Anasayfa » ERCÜMEND ÖZKAN » “DEMOKRASİ, İNSANI HEVASINA UYMAYA YÖNLENDİRİR…”
657x289_7ab343d0-36bc-4d79-b4d3-b356c76a9ad5

“DEMOKRASİ, İNSANI HEVASINA UYMAYA YÖNLENDİRİR…”

Demokrasi insanı hevâsına uymaya yönlendiren yaşam biçimi­nin adıdır. İslâm ise insanın Allah’a, O’ndan gelen vahye teslim ol-muşluğunun ifadesidir. Ne araç olarak, ne de amaç olarak Müslüma­nın datasında bulunmaması gereken bir kirliliktir demokrasi. Kur’an, başından sonuna kadar insanı hevâsına uymaktan uzaklaştırıp vahye uymaya (teslime) yönlendiren kitabın adıdır.

Ercümend Özkan yazılar

İslâm toplum düzeninde aslolan, Müslümanların tevhid esası üzerine yükselen değerleri yaşatmasıdır. Bu değerlerde insanı insan eden, insana fıtratına uygun yaşamı sağlayan eşyanın tabiatını tanı­ma ve hayatı kolaylaştırmak için bundan yararlanmak asıldır. Hayatı tüm insanlar için bir sinema alanı, ahireti ise bu sinemanın sonucu­nun görüleceği sonsuz bir mekân ve zaman olarak değerlendiren İslâm, yeryüzünü ifsad (bozulma)dan korumayı, insanları ve toplu­mu münkerlerden uzak tutmak ve ma’ruf ile donatmakla sağlayacağı­nı belirtmektedir. Bu sebeple, insanların kendilerinden başlayarak ’emr-i bi’l-ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker’ yapmaları, insan olarak ilk, önemli ve öncelikli görev olmuştur.

İslâm anlayışında muhalefet ancak, iyinin daha iyi olmasını sağ­lamaya yönelik bulunması halinde meşruiyet kazanır. Ma’rufu, münkere çevirmeye yönelik düşünce ve davranış asla muhalefetin konusu olarak algılanmamalıdır. Zira insanı daha doğruya götürücü olma­yan, bugününü dününden daha kötü hâle getirmeye yönelik düşünce ve davranışlar asla muvafakat edilmemesi gereken münkerlerdir. Arzın ifsadına yönelik düşünce ve davranışların asla meşru olmama­sı gerekir. Bu muhalefet boyutları itibariyle kişinin toplumu ve her­hangi bir ferdi ifsad edemeyeceği sınırlara kadar uzanır ve belki fer­din derununa kadar uzanamaz. İslâmî düzen, uygulamaları ile ister ki bir fert dahi bozulmasın, kendine yazık edenlerden olmasın. Bu ken­dine yazık ediş hem fert hem de toplum için bir yitiktir ki, İslâm, bir ferdini bile yitirmeye, Allah’ın kullarından bir kulun bile kaybına razı olmamaktadır. Zira İslâm, herkesi kaypsayan ma’rufun bir diğer adıdır. Öyle ki kendi iyiliğini istemeyenin bile iyiliğini istemenin adıdır. İslâm’ın Allah’ı, iyi olmaya yönelmiş her insandan sâdır ola­cak en küçük bir pişmanlığın bile bağışlayıcılıkla karşılayıcısı olan bir Allah’tır. O gafurdur, rahimdir.

Muhalefet, haktan sapmaya yönelik düşünce ve davranışlara karşı yükselmesi gereken sesin adına denilmeli ve alternatifsiz ka-bullenilmelidir. Karşı çıkılması, muhalefet edilmesi gerekenin bâtıl olduğunu kabullenenlerin dinine İslâm denildiğine göre hakka muha­lefetin hak olabilmesini İslâm mümkün görmemektedir. Bu itibarla bâtıl lehinde çıkarılacak sesin muhalefet olarak adlandırılması demek, haktan vazgeçmek demektir ki bu ne lügat, ne de ıstılahta cevâbı bulunmayan şeydir.

Özgürlük insanı nefsinden ibaret ve nefsine râmolma olarak ta­nımlayan demokrasilerin bir kurumu olduğundan, Allah’a teslim ol-muşlukla bağdaşır yanı bulunmayan bir münkerdir. İnsanın hevâsına uymasının bir diğer adı olan özgürlük rab olarak Allah’ı kabul eden­ler için bir münkerdir ki yalnızca kaçınılması, uzak durulması gere­ken şeydir.

