Elif İsmailoğlu
12 Punto14 Punto16 Punto18 Punto
Arafta mıyım?
08.08.2013 00:34

 

Gökyüzüne kaldırdım başımı,

Siyaha direnen mavilikler gördüm.

Maviyle oynamak istedim

Dolunayın ışığında!

İzin vermediler…

 

Bir resim çizdim; masmavi bir deniz, denizin ortasında bir gemi, geminin içinde ben ve anılarım. Uzun bir yolculuğa çıkmak üzere kırmıştım dümenimi uçsuz bucaksız maviliklere doğru. Açmıştım yelkenlerimi sert olmayan rûzgâra karşı.

Anılarımda, başa saramayacağım bir hayat ve geç kalmışlığım vardı. Düşündüm, başa saramazdım belki ama, maviliklerde özgür bırakabilirdim onları. Yırtık, paramparça bir iz bırakabilirdim belki o zaman; unutmanın mümkün olmadığı geç kalınmış hayatta belkide.

Bazen insan unutmasa da geride bırakabilmeyi becerebilmeli, eğer birlikte yaşayamıyorsa; bu birliktelik acı veriyorsa salıvermeli.

Evet, niyetim buydu; gökyüzüyle denizin birleştiği çizgiye varıp, salıvermek anıları.  Kaybolup gitmelerini istediğim için mi, yoksa beni götüren o rûzgârların etkisiyle yeniden bana döner ümidiyle mi bilmem. Bilmem ama, hep aynı niyet üzere yola çıkışım bundandır işte.

Çıktıktan sonra yola, başıma geleceklerden habersiz ve hazırlıksız ilerliyordum koyu renk dalgaların raksıyla birlikte. Bir an güneşimi yitirdim, etraf karardı. Sonra kara bulutlar sardı etrafımı. Sonra o kara bulutları da göremez oldum, her tarafım sislerle kaplandı. O kadar ki, burnumun dibindeki dümeni bile göremez olmuştum. Gemim bir kağıt parçası sanki; bir o yana, bir bu yana savrulmakta. Bu bir raks değildi artık; “denizin kabarıp, tutuşmasıydı.(Tûr/6) Sanki o gemi benim değil de bir başkasının gemisiydi, söz dinlemiyor, ne yaparsam nafile oluyordu.(Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler O'nundur. Rahman/24)

Bilmiyordum. Korkuyordum.

Nereden bilecektim yola çıktığımdan hemen sonra fırtınaya tutulacağımı. Nasıl mücadele edecektim fırtına ile; ben ki denizden zaten hep korkmuş değil miydim? Ya şimdi ne yapabilirdim bu koskoca denizin ortasında? Şimdi ne karayı görmekteydim, ne de ufku. Kalakalmıştım denizin ortasında. Sımsıkı yapıştığım anılarımın yerini korkularımın alışını engelleyemiyordum. Paniğe kapılmışlığım da fayda vermiyor aksine beni daha bir felakete sürüklüyordu.

Sonra dev bir dalganın etkisiyle düştüm, şiddetli bir acı. Sonrasında sanki bir ses, fısıldar gibi:

Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken, ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak sana şükredenlerden olacağız."   (Yunus/22)

Ben mi dua etmeliydim?

Fakat ben hep dua ederdim zaten. Evet, şimdi aklıma gelmemişti, korkmuştum, bu korku beni kendimden geçirmişti. Bu yüzden belki de ne dua etmek gelmişti aklıma, ne de kitapta bahsedilen kıyamet sahneleri. “Denizler, tutuşturulduğu zaman,…” (Tekvir/6) diyordu Rabbim, “Denizler, fışkırtılıp-taşırıldığı zaman,…”  (İnfitar/3 )

“Artık her nefis önceden takdim ettiklerini ve ertelediklerini bilip-öğrenmiştir.”   (İnfitar/5 )

Bir kıpırdanma… Bir daha… ve sonra bir daha: o da nesi; her tarafım çeşit çeşit balıklarla dolu. Başım acıyor. Elimi atıyorum acıyan yere, parmaklarıma koyu bir kırmızılık bulaşıyor. Hafifçe doğruluyorum olduğum yerde, etrafıma bakınıyorum biraz şaşkın, biraz da ürkek!

Nerdeyim ben; ölü müyüm, diri mi? Etrafımı sarmalayan kara bulutlar nerede, ya o bana dümenimi bile kaybettiren yoğun sis yumağı? Hepsi bir olup yok olup gitmişlerdi şimdi. Resmettiğim gemimde bir ben, bir anılarım kalmış. Dümenimin yerini ise alması gereken o Kitap almış…

Çıkıyorum çizdiğim o resimden. Şimdi yanımda sadece anılarım yok, umutlarım ve yaşama dair unuttuğum değerlerim var. Onlarla birlikte gidebileceğim yere kadar…

Selam ve dua ile… 

Yazıyı Paylaş : GoogleGoogle, TwitterTwitter, FacebookFacebook, DiggDigg, Del.icio.usDel.icio.us, RedditReddit
Bu yazıya toplam (2) yorum eklenmiştir.
İç Mihrak
03 Ocak 2014 Cuma 20:04
Ressam Bob
Merhaba ben Bob..Ressam Bob.. Hani çocukken ya da hep çocuk sandığımız zamanlarımızdan birindeyken, TRT2'de resimler çizen Bob..
Hani fırçayı eline alıp, "şuraya bir ev çizelim, yanına da ağaçlar yapalım. şurada da belki küçük sevimli çocucuklar vardır"
deyip iki dakkada tablolar yapan Bob...

Hadi birlikte tamamlayalım çizdiğiniz resmi...

Şurada hayallerimiz olsun mesela masmavi.
yanına da bir kaç kırıklık yapalım..
burada da tekrarlar olsun,hep aynı şeyi yapmış olalım..



Belki şurada güvendiğimiz dağlar vardır. Şuraya da...
evet, şuraya da karlar yapalım..
Belki şurada dost gibi görünen birileri vardır.
Şurada da inanıyormuş gibi yapalım..


Belki şurada kendisinden başka herkesi mutlu edebilen birisi vardır.
şuraya da biraz yalnızlık yapalım...

Diyelim ki şurada yaşanabilecek çok güzel sevdalar vardır.
Şuraya da biraz gurur yapalım...

Belki şurada mutluluk,yanında da korkular vardır. Aralarına da ince fırçamızla bir çizgi yapalım..

Mesela şuraya bir Abidin çizelim,
belki yanında da mutluluğun resmi vardır..

çizmeyeyim diyorum ama, şuraya kocaman bir pişmanlık yapalım...
yanında da belki hayırlısı vardır...

Ve şuraya, tek bir sözüyle bile bizi hayata bağlayan birisini yapalım.
Şurada da onu bir daha yapalım, gitmesin hiç...
Büşra Günaslan
14 Eylül 2013 Cumartesi 14:00
..
kelimeleri hissetmek..
Yazarın Diğer Yazıları
YAZARLAR
Haberler
Kavram
Ercümend Özkan
POSTA LİSTESİ
Foto Galeriler
Video Galeriler
HAVA DURUMU
Ankara
-1 / 5 °C
Hakkari
-5 / 6 °C
İstanbul
9 / 12 °C
İzmir
2 / 14 °C