Anasayfa » HABERLER » FAİZ YİYENDE YEDİREN DE AYNI HÜKMÜN MAHKUMUDUR
Mevduat-Faiz-Oranlari

FAİZ YİYENDE YEDİREN DE AYNI HÜKMÜN MAHKUMUDUR

Hiç kimse borç olarak aldığını fazlasıyla ödemeyi istemez. Bu nedenle Faizde esas talep sermaye sahibinden gelmektedir. Bunu meşru bir kazanç kapısı olarak görmektedir. Bu nedenle ayetlerde faiz almayı isteyen taraf muhatap alınmıştır.  Faizi alan, yiyen, almayı isteyen, kat kat artırarak alan, faizde alış veriş gibidir diyenler bunlardır. Bununla birlikte Faiz vermeyi kabul eden taraf masum değildir. Bir alış verişte iki taraf vardır. Taraflardan biri rıza göstermediği zaman işlem gerçekleşmez. Herkes malını satmak ister; ancak alıcı kabul etmediği zaman alış veriş gerçekleşmez.

 ALİ BAYHAN / İstanbul
Soru: Kuranı Kerimde faiz meselesi nasıl ele alınmış? Okuduğum ayetlerde faiz alanlar ve yiyenlerden bahseder; faiz verenler ile ilgili bir konu var mı?
Faiz yiyenlerden yani, asıl faiz sistemi ile ilgili ayetler midir? Tabii ki
faiz vermekte mazur görülemez.
Konuya binaen, kendini yetkili addedilenlerce yapılan açıklamalarda
sanki faiz meselesi anlatılırken, faiz belasına bulaşan faizle borç para vs. alıp faiz yükü(verme)altına girenler hep kastedilir. Faizci sistem ve faizden beslenip, faiz alıp yiyen kesimden bahsedilmez. Bu konu hakkında lütfen bilgi… İyi çalışmalar. Allah yar ve yardımcınız olsun

Hüseyin Bülbül Cevap: Olayın vahameti işin tabiatında gizlidir. Türkçe de Faiz/ Orijinalinde ise “RİBA” olarak isimlendirilen olay; ihtiyaç sahibi olan kimselerin ihtiyaçlarını karşılamak için, ihtiyacı olan şeyi elinde bulunduran kimseden almak istediğinde karşısına konulan muamele; verdiğini tahsil ederken aynıyla değil belli bir miktar artırarak ödeme yapma muamelesidir. Şartları belirleyen, sermaye sahibi olan taraftır. Hiç kimse borç olarak aldığını fazlasıyla ödemeyi istemez. Bu nedenle Faizde esas talep sermaye sahibinden gelmektedir. Bunu meşru bir kazanç kapısı olarak görmektedir. Bu nedenle ayetlerde faiz almayı isteyen taraf muhatap alınmıştır.  Faizi alan, yiyen, almayı isteyen, kat kat artırarak alan, faizde alış veriş gibidir diyenler bunlardır. Bununla birlikte Faiz vermeyi kabul eden taraf masum değildir. Bir alış verişte iki taraf vardır. Taraflardan biri rıza göstermediği zaman işlem gerçekleşmez. Herkes malını satmak ister; ancak alıcı kabul etmediği zaman alış veriş gerçekleşmez. Bir iş meşru değilse bu sadece bir taraf için değil, o işe iştirak eden her iki taraf için de aynı hüküm geçerlidir. Faizli işlemlerde de durum farklı değildir. Taraflardan biri yapılacak işleme rıza göstermediği zaman olay gerçekleşmez. Bunun için faizi alan ile veren arasında bir farklılık yoktur. Faiz vermeyi kabul etmediği takdirde işlem gerçekleşmeyecek, faiz almak isteyenin isteği kursağında kalacaktır. Aynen hırsızlık yapan kimse haram işlediği gibi; hırsızlık bir malı alan da aynı şekilde bu harama iştirak etmiş olması gibi. Çalan çaldığı malı satamadığı zaman çalmayacak, böylece de ümmetin malı emniyette olacaktır. Burada Allah Müslümanlar için “kar’zı hasen” güzel borç verme yöntemini koymuştur. İslam hiçbir zaman ihtiyaç sahibi olan kimseler acından ölsün dememektedir. Gerçek zaruret halinde haram kıldıklarının bile geçici olarak mubahlaştırmaktadır.