Demokrasi insanı hevâsına uymaya yönlendiren yaşam biçimi­nin adıdır. İslâm ise insanın Allah’a, O’ndan gelen vahye teslim ol-muşluğunun ifadesidir. Ne araç olarak, ne de amaç olarak Müslüma­nın datasında bulunmaması gereken bir kirliliktir demokrasi. Kur’an, başından sonuna kadar insanı hevâsına uymaktan uzaklaştırıp vahye uymaya (teslime) yönlendiren kitabın adıdır. Demokrasi ise insanı yalnızca kendi hevâsına, daha da geniş bakıldığında başkalarının (ço­ğunluğun) hevâsına uymayı esas edinen dünya görüşü ve yaşam tar­zıdır. İnsan hevâsına uymaktan uzak durup vahye teslim olmalı iken hevâsına uyarsa demokratik bir yaşam tarzını seçiş olur. Halbuki in­sandan istenilen vahye teslim olmaktır.

Biz insan fıtratını ve eşyanın tabiatını bilen Müslümanlar olarak toplum ve fertlerin düşünce ve davranışlarında vahyin istediği sevi­yeye yükselmesi gerektiğine inanan kimseleriz. Bu sebepledir ki de­ğerlerimizi tersyüz etmek isteyenlere asla prim vermeyeceğiz. Uyul­ması gereken esaslar olarak vahyin belirlediği esaslardan başka bir değeri tanımadık ve tanımıyoruz da. Ne demokrasinin, ne de .Mark­sist düşünce tarzının insanlara kazandırdığı bir değer tanımadık. Bi­lakis batı demokratik siyasal sistemi ile insanlığa emperyalizmi, çı­karcılığı, ferdi ve kitlesel zulmü, sömürüyü tanıtmış, bunlardan başka bir değeri bulunmadığını göstermiştir. Marksizmin ise madde ve içinde saklı çelişkileri, insanlığı kitlesel mahva sürüklemiş ve so­nunda iflas edip yeryüzünden çekilmiştir. Geride bıraktığı ise yalnız­ca acılardır.

İslâm ise en bozuk uygulandığı asırlarda bile insanlığa eğik-bükük de olsa insanî değerler bırakmış, mensuplarının akletmeyi ter-ketmeleri yüzünden tatlı anılar bırakarak uzaklaşmıştır.

İnsanın ilerlemesi insanlığını hiç unutmadan düşünmesi ve ya­şaması demektir. Fikrî seviyeyi yükselten Kur’an İslâm’ı fert ve top­lumu da nefislerindekileri Kur’an’dakilerle değiştirmeleri halinde yü­celteceğinin örneğini vermiştir. Bu örneklerin günümüze uyarlanma­sı halinde aynı mes’ud günleri yaşayacağımıza inanıyoruz.

İslâm topluma ferdi ezdirmediği gibi, ferde de toplumu bozdur­maz. Bu sebeble de bir ‘orta yol’un adıdır İslâm. Ferde toplumu ifsad ettiren demokrasi ile, topluma ferdi ezdiren Marksizmin ifrad ve tef-rid olduğuna İslâm’ın ise bir ‘orta yol’ bulunduğuna inancımız onun tekrar tekrar sağlamasını yapacak kadar kesindir. Üstünlüğünü aklederek gördüğümüz İslâm’ın, tartışarak üstünlüğünün tartışılmazlığını anlatabiliriz. İslâm, onu bizlere gönderenin üstünlüğü ile uyumlu bir üstünlüğe sahibtir. Demokrasi ve Marksizm ise kaynağı olan insan aklının sakatlığı, eksikliği ile malûldür. Bundan dolayıdır ki insan ile Allah ne kadar kıyas kabul ederse, demokrasi ve Marksizm ile İslâm o kadar mukayese edilebilir.

Mensuplarının topallaması yüzünden yarışı kaybettiği sanılan İslam her zaman kazanacaktır. Yeter ki “Müslümanım” diyenler, Müslüman olmalarının gereğini yerine getirsinler. İslâm gerekleri ye­rine getirdikçe güzelliği görünür, bilinir, yayılır ve kabullenilir iken, demokrasi ve Marksizm gerekleri yerine getirdikçe çirkinleşmekte, kokmakta ve çevreyi korkutmaktadır.

Kur’an’ın içerdiği gerçekler ve onda bulunan yerine getirilmesi gereken gerekler İslâm’ın üstünlüğünün tartışılmazlığını gösteren gerçeklerdir. Bunu görmek isteyenler onu yalnızca aklederek oku­sunlar, göreceklerdir.

 

Hakkında HABERLER

HABERLER

Bir yorum yazın

E-posta hesabınız yayınlanmadıGerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir *

*