12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
KARADENİZ: Küresel Mücadele ve Şeytani Hâkimiyet havzası
08.03.2014 16:22

Global ölçekli güç mücadelesinin etkilerini en çok hisseden coğrafyalar, İslam coğrafyası ve onu çevreleyen yakın coğrafyalar dır dense yeridir. Bu etkiyi en çok hisseden ülkeler hem bölgesel konumu, hem de misyonun da ki önemli değişikliklerin bölgesindeki diğer siyasi yapıların değişimini de tetikleyeceği düşünülürse Türkiye ve Ukrayna gibi ülkelerdir.11 Eylül sonrası şekillenen yenidünya düzeni ülkelerin bölgesel konumlarının küresel güçlerin geleceği ile ilgili üstlenecekleri rolleri gereği kontrollü ve artarak devam eden bir değişim ve dönüşüm yaşamalarını beraberinde getirdi. Dünyada olduğu gibi bölgede cereyan eden değişim ve dönüşüm hareketleri, dünyanın yeni küresel putu  “Demokrasi” üzerinden kontrollü bir şekilde idare edildi. Global güçler çıkarlarının geleceğini kimi zaman renkli devrimlerle, kimi zaman militer zor kullanarak dayattıkları demokrasi ile birlikte teminat altına almaya çalıştılar. Soğuk savaş sonrası yaşanan değişim ve dönüşüm hareketleri küresel küfrün paradigmasına sadık kalınarak yapılan yenilenme çabasından başka bir şey değildi. Bunun izlerini Arap baharı sürecinde gördüğümüz gibi çiçek devrimlerin yaşandığı diğer coğrafyalarda da gördük.

Küresel güçler arasındaki çıkar mücadelesi Karadeniz havzasında yaşanan son gelişmelerin sahne almasına neden oldu. Karadeniz havzası değişim ve dönüşüm yönünden bakıldığında Sosyalizm’den Kapitalizm’e evirilen ülkelerin merkezinde bulunmaktadır. Gelişmişlik yönünden bakıldığında kuzey ile güney, enerji yol ve kaynakları yönünden bakıldığında; üretenle tüketen, medeniyet yönünden bakıldığında; doğu ile batı ülkelerinin etkili olduğu geniş bir havzadır. Karadeniz havzasında yaşanan stres birikimi küresel küfrün yeryüzü ile ilgili şeytani tutumundan kaynaklanmaktadır. ABD gibi şeytani güçlerin temel amacı küfür sistemini küresel bir sistem haline getirmektir. Bu amaçla dünyanın her yerinde stratejik kaynaklar üzerinde etkili olmaya çalışırken, dünya barışını korumaya çalışan bir görüntü vererek küresel küfrün değerler sistemini hâkim kılmayı da hedeflemektedirler. Bölgedeki demokratik gelişmeleri ve değişimleri, küresel küfür sisteminin önünde hiçbir engel çıkmaması için desteklemektedirler. Arap baharı sürecinde Ortadoğu’nun vitrinine model örnek olarak Türkiye’yi, Karadeniz havzası içinde bölgenin vitrinine Ukrayna’yı koymaları bu yüzdendir..