Ancak unutmamamız gerek konu; üretilen bu çareler gerçekten teslim olan Müslümanlar içindir. Müslüman daima İslam’ın meşruiyet sınırları içerisinde kalmayı her şeyin üzerinde bilen kimselerdir. Haram yoldan vezir olmadansa helal yoldan rezil olmayı/ fakir olmayı tercih ederler. Almadan önce sonuçlarını düşünür, ödeyebilecekse borç alır. Ödeyemeyecekse ihtiyacını ötelemeyi tercih eder. Aldığını zamanında ödemek için gayret eder. Yerine getiremeyeceği sözü vermez. Vermişse her hal ve karda onu yerine getirir. İnsanları sahte tavırlarla asla aldatmaz. Borç aldığı zaman zamanında ödeyemediği takdirde gidip alacaklısından makul bir ödeme takvimi ister. Borç veren kimse ise, borçlusu ödeyememişse ona makul bir süre verir. Yine ödeyemediği takdirde devreye şu çözcüm önerisi girer:

“Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ödeme kolaylığına kadar bir süre tanıyın. Ve bu gibi borçlulara alacağınızı bağışlayıp sadaka etmeniz eğer bilirseniz sizin için, daha hayırlıdır.” (Bakara 2/280) diyerek alacaklıyı da borçluyu da zor durumdan kurtarır.

Yeniden hatırlatalım ki bu öneriler gerçekten iman edip imanının gereğini yapan müminler içindir. Bu kural piyasa insanları için değil. Bunu nereden çıkartıyorsunuz derseniz;  Bu ayetlerin hepsi müminlere yönelik bir tavsiyede bulunmaktadır. Onun için muhatapları Müslümanlardır.  Aksi halde hiçbir Müslüman alacağını tahsil edemezdi. İşte faiz alıp verme yasağının niçin Medine’nin son dönemlerine tehir edilmiş olduğunu daha iyi anlıyoruz. İman ve İslam tüm müminlerin yüreklerine oturmasıyle alakalıdır. Mal tatlı. İmanı kökleşmeyen bir topluma; Riba’dan vazgeçin demekle bırakacaklarını sanmak safdillik olurdu. Bu konuda İslam üç öneride bulunur: Birincisi borçlandığınız zaman miktarıyla, süresiyle, iki de şahit tutarak yazmak. İkincisi ise Yazacak kimse bulamadığınız zaman verdiğiniz borca veya yaptığınız alış verişe mukabil olacak bir şeyi rehin almak. Üçüncüsü ise, kendisine güvenilen kimse olması nedeniyle yazmadığınız ve rehin de almadığınız yakın tanıdıklarınız olabilir. İşte bunlar için de Allah Teala; “kendisine güvenilen kimse Allah’tan korksun ve borcunu ödesin” (bakara 2/283) buyurmaktadır.

Her şeyden önce şunu bilmek zorundayız; Faiz/Riba denilen şey, İslam’dan başka bir dinin, bir hayat anlayışının ürünüdür. Daima sermayenin kazanması için planlanmıştır. Karşıdaki insanın durumu, içinde bulunduğu hayat şartları hiç dikkate alınmadan tek taraflı bir çıkar anlayışının hayata geçirilmesidir. Karşı tarafın durumu hiç önemli değildir. Kendisinin kazanacağını bildiği takdirde “dünyanın kaybetmesi” umurunda değildir. Zamanımızda yaşanan yüzlerce-binlerce örneğini görüp duruyoruz. İnsanı içeri alırken her şey çok güzel gösterilir! Yakasından tutup borçlandırdıktan sonra ise işin gerçek yüzü anlaşılmaktadır ama iş işten geçmiş olmaktadır.  Artık yapacak bir şey yoktur. Ağır borç altına sokulan kimseler son kuruşlarını alana kadar esir edilmektedir.

