Anasayfa » HABERLER » ED-DİN’E GİREN MASUM PARAZİTLER!.

ED-DİN’E GİREN MASUM PARAZİTLER!.

Saf İslam ahlakı, ilk elçiden son elçiye kadar değişkenlik olmadan vahiy ile insanlığa duyurulmuş, örnek bir elçi ile yaşatılarak gösterilmiş. Allah dinini kitabı keriminde muhafaza altına almış olmasına rağmen, Dışsal etkenlerin düşünce ibadeti savı ile Allah’ın sahasına girenlerin; Zahirin yanında “Batın” üretmeleri ile dinde olmayan algıların dinmiş, dindenmiş gibi görülmesi tarihi süreçte garipsenmez olmuş olduğu ne garip.

İnsanlıkla birlikte başlayan rabbani iletişim, İnsana sürekli yol yöntem tarz hayat görüşü yol gösterme yoldan çıkmama işaretleri vermiştir. İnsanlar içinden seçilen bir elçi vasıtası ile sürekli kontrol altında bulundurulmuştur. Ta ki son elçiye kadar. İlahi kontrol mekanizması hemen hemen tüm zamanlarda işlemiş. Kendiliğinden, kendilerinden bir şeyler katmasınlar için..

Ne garip ki; Allah insan yaratacağım dediğinde, muhalif düşünce nüks etmiş. Yaratılanı çekememezlik, yaratana isyan noktasına sürüklemiş..

Ve insan henüz yaratıldığında hazır düşmanı onu bekliyordu.(!) Ne edip edip bu düşmanın ayağını kaydırarak sanki öcünü almaya azmetmiş biri.

Bu hal ve şartlarda insan aldatılma, aldanma özelliği ile hayata başlıyordu. Ve ilahi mesaj. Emre itaat. Kesin inanç, çizilen rotadan şaşmamak gibi şartlarla. Bu yeni hayatın şartlarına ne kadar uyabileceği uyacağı ilerleyen zaman diliminde ortaya çıkacaktı. Bu durumda insan nasıl konumlanması gerekiyordu. İlk aldanış, ilk tövbe den sonra. Zamanla insan cinsi çoğaldıkça ne gibi farklar ortaya çıkacaktı.

Bireysellikten toplumsallığa geçişle birlikte,insanlar arasında rekabetin arttığı öne geçme çabalarının insanın varlık amacından sapmasına giden yeni yollar yöntemler üretecekti.İlk cinayet hadisesiyle örneklendirildiği gibi..İnsan bu süreçte zaman zaman şeytanı arkasına alarak bazen de arkasına saklanarak ve en önemlisi de Allah ile aldatma yolları üreterek..

Bahaneleri kendinden tarafa yontarak yorum ve tevillerle yeni yöntemler ürettiği vakıa. Sâmiri örneğinde olduğu gibi. Özellikle ifade edilmesi gerekir ki; insan her düzlemde sanki Allah’ı rakip görmüş.! Onun hitabı olan vahyi eskitmeye tahrif etmeye çalışmış, Sanki varlık sebebi imiş gibi(!)

Lider ve önder edindikleri insanları yüceltmeleri sonucunda,onların bu halden memnun olması takva yerine kibir üreterek vahye alternatif mektepler üretmişlerdir.Hastalık seviyesine ulaşan kibir ve tekebbür,önder ve lider,rahip ve hahamlar da daha baskın motifler haline gelmiş,gökten inenlere yerde değişiklikler yapabilmenin hesaplarına girişmişlerdir.Tarihin tozlu rafları ve Kuranın şahadeti bunları görmeye kafidir..

Usul yavaş günümüze gelmeye çalışırsak. Şu önemli tespiti yapmamız gerekiyor. Allah’ın dini (semavi dinler) Muhammed (as) ile başlamış değil..Hz Ademle başlayan insanlık din ile muhatap olmuş onlara hitap etmiş.Onları mükellef kılmış.İlk cinayet adak konusu ademin iki oğlu arasında gerçekleşmiştir. Yani; Allah ile ilişki münasebet takva gibi kavramların varlığı söz konusu idi.. Adağı reddedilen diğer kardeşin kardeşini öldürmesi, akıl almaz bir durum olarak düşündürücü olsa gerek.

Buna bağlı olarak insan fıtri genetik yapısı itibarı ile Her iki hal (takva ve fücura) müsait olarak varlığı söz konusu edildiğinde, anlaşılan o ki; İnsan kendisi için öz kardeşinin kanını akıta biliyor ise Allah’ın yasağını çiğnemekten sakınmıyorsa, Dünün insanı ile günün insanı arasında fark yok demektir.

O halde güne geldiğimizde,geçmişi nasıllığını bilmek durumunda olduğumuzu bilen Allah bizleri bilgisiz bırakmamış olması bakımından Kur’an da büyük bir bölüm ayırarak geçmişin bilgisini vermesinin amacından bazılarını gözlediğimizde.. Adına İslam dediği Bir DİN  ile muhatap olmuş insanlığı görmekteyiz. Görsel olarak tespitlerimizden bazı kesitlerde Din insanlığın hayatının şekillendirildiği kurum olarak göze batmaktadır.

