Anasayfa » ALINTILAR » HAKARET KONUSU OLAN KİMLİKLER

HAKARET KONUSU OLAN KİMLİKLER

Avrupa-merkezci sömürgeci dil/düşünce/kültür, kendisini dünyanın iktidar merkezi haline getirdiği için, getirebildiği için, Batı dünyası dışında yaşayan halkları kendi gerçek kişilikleri, kültür ve tarihleri olmayan, vesayet altında tutulmaları gereken halklar olarak tanımladı, etiketledi ve konumlandırdı.

Yenişafak/ Atasoy MÜFTÜOĞLU

Güç ideolojilerinin belirleyici olduğu günümüz dünyasında, İslam’ın ontolojik meşruiyetini, otoritesini, uygulanabilirliğini, insani-ahlaki temelde siyasal bir örgütlenme biçimi olduğunu gündeme getirmek, üzerinde düşünmeye değmeyecek ölçüde imkansız bir şey olarak algılanıyor, algılanabiliyor. Teknik/endüstriyel, bürokratik örgütlenme biçimini, bürokratik aklileştirme yöntemini tercih ederek bütün dünyayı ahlaksızlaştıran, ruhsuzlaştıran, bütün toplumlarda ahlaki/ruhsal/duygusal güven kaybına neden olan, dini/ahlaki/ruhsal bağlar ve bağlılıkları yok eden, bunların yerine hiç bir şey koyamayan, nihai/mutlak değer, anlam ve ahlak kaynaklarını değersizleştiren modern ideolojiler ve modern dünya, bütün bu çok ağır sorunlara, patolojilere ve kayıplara rağmen, kendisini dünyanın iktidar merkezi haline getirebiliyor. İdeolojik sarhoşluklar ve bağımlılıklar sebebiyle bizler, Batı dışı toplumlar, bütün bu tuhaf süreçlerin nasıl mümkün olabildiğini konuşmuyor, tartışmaya cesaret edemiyoruz.

VESAYETİN ASIL BAŞLADIĞI YER

Avrupa-merkezci sömürgeci dil/düşünce/kültür, kendisini dünyanın iktidar merkezi haline getirdiği için, getirebildiği için, Batı dünyası dışında yaşayan halkları kendi gerçek kişilikleri, kültür ve tarihleri olmayan, vesayet altında tutulmaları gereken halklar olarak tanımladı, etiketledi ve konumlandırdı. Bizler bugün Müslüman halklar, toplumlar olarak, bu halklar ve toplumlara hitap eden siyasal kadrolar ve hareketler olarak, gerçekleri asla yansıtmayan hamasi bir dille her tür vesayeti aştığımızı iddia ediyor, ancak İslam’ın ontolojik meşruiyetini ve siyasal bir örgütlenme modeli içerdiği gerçeğini hiç bir zeminde, hiç bir yolla gündeme getirmeye cesaret edemiyoruz. Asıl vesayetin burada başladığını ve devam etmekte olduğunu her nasılsa unutuyor, hatırlamak bile istemiyoruz.

İnsanları oldukları şekilde kabul etmeyen, olmadıkları bir kimliğe sahipmiş gibi görünmeye zorlandıkları bir dünyada, soyut siyasal kategorilerle terörize ediliyoruz. Müslümanlar olarak, soyut mutlaklarla çok çelişkili pratik tercihler arasında sıkışıp kaldığımızı, bu sıkışık durumdan kurtulabilmek için yapılması gerekenleri yapmadığımızı bir türlü fark edemiyoruz. İslam’ın ontolojik meşruiyetini, bağımsızlığını, iradesini, otoritesini, belirleyici rolünü tarihe yeniden kazandıramayan toplumların, kültürlerin, İslami özgürlüklerden söz etmeleri, bu toplumların bir düşünceleri olmadığını, sadece kimi tutumları olduğunu gösterir. Müslümanlar olarak, ‘ahlaki ve düşünsel duruş’ta ödünsüzlüğü gerçekleştirebilmiş olabilseydik, her şeyin sağcı, milliyetçi, ulus-devletçi popülist kategorilerin çerçevesine oturtulduğu bir dönemde, konumumuzun İslami akılla kavranması mümkün olmayan pek çok yapısal sorunla malûl bulunduğunu idrak ediyor olacaktık.

