğduğunda beyni ve bazı organları bile tam olgun olarak doğmuyorken, neden insanın bu organların tam faaliyette olarak doğmadığını sorgulamıyorsunuz da, “sünnetli yaratılması gerektiği”ni sorguluyorsunuz?. Allah, sünnet merâsimleri ile insanları bir-araya toplamayı ve sosyâl bir birliktelik oluşmasını dilemiş olamaz mı?. Sünnetin sosyâl yönü yok mudur?.

      Göz kapakları var ama burun delikleri için kapak yok. Bir şey giriveriyor içine. Şimdi buna bir eksiklik mi diyeceğiz?. İslâmî delil sâdece kağıt üzerinde değil, “sünnet”=”uygulama” olarak da olur. Hz. İbrâhim’den önce de sünnet vardı ve bu bir orta-doğu uygulamasıdır. Batı’nın her türlü pisliklerini taklit etmek sorun olmuyor da, sıra doğu’ya ve araplara gelince mi sorun oluyor?. Tartışılır olmakla birlikte, hadis kitaplarında Hz İbrâhim’in sünnet olduğu yazılıdır. Zâten Tevrat’ta da Hz İbrâhim’e sünnet olması emredilir:

      “Ve Allah İbrâhim’e dedi: Ve sen ise, sen ve senden sonra zürriyetin, nesillerince ahdimi tutacaksınız. Sizinle ve senden sonra zürriyetinle benim aramda tutacağınız ahdim budur ki; aranızda her erkek sünnet olunacaktır. Ve gulfe etiniz de sünnet olunacaksınız. Ve bu, sizinle benim aramdaki ahdin alâmeti olacaktır. Ve aranızda evde doğmuş, yahut senin zürriyetinden her erkek çocuk nesillerinizce sünnet olunacaktır” (Tekvîn, Bap 17/9-14).

      “Ve İbrâhim, oğlu İsmâil’i ve evinde doğanların hepsini ve parası ile satın alınanların hepsini, evinin adamları arasında her erkeği aldı ve Allah’ın kendisine söylemiş olduğu gibi, aynı günde sünnet etti. İbrâhim sünnet olduğu vakit doksandokuz yaşında idi ve oğlu İsmâil onüç yaşında idi ve hepsi berâber sünnet olundular” (Tekvin Bap 17/22-27).

      Sünneti, Hz İbrâhim’in oğlu olan Hz. İsmâil’den öğrenen müşrikler de tatbik ediyorlardı tabî ki. Fakat bu, sünneti müşriklerin uydurduğu anlamına gelmez. Yorum olarak yazdığın yazıda sünnetin zararlı olduğunu söyleyenler neden müslüman değil?. Gerçi sitede Türklerden de sünnetin zararlı olduğunu söyleyenler var ama bu yazıda yok. Üstelik sünnetin yararları ile ilgili bir-çok Türk ve yabancı bilim-adamı ve hekimin yazdıkları da var ki yazıda bunların görüşlerinden bahsettim.

      Aslında yazıda savunduğum yer şuydu: Sünnet, genel anlamda yararlı olsa da, sünnet olmanın güzel yönü “estetik”tir ve cinsellikte estetik çok önemlidir. Sünnetli olan erkek cinsel organının estetiği, sünnetsiz cinsel organdan bâriz bir şekilde üstündür. Yâni organ, sünnet ile en ideâl şeklini bulur.