Süleyman’ın Din’i Devleti. Yusuf’un Din’i. Devleti. Muhammed’in Din’i Devleti gibi. Yani Din, Allah’ın elçilerinde devlet olmuş veya devamı olmuş olarak göz önüne seriliyor.
Devlet kelimesi İslam literatüründe kullanılmayan bir kelime olduğu da burada ifade edilmelidir.. İnsanlık hayatı (sosyoloji) nin tüm kurumlarına Allah DİN diyor.. Ümmet, cemaat gibi kavramlar kullanılmış olsa da Din kelimesi tümüne şamil ve kapsama alanı hepsinden geniştir.

Ancak:

İnsanın Allah’ın yanında yer aradığı, belki de onun bir altında bulunabilme isteği, ona öyle değişik düşünceler ürettirmeye sevk etmiş ki! Son dönemde adına Allah’tan Rol çalma! denilen bir yere konumlanma isteği olarak göze batmaktadır.. Kainatın idaresine ortak olma, insanların cennet veya cehennemlik olduklarını kategorize etme, gaybı bilip haber vermeye kadar.

Ayrıca Allah vahyi ile maksadını anlatmasına rağmen, isteklerini belirtmesinde sıkıntı duymadığı, serbest bıraktığı ve yasakladığı konular açık netken, yorum ve tevillerin uçuştuğu bir atmosferde soluklanıyoruz..

Maksatlı algıların din edinildiği, Allah’ın hayat hakkında söz söyleme lüksü olmadığı onun arşa çekilerek dünyaya karışmadığı, mevcut ideolojilerin güncel hayata dair etkilerine razı olunması gerektiğine kadar (!) Tarihi bilgilerin tarihte kaldığı savı ile tarihselci, hatta gizliden gizliye deist okumalar, tavsiyeler çok âlimce! tavsiyeler olarak Allah adına dayatılmaktadır. Bu halin rahip, haham ve modern laik din adalarının Rabb edinilmesi olarak gündemdeki yerini almaktadır..

Oluşturulan değerler sistemi (paradigma) ahlak olarak takdim edilmektedir. İslami vahyi ahlak (din) değerleri bu okuyuş biçimlerine göre geçmişte kalmış, günümüze ithali gereksiz nostalji olarak değerlendirilmektedir..!. İkbal hesapları, insana ve rabbine güvensizlik beşeri karakteristik savrulmaların mevcut şirk ideolojilerini rahmet olarak görebilme ardına saklanarak mevcut şirk ideolojilerinden yana tavır almaktadırlar..

Son elçi ile şekillenen din’in salt rabbani siyaset olduğunu Korku dağlarının arkasına saklananların görmesi göstermesi dile getirmesi ona göre şekillenip cemaat olma düşüncesi akıllarına gelse korkudan eteklerinin titrediği fark edilen bir gerçektir. Evet korku fıtridir. Korku nedir, ben onu bilmem tanımam diklenmesi ile değil de fıtratta olan bu özelliğin Allah’a hasredilmesi gerekmektedir.. Kullara yönelik olduğunda ise zillete dönüştüğü bir realite olarak insan hayatında ciddi olumsuz sapmalara gittiği her zaman diliminde gözlemlenmektedir.

İşte; Allah’a kulluğa razı olamayan insanın, Allah olamasa da onun yanında yer aramasının örtülü şekillerinin, insan topluluklarını ne hallere evirdiğini görebilmekteyiz. Aslında amaç sanki Allah olmak! Bunu da vahdet-i- vucud (Allah ile bir-leşme(!) Aynı özden olma esası gibi savların kuzu postunda İslam’a girmesi, girdirilmesine kapı alalamıştır. Masum gözüken bu sapmalar tarihi süreçte daha çok hissedilir olmuş, Saf İslam mirasının sulandırılarak bozulmasına, itikadi sapkınlıklar oluşturmasına sebep olmuştur.

Saf İslam mirası; Din vicdanında bu akımlar vasıtası ile ciddi anlamda düşünsel krizlere sebebiyet vermiştir. Allah insan düşüncesini kevni olaylara, kâinat kitabına tevcih ettiği halde sufi miras Allah’ın zatını önceleyen eski yunan felsefesinden mülhem konuları ısıtıp İslam adı ile servis ederek, İslam İtikadını bulanıklaştırma yönünde ciddi kazanımlar elde etmiş, ümmetin siyasal anlamda bozulmasına ameli ve imâni konularda duyarsızlaşarak yaşamasına zemin hazırlamıştır.

Bitirirken;
Saf İslam ahlakı, ilk elçiden son elçiye kadar değişkenlik olmadan vahiy ile insanlığa duyurulmuş, örnek bir elçi ile yaşatılarak gösterilmiş. Allah dinini kitabı keriminde muhafaza altına almış olmasına rağmen, Dışsal etkenlerin düşünce ibadeti savı ile Allah’ın sahasına girenlerin; Zahirin yanında “Batın” üretmeleri ile dinde olmayan algıların dinmiş, dindenmiş gibi görülmesi tarihi süreçte garipsenmez olmuş olduğu ne garip.

Bu bakımdan Eksiksiz, tamamlanmış, açıklanmış, anlaşılır kılınmış, kolaylaştırılmış Din. Allah’ındır. Ve onun kitabındadır. O kitabın dışında din aramak beyhudedir.. Vesselam.

 

 

 

Hakkında HAMDİ AKAN

HAMDİ AKAN

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*