KENDİMİZE YABANCILAŞTIK

İslam dünyası toplumlarında bilinç yetersizliği sebebiyle, kültürel yetersizlikler sebebiyle, Müslüman kitleler kolaylıkla yerleşik düzenlerle bütünleşmeye ikna edilebiliyor. Başkalarını örnek almakla, takdir etmekle, onları taklit etmek birbirinden çok farklı şeylerdir. Bireyler ya da toplumlar, hayatlarını, başka hayatları, tarzları taklit ederek geçirirlerse, hem kendilerine yabancılaşır, hem de kendileri olmaktan çıkarlar. Bugün İslam dünyası toplumları olarak kendimize yabancılaştığımız ve kendimiz olmaktan çıktığımız için, kimliklerimiz pek çok nedenle sınırlandırılabiliyor, hakaret kaynağı haline gelebiliyor. Bugünü ihmal pahasına geçmiş üzerinde yoğunlaştığımız, kahramanlık öyküleri anlatan popüler tarihin kültürel artıklarıyla tarihe tutunmaya çalıştığımız için, kültürel özgünlükler, özgürlükler üretmeyi başaramadığımız için, kimliklerimiz sınırlandırılabiliyor, hakaret konusu haline getirilebiliyor.

Burada, bu olayın, gereği kadar üzerinde duramadığımız çok daha vahim, çok daha tehlikeli bir boyutu olduğunu da kaydetmek gerekir: İslami bünye içerisinde de, kimi aidiyetler, etnik, kültürel ya da mezhepsel aidiyetler, karşılıklı olarak hakaret konusu yapılabiliyor. Bu durum herkes için ortak olan temel İslami değerleri temsil etmediğimizi gösterir. İslam’ın yalnızca kendilerinin yorumlarına açık olduğunu iddia eden her türlü yaklaşım, İslami bütüne büyük zararlar verir. Irkçı otomatlarla, hizipçi otomatlarla, partizan otomatlarla hiç bir mücadele yürütülemez.

BÜYÜK DÜŞÜNMEKLE İŞE BAŞLAMALIYIZ

Milliyet ve mezhep sınırlarını aşarak, bütün İslami unsurlarla içtenlikli bir şekilde görüş alışverişinde bulunmadığımız takdirde, umut sözcükleri kullanamayız, ümmet’ten söz edemeyiz. Dünyanın her yerinde milliyetçiliklerin yükselişe geçtiği bir dönemde, küresel bir dünyada yaşadığımızı sanmak, dünyaya daha çok ekonomik bir perspektiften bakıyor olmamızla ilgili bir yanılsama olabilir. Bu dönemde, sırf Türk-Kürt-Sünni, Fars-Şii, Arap-Selefi-Vahhabi sayıları-nicelikleri çoğaltmak için yanlı bağlılıklara dayalı popülist propagandacı dili kullanmak yerine, İslami nitelikleri, derinlikleri ve bilgelikleri etkili kılmak için kuşatıcı bir bilinç dili kullanmaya dikkat etmemiz gerekir. Kuşatıcı büyük hareketler, büyük düşüncelerle başlar. Büyük düşünceler, propagandacı klişelere ve demagojiye ihtiyaç duymazlar.

Hangi toplumda ve hangi kültürde olursa olsun, tekçi her düşünce, insanlığın dünyasına, insani dünyalara ulaşmamızı imkansız kılar. Her popülizm, tekçi düşünceleri, tekçi çerçeveleri putlaştırır. Kendimizi, hangi gerekçeyle olursa olsun, tek yoruma, tek kişiye, tek esere kapattığımızda, farklı yorumlardan, kişilerden, isimlerden yararlanma özgürlüğümüzü ve anlama yeteneğimizi kaybederiz. Nitelikli bir ortam-iklim-çevre, anlamaya yönelik şiddetli uğraşlarla oluşturulabilir. Anlamaya yönelik uğraşlar, ömür boyu sürdürülmesi gereken uğraşlardır. Kurumsallaşan, kurumsallaştırılan popülizmlerin bir parçası haline getirilen topluluklar, büyük farkındalıkları kaybeder, büyük kavrayışa yabancılaşır, hep yüzeylerde kalırlar.

Hakkında HABERLER

HABERLER

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*