Bu vasatta gelişen süreç, demokrasinin aldatıcı cazibesine kapılan Karadeniz bölgesindeki birçok devleti AB ile NATO üyeliğine doğru sürüklemiştir. Bu devletlerin içinde yaşanan sessiz devrimler ve NATO’nun Karadeniz’de etkinliğinin bu ülkeler üzerinden artırılma çabaları ABD’nin bölge siyasetinde aktif rol oynamasını sağlamıştır. ABD 11 Eylülden sonra NATO güdümünde Akdeniz’de oluşturduğu ve Türkiye’nin de katıldığı operasyonlarını ABD Suriye krizinde de gördüğü üzere Ortadoğu stratejisinin başarısının büyük ölçüde Karadeniz’de de askeri gücünün konuşlanmasıyla ilgili olduğunu anlamıştır. Rusya’nın Karadeniz’de askeri yönden daha fazla köşeye sıkıştırılması demek ABD’nin Kafkasya ve Hazar bölgesi de dâhil olmak üzere Orta doğuyu da içine alan geniş coğrafyaya hâkimiyeti anlamına gelmektedir. ABD küresel küfrün temsilcisi olarak gücü yalnızca kendinde görmek istemekte ve hiçbir ortak kabul etmemektedir. Bu amaçla AB’nin küresel ve bölgesel güç haline gelmesini engellediği gibi, AB ile Çin arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkileri de önemli ölçüde Karadeniz hâkimiyeti ile kontrol altında tutmak istemektedir. Ayrıca Rusya’yı güneyden, Türkiye ve İran’ı Kuzeyden daha rahat ve kontrollü bir şekilde küresel çıkarlarına uygun olarak istediği gibi yönlendirebilecektir.

ABD’nin bütün bu girişimlerinin önündeki engel 1936 Montrö boğazlar sözleşmesidir. Türk Boğazları’ndan gemilerin geçişi, bilindiği üzere 1936 yılından beri bu anlaşmanın öngördüğü çok özel şartlar çerçevesinde düzenlenmiştir. Karadeniz Montrö anlaşmasının kendisine sunduğu özel avantajları sebebiyle ABD gibi küresel güçlerin savaş gemilerini sokamadığı dünyadaki tek denizdir. ABD’nin bölge ülkelerinin içinde yaptığı siyasi operasyonlar bu anlaşmanın katı olan maddelerini yumuşatmak ya da Karadeniz’e askeri güç gönderebilmesi için dünyanın değişen ve dönüşen yeni dinamiklerini bu yönde kullanmaktır. ABD Rusya’yı karşısına almakla Rus-NATO kutuplaşmasının derinleşmesine ve Türkiye’nin bundan etkilenerek Montrö anlaşmasının ilgili maddelerini ABD’nin Karadeniz’e askeri güç olarak girişine yönelik esnetmesini hedeflemektedir. ABD gibi küresel bir güç Türkiye, Ukrayna, Romanya gibi bölgesel devletlerin küresel aktörlerden bağımsız politika oluşturmakta güçlük çektiklerini ve politikalarını küresel aktörlerle koordineli bir şekilde belirlemek zorunda kalacaklarını çok iyi bilmektedir. Bu yüzden Uluslar arası örgütleri ve organizasyonları (NATO, AB, AGİT, GUAM, KEİT) bölge çıkarları için bu yönde iyi manipüle edebilmektedir. ABD’nin bu örgütler üzerinden bölgedeki güç dengesini kendi lehine çevirerek Rusya’nın bölgedeki siyasi, ekonomik ve askeri etkisini azaltmaya çalıştığı bilinmektedir.

Bütün bu gelişmelerle birlikte başta ABD olmak üzere İsrail’in de bu bölgeyle olan yakınlaşması tesadüf değildir. Bütün bu gelişmelerin tohumları İslam coğrafyasında yaşanan Arap Baharı sürecinde sinsice atılmıştır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin mimarları Güneyden Arap Baharı ile başlattıkları İslam coğrafyasını çevreleme girişimlerini Kuzey’den Karadeniz ile tamamlamaya çalışmaktadırlar. İslam dünyası denizlerden çekilmenin başladığı 1571 İnebahtı yenilgisi sonrası dünya siyasetindeki etkinliğini de yitirmeye başlamıştır.1890 lı yıllarda ABD deniz Kuvvetlerinde Amiral olan Alfred Mahan yazdığı “Deniz Gücünün Tarihe Olan Etkisi” adlı eserinde “Deniz gücü ile Kara gücü arasındaki mücadelede bir memleketin denizden kuşatılması, ona karşı yenilmez bir kara kuvveti çıkarmaktan daha etkili” demesi gerçekten de düşündürücü olması noktasında son derece önemlidir.

