Anasayfa » HABERLER » İŞE NEREDEN BAŞLAYALIM?

İŞE NEREDEN BAŞLAYALIM?

İnsanlık tarihi boyunca sünnetüllah hükmünü icra etmiş; her bozulan toplumu yaptıklarına karşılık gereken akıbetle yüzleştirmiştir. Ne bizler ne de başkaları imtiyazlı insanlar değiliz. Bu yasaya hepimiz tabiyiz. Allah’ın kitabını hayatımızdan çıkartarak dilimizde ses, evlerimizde süs, ölülerimiz için sevap gönderme aracı haline getirdik. Anlamak ve yaşamak için hiçbir gayret göstermedik. Onun kâğıt ve mürekkepten oluşan fiziki kütlesini öpüp başımıza koyduk ama ilkelerini hayatımıza koymadık. Sözde onun içeriğine iman ettik dedik ama hakikatte hiçbir işimizde ona bağlı kalmadık.

Maksadımızı kısa ve öz olarak anlatan yeni bir tabir kullanılmaktadır; “Fabrika ayarlarına dönmek.”Hayat ve kâinatı yaratan Allah, insanı yeryüzünün halifesi olarak yaratmış; onun insan kalması için İslam ismini verdiği yaşam biçimini ona Din olarak tahsis etmiştir. İnsanlığın “fabrika ayarlarında” kalması için insanlık tarihi boyunca Elçiler gönderip dinini yinelemek suretiyle bozulan algı ve anlayışlarını düzeltmiştir. En son gönderilen din, ilk gönderilen din ile aynı kaynaktan aynı ilkelerle gönderilmiştir.  Bu nedenle sonra gelen her Elçinin diliyle bir önceki tasdik edilmiştir.

“De ki: Biz, Allah’a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Ya’kub ve Ya’kub oğullarına indirilenlere, Musa, İsa ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onları birbirinden ayırt etmeyiz. Biz ancak O’na teslim oluruz.” (Ali İmran 3/84)

(Çünkü); “Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Ali İmran 3/85)

Bozulan toplumların halini düzeltip yeniden hakka yönelmediği sürece doğru yola ulaşması, hakkın merhametine muhatap olması mümkün gözükmemektedir.

“İman etmelerinden, Resul’ün hak olduğuna şahadet getirmelerinden ve kendilerine apaçık deliller gelmesinden sonra, inkârcılığa sapan bir kavme Allah nasıl hidayet nasip eder? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.” (Ali İmran 3/86)

İnsanlık tarihi boyunca sünnetüllah hükmünü icra etmiş; her bozulan toplumu yaptıklarına karşılık gereken akıbetle yüzleştirmiştir. Ne bizler ne de başkaları imtiyazlı insanlar değiliz. Bu yasaya hepimiz tabiyiz. Allah’ın kitabını hayatımızdan çıkartarak dilimizde ses, evlerimizde süs, ölülerimiz için sevap gönderme aracı haline getirdik. Anlamak ve yaşamak için hiçbir gayret göstermedik. Onun kâğıt ve mürekkepten oluşan fiziki kütlesini öpüp başımıza koyduk ama ilkelerini hayatımıza koymadık. Sözde onun içeriğine iman ettik dedik ama hakikatte hiçbir işimizde ona bağlı kalmadık.

Adet ve geleneklerimize bağlı kaldığımız kadar ona bağlı kalmadık. El âlemin hatırını saydığımız kadar onun “hatırını” saymadık. Nasıl olsa onun ağzı dili yok konuşmuyor. Hükümlerini çiğnediğimizde yakamıza yapışmıyor. Keyfimize göre yaptıklarımızı ona onaylatmak için referans gösterdiğimizde itiraz etmiyor. İşte “biz” bu Kur’an’ı sevdik, saydık, öpüp başımıza koyduk (!!!) Eğer onun ayetlerini anladığımız dilden okusaydık ve verdiği mesajı, yüklediği sorumluluğu idrak etseydik bu kadar rahat olabilir miydik?

“Eğer biz bu Kur’an’ı bir dağa indirseydik, muhakkak ki onu, Allah korkusundan baş eğerek, parça parça olmuş görürdün. Bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 59/21)

Elbette biz bunları düşünseydik bu günkü kadar rahat olamazdık. Bu kitaba ilk muhatap olanların anlayış ve yaşayışlarının farklılığı da buradan kaynaklanmaktadır.  Verilen mesajın, yüklenilen mesuliyetin farkına vardıkları için rahatlarını bozmuş, mallarını ve canlarını Allah için feda etmeyi göze almışlardır. Allah da onların kadir ve kıymetlerini yükseltmiş, hallerini düzeltmiş, korkularını emniyete çevirmişti. Onlar İslam gibi bir nimete muhatap kılan Allah’tan razı olmuşlar, Allah da onlardan razı olduğunun müjdesini vererek dünyada iken tebşir etmiştir. (Beyyine 98/8)

“İzlerin”, “yolların”, “iplerin” birbirine karıştığı günümüzde ne yapmalıyız ki dünyada selamete, ahirette ebedi saadete kavuşmuş olalım?

Eğer gayemiz gerçekten bu ise yönümüzü Allah’ın fıtrat dinine döndürerek hayata bakış ayarlarımızı fabrika ayarlarına getirerek, Allah’ın doğru dediğine doğru eğri dediğine eğri; hak dediğine hak, batıl dediğine batıl diyen bir kabul ile Kur’an’ı anlayan, yaşayıp ahlak edinen insanlar olmak zorundayız. Allah Teâlâ, azan ve sapan tüm toplumları bu reçete ile yola getirmiş; gelmeyenleri de topluca helak etmiştir.