Bu konu ile ilgili olarak gelen ayetleri nüzul sırasına göre birlikte okuyup konuyu değerlendirmeye çalışalım:

“İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğiniz herhangi bir faiz, Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte zekâtı veren o kimseler, evet onlar (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” (Rum 30/39)

“Ey iman edenler! Kat kat arttırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Ali İmran 3/130)

“Yahudilerin zulmü sebebiyle, bir de çok kimseyi Allah yolundan çevirmeleri, menedildikleri halde faizi almaları ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemeleri yüzünden kendilerine (daha önce) helâl kılınmış bulunan temiz ve iyi şeyleri onlara haram kıldık ve içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık.” (Nisa 4/160-161)

“Faiz yiyenler (kabirlerinden), şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların «Alım-satım tıpkı faiz gibidir» demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım-satımı helâl, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.” (Bakara 2/275)

“Allah faizi tüketir (Faiz karışan malın bereketini giderir), sadakaları ise bereketlendirir. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.” (2/276)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terk edin.” (2/278)

“Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından açılmış bir savaşla karşı karşıya olduğunuzu bilin. Eğer faizciliğe tevbe ederseniz ana sermaye sizin olur. Böylece ne haksızlık etmiş ve ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara 2/279)

İslam yaşanan bir hayata gelmiş olmasından dolayı o toplumun yanlışlarına da şahit olmuştur. Bu yanlışları merhaleci bir yöntem izleyerek kaldırmıştır. Riba da bu kaldırılan yanlışlardan biri hem en sona bırakılan ve kökü derinlerde olan bir yanlıştır. Yukarıdaki ayetlerde belirtildiği gibi Yahudilerin de Tevrata muhatap olmadan yaptıkları bir yanlış olduğunu görüyoruz. Aynı yasak onlara da getirilmesine rağmen almaya vermeye devam ettikleri için gerekli cezaya uğratıldıkları anlatılarak bizlere de gereken dersi vermektedir. Bu olayın bireysel bir hata gibi olmadığı, yapmaya devam edenlerin Allah ve resulü tarafından açılmış olan bir savaşa muhatap olacakları da bildirilmektedir. Medine’nin sonlarına doğru yasaklanırken, geçmişte alınıp verilenler bir yana bundan böyle az veya çok faiz olarak kararlaştırılmış olanların bırakılarak sadece anaparayı almaları öğütlenmiştir. Her hangi bir faydacı mülahazalarla şöyle olursa alın-verin denilmemiştir. Bu anlayış temelden doruğa hepsi, her çeşidi yasaklanmıştır. Vukuunda şüphe etmediğimiz veda hutbesinde Resulullah (as.) tarafından: “Riba’nın/Faizin her çeşidi Allah tarafından yasaklanmıştır, ayağımın altındadır. Ancak anaparanız sizindir.  İlk kaldırdığım Riba /faiz amcam Abbas’ın Riba’sı/ faizidir. “ buyrulmuş olması da gerekli açıklığı getirmiştir. Ayrıca birkaç hadis de nakledelim:

Faiz alana da verene de lanet olsun. (Müslim)

Cabir (ra), Resulullah: “Faiz yiyene, yedirene, kâtibine ve şahidine lanet okudu ve ardından: Bunların hepsi günahta eşittir” buyurdu şeklinde bir nakilde bulunmuştur.

Ancak insanlar bir müddet sonra aynen Yahudilerin yapmış oldukları gibi kendilerince “bir takım bahaneler üreterek” bu çirkefe yeniden dönmüşlerdir. Birçok konuda Yahudileşme temayülü bu ümmet içinde de yaygınlaşmaktadır. Bu nedenle onların başına gelen sefahat ve rezalet aynen bu insanların da başına gelmesi mukadderdir. Bizim çeşitli sebepler ileri sürerek, kelimeler üzerinde yorum yaparak Ribaya/ faize kullanım alanı açmaya çalışmamızın Allah indinde hiç bir meşruiyeti yoktur. Bizim Allah’a dinini öğretmeye çalışmak gibi bir misyonumuz  yoktur. Bilakis dini onun öğrettiği gibi öğrenmeye ve Resulünün yaşayıp tatbik ettiği gibi tatbik etmek gibi bir sorumluluğumuz vardır. Bu nedenle dileyen rabbine dosdoğru giden bir yol tutar;   dileyen de dilediği gibi bu yoldan sapar!.. Kimsenin o gün ileri süreceği meşru bir mazereti olmasın; yaptığının sonucuna katlansın diye…

Takva yolunu tercih edenlere selam olsun!..

 

 

Hakkında HABERLER

HABERLER

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*