      • Harun Bey, yazınızı duygusal oluyorum.
        Aslında sünnet olmanın farz vacip gibi bir değeri, kıymeti olmadığını siz de kabul ediyorsunuz zaten. Lakin,sünnet olmayı da yine ısrarla savunuyorsunuz (!)
        Savunmanıza gerekçe olarak gösterdiğiniz örneklere takıldım doğrusu. Bu toplumda sünnet adeti var olduğu için toplum baskısı nedeniyle sünnet olmanın daha uygun olacağı kanaatini de belirtmişsiniz. Namaz kılan bir toplumda, Namaz kılmayanlara, içki içmeyen bir toplumda, içki içenlere, tesettürlü bir toplumda, tesettürsüz olanlara alışanlar, elbet sünnetli bir toplumda sünnetsiz olarak yaşamaya da alışırlar pekala…
        Sigara konusunda ne düşünüyorsunuz Onu bilmiyorum. Benim de şaşırdım bu konuda ısrarla sünnet olmanın daha sağlıklı olduğunu düşünenlerin pek çoğunun sigara içtiğini bilmem dir. Bu konuda sağlıklarını düşünenler nedense Sigara konusunda haram hükmünü bile verememektedir ler. Sigara konusunda sünnet farz vacip olarak bakılsa bile sizin deyiminizle tahsiniyat nedir?
        Ya da diğer toplumlarda; alkol tüketmek normal leşmiş, tesettürsüz dolaşmak normalleşmiş toplum tarafından kabul edilmiş diye sırf toplumda var olduğu için yaşanılması gereken tavırlar kabul edilmeli midir?
        Sünnet yani hitan yapılıp yapılip yapılmaması Allah indinde sorguya çekilecek bir tavır mıdır? Ecir, sevap, günah, ceza yönünde hükmü nedir? Bu gibi konularda hükümsüz olan bir uygulamayı siz bile Yazınızda kabul ettiğinizi söylüyorsunuz. O zaman her iki Fikri savunanlar birbirine niye dayatıyorlar bu konuyu?
        Bırakın diliyorsun sünnet olsun dileyen olmasın. Toplumda çok kötü bir alışkanlık olan sigaraya bile içilip içilmemesine ses çıkarmayanlar, hoş görenler; sağlık açısından herhangi bir ciddi zararı olmayan ve faydaları da bulunan sünnet olmayı ya da olmamayı Özgür bıraksınlar. Ben şuna inanıyorum Sigara içmek Günahtır, Allah tarafından sorgulanacak tır. Hele yazınızın son paragrafindaki, ” Kılıç-
        kın örnekleri falan “yazınızın kalitesini de tamamen düşürmüş. sünnet meselesi ile tezat zaten. Kılıç’ın kın’ ında durması, ” Kılıç’ın korunması, paslanmaması açısından dır, sağa sola zarar vermemesi açısından dır. Gerektiği zaman kınından çıkarılır.” anlamını taşır.
        Bu toplum öyle şeylere alıştırıyor ki, artık; namaz, oruç, Hac, zekat bile tartışılır duruma geldi. Bu memlekette Hala cuma namazı, tağut, kafir, müşrik, Fasık terimleri bile insanları bir yerlere götürür hale geldi. Kadınların camilerde Beş vakit namaz kılmaları, cuma namazı, bayram namazı kılmaları/ kıl mamaları bile gündem edilmezken ya da bir takım kimselerce camiler bile Mescidi dırar ilan edilirken; mesele sünnet meselesine gelince bu kadar tartışılması ilginç değil mi?

  2. Harun Görmüş

    Sünnet farz değildir fakat, -adı üstünde- “sünnet”tir ve İslâm’da “sünnet” de vardır. Sünnet İslâm’dandır yâni. Sünneti savunduğum için “sünnet”i (hitân) da savunuyorum. “Namaz kılan bir toplumda namaz kılmayanlara, içki içmeyen bir toplumda içki içenlere, tesettürlü bir toplumda tesettürsüz olanlara alışanlar”ın, dinlerini çok da ciddiye aldığını düşünmüyorum ve ben şahsen bunlara alışmadım ve alışmak da istemiyorum. Bu nendele amel-eylemsizliği ve dolayısı ile sünnetsizliği savunamam.

    Sigara ile sünneti nasıl bağdaştırdığınızı anlayamadım fakat ben sigarayı “haram” olarak kabûl ediyorum. Zîrâ sigara içip de “kul hakkına” girmemek imkânsızdır. Toplumun büyük çoğunluğuna maddî-mânevî zarar veren şey tabî ki de haramdır. Çünkü sigara kullananlar mutlakâ birilerini rahatsız ederler. Üstelik “zâlim sistem”e destek de olmuş olurlar.

    Tahsiniyyat, güzellik-estetik demektir ve İslâm bunu destekler. Alkôl tüketmek, tesettürsüz dolaşmak İslâm için ve dolayısı ile benim için normâl ve kabûl edilebilir değildir. Bir yanlışı toplumun kabûl etmiş olmasının İslâm açısından bir değeri yoktur ve genelin kabûlü, İslâm’ın yasak kıldığını meşrûlaştırmaz.

    Allah, kişileri tabî ki de sünnetli mi sünnetsiz mi diye değerlendirmez. Bu nedenle de sünnetsizlere bir cezâ falan verilecek değildir. Allah kâlplere ve eylemlere bakar. Fakat “sünnet” (hitân), sünnetten olduğu için “Dünyâ’da” bir değeri vardır. Zâten toprak olunca sünnetli-sünnetsiz fark etmiyor. Hz. İbrâhim’in sünnet ile emredildiği Tevrat’ta yazıyor ve bize “İbrâhim’in dînine uymamız” söyleniyor. Sünnet, müslümanlar için hem bir “fizîki farklılık” ve kimliktir hem sağlık açısından önemlidir, hem dediğim gibi, estetik olarak organı en ideâl hâline getirir. Sünnetin zararları konusunda yazılanları boş buluyorum. Tabi ki ustaca yapılmayan sünnet oprarasyonlarının sonuçlarındaki durumlar hâriç. Siz hiç, “sünnetli cinsel organ hastalığı” duydunuz mu?. Sünnet zararlı olsaydı, sünnetli olanların en az %10’unun kronik hastalığı olurdu ve üstelik ilaca bağımlı hâle gelirlerdi.