  Sonuç olarak denebilir ki dünyada İslami uyanışın patlak vermesi ve SSCB’nin de dağılmasından sonra iki kutuplu olan küfür sistemi Islama karşı tek kutuplu küresel bir küfür sistemine dönüşmüştür. Bu sistem demokrasi üzerinden kendisini yeryüzüne yaymaya çalışmaktadır. İslam coğrafyası İslami uyanış sancıları çekmekte, ancak duruş ve yöntem noktasında Kur’an’a ve Resulullah’ın en önemli sünneti olan siyasetine çok uzak bir görünüm sergilemektedir. Bu haliyle Müslümanlar dünya’nın her coğrafyasında küresel küfre hizmet ettirilmektedir. Dünya zalimlerin, firavunların zulmünden kurtarılmayı beklemektedir. Dünya’nın beklediği kurtarılmayı, İslam coğrafyası Kur’an dışı yanlış din algısı yüzünden mucizeler gösterebilen, uçan, kaçan kurtarıcıya bağlamış bir vaziyette basiretten yoksun oyalanıp durarak beklemektedir. İslam dışı tüm dinler yeryüzünde kan akıtan, fitne ve fesat çıkararak dünyayı kaosa sürükleyen toplumsal sistemler inşa etmişlerdir. Yeryüzündeki bu zalim düzenin kurtuluşunu sözde evrensel değerler adı altında batılı anlayışları İslam la tevil etme yoluna giderek çözüm reçetesi sunmaya çalışanlar şeytanın saflarında şeytanla iş birliği halinde oyalanıp duranlardır.

İslam yeryüzündeki kurtuluş için tek adrestir. Kur’an dünya’yı bu zalimlerin stratejik hesaplarına karşı akıl sahiplerini uyaran anlatımlarla doludur. Dünyayı zalimlerden kurtaracak elbette ki bir mucize olacaktır. Ancak bilinmelidir ki O mucize yalnızca KUR’AN’ dır. Kafirler bunu çok iyi bilmektedir. Karadeniz’in küresel güç mücadelesine sahne olması, Şeytani hakimiyet’in havzası olarak Karadeniz’in seçilmesindendir.    

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, TwitterTwitter, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Bu yazıya toplam (2) yorum eklenmiştir.
hamdi akan
11 Mart 2014 Salı 00:42
" Şeytani hakimiyet havzasına"
Global anlamda "Ağa(Devlet) i temsilen, işinin racon’unu çok iyi bilenlerden oluşmuş/oluşmakta idi. Ağa her işini kendisi yapmak yetişmek durumunda değildi.

Elbette ki bazı işlerini başkalarına ücreti mukabilinde yaptırmak,işletmek zorunluluğun da olması bakımından, tabii olarak "kahya "(Bölgesel güçlere) lere ihtiyacı vardı,olması da gayet normaldi,sistem bu şekilde işliyor işletiliyordu.Ağa yapılacak işleri ihale ediyor,işleri en güzel yapacak "kahya"lara İhale ediyor..

Yerli iş birlikçiler de gönüllü olarak" Şeytani hakimiyet havzasına" katılmaktadırlar.. katılmaktadır.
Teşekkürler sn. arat.
mbozac
09 Mart 2014 Pazar 13:43
uyanış
dayağı hep biz yiyoruz ve de dayağı atanlar attıranlar tarafından da 'aferin iyi gidiyor, devam..' söylemleriyle süreç ve işletme devam ediyor... büyük oyunu okuyamıyor, devenin eğrilikleriyle uğraşıyoruz... dayak atanlardan istimdat bekler, dilenir hale gelmek de cabası.. biz kendimizi ve dinimizi tanımalıyız önce... konsept dediğiniz gibi insanlığın yegane çıkışı olan İslam'a/dine karşı din, hatta 'din içinde din' algısı ile üzerimizde sürdürülüyor.. hep birbirimize 'tos' vuruyoruz...
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
-1 / 5 °C
Hakkari
-5 / 6 °C
İstanbul
9 / 12 °C
İzmir
2 / 14 °C