“Onlara bütün mucizeler hep birden gelse, yine de o acıklı azabı görünceye kadar inanmazlar.”  “Yunus’un kavmi müstesna, (halkını yok ettiğimiz ülkelerden) herhangi bir ülke halkı, keşke (kendilerine azap gelmeden) iman etse de bu imanları kendilerine fayda verseydi! Yunus’un kavmi iman edince, kendilerinden dünya hayatındaki rüsvalık azabını kaldırdık ve onları bir süre (dünya nimetlerinden) faydalandırdık.” (Yunus 10/97-98)

“Nuh kavmine gelince, peygamberleri yalancılıkla itham ettiklerinde onları, suda boğduk ve kendilerini insanlar için bir ibret yaptık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık.”

“Âd’ı, Semûd’u, Ress halkını ve bunlar arasında daha birçok nesilleri de inkârları sebebiyle helâk ettik.”

“Her birine misaller vermiştik ama dinlemedikleri için hepsini kırdık geçirdik.” (Furkan 25/37-39)

Önümüze konulan ibret sahnelerinden gereken dersi alma akıllılığını göstermez isek bizim akıbetimiz de farklı olmayacaktır. Bu farkı bizim kabullerimiz ortaya koyacaktır. İster fert bazında isterse toplum bazında nefislerimizde olanı değiştirip halimizi düzelttiğimizde Allah da üzerimizdeki hükmünü değiştireceğini vaat etmektedir. Kimse isyan ve inkârı ile Allah’ı aciz bırakamaz. Aciz olan biziz. O ise külli şeyin kadir olandır. Ölüden diriyi diriden de ölüyü çıkartmaya kadirdir. Hatta kişi ile kalbi arasına girer. Baba ile evlat arasına girer Ebucehillerden iman eden ve kendini Allah’a adayan İkrime’ler çıkartır.

“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, bilsin ki Allah yakında öyle bir toplum getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı yumuşak, kâfirlere karşı da onurlu ve şiddetlidirler; Allah yolunda mücahede eder, hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. Bu, Allah’ın bir lütfudur, onu dilediğine verir. Allah, geniş ihsan sahibidir, her şeyi çok iyi bilendir.”(Maide 5/54)

Yönünü batıya gönlünü demokrasiye çeviren ve onları kendisine dost edinenlerin saman alevi gibi parlayan başarıları sizleri aldatmasın. Bu çok kısa bir faydalanmadır. Eninde sonunda akıbetleri hüsran olacaktır.

“Allah’tan başka dost edinenlerin durumu, kendine yuva yapan örümceğin durumu gibidir. Hâlbuki evlerin en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi.” (Ankebut 29/41)

“Sizin asıl dostunuz Allah’tır, O’nun Resulüdür ve namazlarını kılan zekâtlarını veren ve rükû eden müminlerdir.”

“Kim Allah’ı, Resulünü ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) üstün gelecek olanlar şüphesiz Allah’ın tarafını tutanlardır.” (Maide 5/55-56)

Gerçekten Allah taraftarı olanlar asla mağlup edilemezler. Kazansa da kaybetse de, yaşasa da ölse de o hep kazanandır. Çünkü onun değer yargıları farklıdır:

“De ki: Rabbim, beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine. O, ortak koşanlardan değildi.” “De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.” “Onun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Müslümanların ilkiyim” (Enam 6/161-163) diyen İbrahim’i bir mantık.         Bu mantığa sahip olan mümin hiç kaybeder mi?  Elbette kaybetmez. Bütün mesele Allah’ın istediği gibi bir Müslüman olmakla “işe” başlamaktır.

Hakkında HÜSEYİN BÜLBÜL

HÜSEYİN BÜLBÜL

2 Yorumlar

  1. HÜSEYIN SASMAZ

    İnsanlığın “fabrika ayarlarında” kalması için insanlık tarihi boyunca Elçiler gönderip dinini yinelemek suretiyle bozulan algı ve anlayışlarını düzeltmiştir. En son gönderilen din, ilk gönderilen din ile aynı kaynaktan aynı ilkelerle gönderilmiştir. Bu nedenle sonra gelen her Elçinin diliyle bir önceki tasdik edilmiştir.
    *******************************
    Ve her asırda “VAHİY KONULARI HARİCİNDE, DALINDA UZMANLAŞMIŞ KİŞİNİN GÖRÜŞLERİ GEÇERLİDİR.” http://huseyinsas.blogspot.nl/2016/07/vahiy-konulari-haricinde-dalinda.html
    açıklamalar olmuş bu son asrın yani 21 inci yüzyılın açıklamasıda aşağıdaki linkte mevcutdur.
    Asıl olan. vakanın eşyadaki özellikleri ile olan ilişkileridir.

  2. HÜSEYIN SASMAZ

    “İzlerin”, “yolların”, “iplerin” birbirine karıştığı günümüzde ne yapmalıyız ki dünyada selamete, ahirette ebedi saadete kavuşmuş olalım?
    *******************************
    Öncelikle Allah’ın kontratını (Kuran’ı) okuyup oradaki muhammedin Allah tarifini,tanımını alıp cenneti garantiledikten sonra diğer şartları yarine getirerek kaliteli bir yaşam elde etmek.Diğer şartları yerine getirmezsek cezamızı çektikten sonra cennete gireriz.
    Bunun için şu bakış açısının olması lazım.
    Asıl olan. vakanın eşyadaki özellikleri ile olan ilişkileridir.

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*