    Dayatılan şey “sünnet” (hitân) değil, sünnettir. Tarzdır. İnsanlar bir-çok farklı uygulama ile vücutlarında değişiklik yaptıklarında bunları görmeyenler ve bir şey demeyenler, iş sünnete gelince; yok Allah’ın yaratılışı değiştiriliyor, yok doğallık bozuluyor vs. deniyor. Üstte yazdığım yorumda bunlardan bahsettim. Aslında mesele, İslâm’a mâl olmuş bir uygulamanın blôke edilerek, İslâmî bir uygulamanın zedelenmek istenmesidir. Böylece İslâm ılımlılaştırılacak, hristiyanlaştırılacak, protestanlaştırılacaktır. Böyle olunca da artık zihinler, kâlpler ve dolayısı ile ameller-eylemler de kolayca değişecebilecektir. Küçük bir gedik açıldığında o gedik zamanla büyüyecektir. Yâni “İslâm’da bir gedik açma teşebbüsü”dür sünnete karşı olmak. Bu bağlamda sünnet İslâmîdir.

    Kılıç asıl kınındayken paslanır. Kılıcın sürekli kınında durmasının bir anlamı yoktur.

    Toplumda sünnetin daha yoğun olarak tartışılmasının nedeni, 7’den 70’e herkesin sünnetin ne olduğunu çok iyi bilmesindendir. Zâten buna iştirâk etmeyen kimse de yoktur. Böyle olunca da namaz kılmayı bilmeyen, hiç âyet ezberlememiş olanlar bile sünnete itaat ettiğinden, herkesin sünnet konusunda titiz olması normâldir.

    • Harun kardeşim pek çok konuda hemfikiriz, fikirlerinizin tamamına olmasa bile büyük çoğunluğuna katılıyorum.
      Sadece, sigara ve Sünnet konusunu nasıl bağdaştırdığımı sormuşsunuz onu açıklayayım:
      Bu gibi tartışmaların eksenine genelde “sağlık” konusu oturtuluyor. Mesele sağlık yönünden irdelenmeye başlanınca, benim de aklıma toplumumuzun genel hastalığı sigara geldi. Sigara konusunda da size katılıyorum.
      Pek çok meselede zekasını inceden inceye çalıştıran Müslümanlar maalesef bu gibi konularda yaya kalıyorlar. Hatta sigaraya haram dediğimiz için bunu Allah’ın yetkisini elinden aldığımız kanaatine vararak(!)” haram ve helal koyma yetkisi Allah’a aittir” diyerek, bizi nerdeyse tekfir edenler var.
      Kılıç ve kın meselesi ise epey su götürür…
      Nazik ve sabırla dolu cevabınız dan dolayı teşekkür ediyorum. Allah’a emanet olunuz.
      Selam ve hürmetle…

  3. Harun bey tamamen zorlama açıklamalarda bulunuyorsunuz? Göbek bağıyla sünnet olmanın ne alakası var. Göbek bağı illaki kendisi düşecek bazen 1 hafta bazen 1 ay eninde sonunda düşecek. Sünnet derisi müdahale de bulunulmadığı sürece yerinde kalacaktır.

    İkinci benzetmeniz bekaret zarı ? Bunu gerçekten düşünerek söylediğinizi düşünmüyorum. Nasıl olur da bekaret zarını Allahın insanları en güzel biçimde yarattığı ayetiyle çeliştirirsiniz? Sünnet ile bunun alakası nerde? Bekaret zarının adı üstünde bakireliğe kadar görevi vardır? Aksi halde insanlar nasıl üreyecek ?

    Sünnetin farz olmadığını söylüyorsunuz ama cümlelerinizi sünneti farza eşdeğer tutarak bitiriyorsunuz. Son olarak şunu söyleyebilirim ki sünnet özellikle günümüzde tamamen gereksiz ve insanın yaratılış nizamına aykırıdır. Allah’ın yarattığına apaçık bir müdahaledir. Sünnetsizlik bir hastalık değildir ve sırf adettendir diye böyle bir uygulamanın sürmesi kabul edilmemelidir.

    Saygılar

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*